


Beyoğlu'nda harikalar diyarı ve bir süper yıldızın doğuşu
Kızlar çığlıklarla koşuştular. Zıplayıp bağırıyorlardı. Etekleri kısacıktı. Bacaklarını havaya kaldırıp indirirken kırmızı külotları gözüküyordu. Avvvvvv...
"Operet" izliyorduk; Ses Tiyatrosu'ndaydık. Sahnenin önünde bir adamın başını ve kollarını görüyordum. Vücudunun alt yarısı karanlıkta, elindeki çubuğu sallayıp duruyordu. O çubuğunu salladıkça müzik coşuyordu. Meğerse bodrum gibi yerde orkestra varmış. Orkestra bum bum ediyor, kızlar bacaklarını kaldırıp sahneye güm güm indiriyor.
Locamız sağda, sahneye bitişik gibiydi. Hepsini yakından görebildiğimiz kızların en ortasındaki farklıydı. Göze çarpıyordu. Annem "-Gamzeleri ne güzel!.." dedi.
***
Berlin'deki kabareler yıkılmıştı. Revü kızlarının kuvvetli Alman bacakları ahşap parkeleri gümletmiyordu. Bombalar düşmüştü Berlin'e... Pazularına svastikalı bantlar sarılı Nazi subaylarının doldurduğu gazinolar artık tuğla yığınıydı.
Bütün Avrupa çökmüştü. Savaş sonrası yılgınlığı, çaresizliği... Yıl 1945.
Ve savaş sırasında ve sonrasında kemanını kapan, bacaklarının veya sesinin güzelliğine güvenen çok Avrupalı Türkiye'ye sığınmıştı.
Biten İkinci Dünya Savaşı'nda 25 milyon insanını yitiren Avrupa matemliydi. Savaşa girmeyen Türkiye'de iş vardı Avrupalı müzisyenlerle, revü kızlarına... Onlar müzikli lokallerin orkestralarına, revülerine katıldılar. Operetlere renk kattılar.
Ses Opereti harikalar diyarı gibi geliyordu İstanbullulara... Kocaman perde açılıyor, rengarenk dekor rüya alemine götürüyor, müzik uçuyor, birbirinden güzel kızlar dansediyordu. Sonra gelsin şarkı ve güldürü... Kah, kah, kih, kih kendinden geçiyordu vatandaşlarımız. Ekmek karnesinden başka savaş derdi görmemişlerdi. Ama ekmeği daima bulmuşlardı. Sururiler, Karacalar, Muzaffer Hepgüler gibi unutulmazlar ve Carlo Capocelli Orkestrası...
Annem, babam elimden tutar, Ses Opereti'ne götürürlerdi. Beyoğlu'nun göbeğine... Geniş koltukları, rahat locaları vardı. Ses Tiyatrosu'na gideceğimiz günler, anneannemin Sıraselviler'deki evine giderdik. Bir gece orada kalırdık. Arka sokaklardan yürüyerek rahatça Ses Opereti'ne ulaşılırdı.
Beşiktaş'taki evimizden Sıraselviler'e gidişim beni Fenerbahçeli yapmıştı. Anneannemin komşusunun "abla" dediğim kızı Fenerbahçe armasını tığ işi ile örmüş ve yakama takmıştı. Pırıl pırıl ibrişim ipliklerin ördüğü sarı, lacivert, kırmızı, yeşil ve beyaz renklerle bezenmiş Fenerbahçe armasıyla büyülenmiştim. Gönlüm tam doğduğum semt Beşiktaş'ın kulübüne kayacakken...
Ses Opereti, beni Fenerbahçe'ye, annemin beğendiği gamzeli kızı da sinema yıldızlığına götürdü.
Ses Opereti Revüsünün gamzeleri güzel kızı kimdi? Küçüklüğümdeki sinemanın sultanı Nevin Aypar idi. Gönülleri fetheden kibar yüzlü, ama çok seksi güzel. Nevin hanım "seksi" dememe herhalde kızmaz. Çünkü o zamanki dergiler "seksapeli yüksek" yazıyordu.
Nevin Aypar, Türkiye'nin ilk televizyon yıldızıdır aynı zamanda... Evet. Türkiye'de televizyonun adı bile fantezi gibi anılırken Nevin hanımın, İran Televizyonunda şarkılı, türkülü, operet müzikli bir programı yayınlandı. Nevin Aypar'ın şöhreti tüm komşu ülkeleri sarmıştı. 1947 yılından 1962'ye kadar süperstardı. Bugün de TV dizilerinde nur yüzüyle büyükanne rollerinden gördükçe seviniyorum. Ve takdir ediyorum; yıllar sanatını terkettirememiş. Bravo Nevin hanım. Sanatçının emeklisi olmaz!..
***
Ses Opereti'nin sosyal hayatta ayrı bir heyecanı vardı. Amerikan müzikallerini sinemada izliyorduk, ama Ses Opereti canlıydı. Şarkıcıların sesleri Mario Lanza, Tony Martin veya Frank Sinatra kadar olağanüstü olmasa da, söylüyorlardı işte...
Dansçı kızlar Ann Miller, Vera Ellen veya Cyd Charisse değillerdi, ama dansediyorlardı işte... Hem de Hollywood yıldızları gibi milyonlarca dolar almıyorlardı. Ses Opereti'nin sadece yıldız dansçıları sadece 5 Türk Lirası yevmiye almaktaydı. Onlar: Nevin Aypar ve sonradan büyük sinema şöhreti olacak iki jön Yılmaz Duru ve Eşref Kolçak'tı.
Nevin Aypar, kovboy filmlerini tercih ettiğim çocukluğumun yerli yıldızı. Filmlerini az seyrettim. Ancak; zarif ve sevecen yüzünü hiç unutmadım. O hep, Fenerbahçe armasını işleyerek göğsüme takan komşu abla gibi hissettirdi kendini... Kuşağının sinema seyircisi Nevin Aypar'ı çok sever.
***
1967 yıllarına gelinmişti... Nevin Aypar anne rolüne çıkmaya başladı. Yılın şöhreti çocuk yaştaki Nebahat Çehre idi. Nevin hanım gibi güzel ve "seksapeli yüksek" Nebahat Çehre'nin Yılmaz Güney ile evliliği de yılın olayı idi.
***
Bir zamanlar Ses Opereti'nin bulunduğu pasajın yerini şimdi zor buluyorum.
Saklanmış sessiz Beyoğlu.
Korkmuyor, ama kırılmış.
Sanki hasta yatağından kalkmak istemiyor.
Vandallığın anıtı, sözde bina diye yapılmış mimarisiz betonlar, pleksiglas tabelalar arasında öfkeleniyorum.
Bana öyle geliyor ki, eski Beyoğlu'nu, o yaşlı güzel binalar içine çekmiş, saklamışlar.
"Geçmiş zaman geri alınmaz" diyor Schopenhauer.
Ben de "Tüm geçmiş kurtarılır" diyorum idealler olursa...
Şimdiki zaman ve geçmiş zaman
Belki ikisi de gelecek zamanda mevcut
Gelecek zaman da geçmiş zamanın içinde.