Fazilet Partisi kapatılmalı mıdır? Sorunun cevabından önce bir sorunun daha sorulması gerekli. Fazilet Partisi'nin kapatılmasının sonuçları ne olabilir?
Bu sorunun cevabı, "pratik anlamda" ilk sorunun cevabını da beraberinde getirir. Çünkü, bırakın böyle bir kararın Türkiye'nin iç dokusunda ve demokrasi zemininde yaratacağı tahribatı; en acil ve kestirme sonuç, Türkiye'nin AB hedefinin kapanmasıdır.
Burada ilginç bir husus var: Eğer, AB üyeliği, Türkiye'nin kendisine seçtiği "stratejik amaç" ise, Fazilet Partisi'nin kapatılması, bunu sakatlayacak bir işlev görecektir.
Denebilir ki, "şeriatın kestiği parmak acımaz" veya "Türkiye'de yargı bağımsızdır" vs. vs... Ancak, bir ülkenin hukuk sistemi, o ülkenin tarih” misyonundan ve varoluş koşullarından bağımsız hareket edemez. Aksi halde, mesela, AİHM kararı dikkate alınmadan, Abdullah Öcalan'ın aldığı cezanın infazı yoluna gidilmesi gerekirdi. Hangi süslü gerekçelerle izah edilmeye çalışılırsa çalışılsın, infaz sürecinin durdurulmasının, Türkiye'nin AB hedefleriyle ilgili bulunduğunu dünya âlem biliyor.
Yani, Fazilet Partisi'nin kapatılması konusu da, -bir bakışla- aynı "faydacı" nedenden ötürü, yanlış olacaktır. "Faydacı" görüşün dışında, Fazilet Partisi'nin kapatılmasının hukuk” olduğunu söylemek de zaten imkânsızdır.
Avrupa'sı da farkında; Amerika'sı da, olan-bitenin farkında. Fazilet Partisi'nin kapatılması kararı; Batı dünyasında, Türkiye'ye Batı âleminin bir parçası olması için verilen "çek"in ödenmeyeceğini veya açılan "kredi"nin kullanılmayacağını ilân eden bir "siyasi karar" olarak görülecektir.
Evet, hem Avrupa'da; hem de Amerika'da. Amerika'da, Türkiye, Clinton'un "şefkatli elleri"ne ve doğru bakış açısına emanet. Nitekim, Amerikan Büyükelçisi, o yüzden, Ankara'da Fazilet'in kapatılmaması gerektiğini gereken yerlere fısıldayıp duruyor. Gelgelelim, Clinton, artık iyice kızışan bir seçim kampanyasının ortasında bir "yolcu Başkan". Türkiye'ye, Türkiye'den daha fazla müzahir olup, bunu sonuca erdirecek gücü artık kalmıyor.
Fazilet Partisi'nin, "hukuk”" ve "sosyolojik" gerekçeler bir yana, gayet "pratik" ve "faydacı" gerekçelerle kapatılmaması gerektiğine işaret etmek, asla bu partinin onaylandığı anlamına gelmemeli.
Ancak, bizim "onaylamama" sebebimiz, bu partiye atfedilen "gizli şeriat devleti kurma özlemleri" veya "irtica” zihniyeti" ile ilgili değil. Bunlar zaten geçerli ve doğru gerekçeler de değiller. Bu partiyi, bu haliyle, Genel Başkanı Recai Kutan'ın son Genelkurmay açıklamasına verdiği cevaptan sonra, hiçbir ilkeli insan onaylayamaz.
Üzerine gelindiği vakit, Genelkurmay'a eliyle köşe yazarlarını gösteren bir devlet adamı tipi düşünebiliyor musunuz? Türkiye, -Genelkurmay'ın bahsettiği anlamda değil- bu zihniyete emanet edilebilir mi? Bu çürük zihniyet, Türkiye'nin dev iç ve dış sorunlarıyla başedecek cesarete sahip olabilir mi?
Eliyle gösterip, "Vallahi onlar yaptı" demeye getirdiği köşe yazarlarının, biri kendi partisinin mensubu; diğeri ise bir Hürriyet gazetesi köşe yazarı. Zira, Hizbullah'ın bastırılması konusu ile Sincan tankları irtibatını bu iki kişiden başka hiç kimse kurmadı.
İşin en vahim tarafı, Recai Kutan'ın, herhalde siyaset tarihimize geçecek, o utanç verici açıklamasını, partisinin ileri gelenleriyle 3.5 saat süren bir toplantıdan sonra yapması. Yani, mesele Recai Kutan'da da değil. Bu parti, böyle bir yönetimle, böyle bir zihniyetle, en başta bize güven vermiyor; nerede kalmış Türkiye'nin tümüne ve dış dünyaya güven verebilsin.
Kapatılmamalarını onlara bayıldığımız için istemiyoruz; derdimiz, Türkiye'nin Avrupa yolu tıkanmasın...