kapat

30.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )


Tövbe vakti...

Hizbullah, bir yandan da PKK'yla savaştığından ötürü devletin koruma ve desteğine mi sahip oldu?

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'e dün bu soruyu ve hali hazır durumun geleceğe dönük sonuçlarını sordum.

Bakan Türk, devletin PKK'yla mücadeleye yoğunlaştığı 15 yıl içinde Hizbullah'ın büyümek yolunda elverişli bir ortam yakaladığını kabul ediyor ama "Üstüne gidilmedi" iddiasını kabul etmiyor:

"Hücre sistemiyle çalıştıkları için bireysel suçlular yoluyla örgütün bütününe gidilmesi zor oluyordu. Ama buna rağmen geçen yıllarda bu örgütün 422 üyesi tutuklu, 84 üyesi de hükümlü olarak cezaevindedir."

Ya bundan sonrası?.
Son operasyon, pişmanlık yasasının da özedirici etkisiyle konuşan militanlar sayesinde Hizbullah'ın kökünü kazıyacak bir hayırlı fırsatın kapılarını açmıştır.

Örgütün şeması çözülmüş, yönetici takımının büyük bölümü ele geçirilmiş, devlet içindeki uzantılarının da tasfiyesini sağlayacak deliller toplanmaya başlamıştır.

Kürt bölücülüğü amaçlı teröre İslâm'ı alet eden kanlı bağnazlık bugünün tehdidi değil. Diyanet İşleri eski Başkanı Dr. Lütfi Doğan bunda on yıl önce şu uyarıyı yapmıştı:

"İslâm dinini kullanarak topluma korku salan, İslâm dinini geri bir din gibi göstermek isteyen gözü, gönlü, düşüncesi karanlık bağnazları durdurmak; demokrasimizi güçlendirmek, milli, insani ve hatta İslâmi bir görev haline gelmiştir."

28 Şubat, bu görevi ihmal eden hükümetlerin yarattığı bir sonuçtur.

"Kanlı mı olacak, kansız mı?" diye soran, "Cezayir'deki gibi kan akacak, fıstık gibi olacak" diye hayal kuran zihniyet şimdi Hizbullah'ın tasfiyesini dinin ve rejimin kurtuluşu adına kutlayacağı yerde 28 Şubat'ın intikamı için sömürmeye çalışıyor.

Hizbullah'ın ölüm tarlaları üstünde siyaset yapmak, insanlığa da, demokrasiye de, İslâm'a da kötülüktür.

Bu vahşi cinayet örgütüne karşı yürütülen savaşın hızını kesme vebalini kimse taşıyamaz.

Fazilet yöneticileri uyanmalıdır.

Tövbe vakti geldi, geçiyor. Bu görevin kazaya kalması şansı yok!

Çaresiz iktidar olmaz
Yıllar sonra Ecevit başbakan oldu ve elektrik kesintileri nedeniyle karanlık yurt sathında gezinmeye tekrar başladı!

Tam da Türkiye'nin vaad ettiği parlak geleceğin Davos'ta dünyaya pazarlandığı günlerde.. Ne talihsizlik?.

Enerji Bakanı Ersümer "Barajlarda su seviyesinin düşmesi, pompaj istasyonunun bozulması ve ağır hava şartları.. Üçü bir araya geldi" diye açıklıyor durumu.

Siyasetçinin "şanssızlık" dediği şeye halk da "uğursuzluk" diyebilir..

Oysa ülke yönetiminde iki ölçü vardır:

Başarı ve başarısızlık..

Başarısızlık, şanssızlık veya uğursuzluk..

Üçünün de müeyyidesi tektir:

Görevi bırakmak.

Enerji Bakanı ya Cumhurbaşkanı'nın dediği gibi gazı nereden bulursa bulup bu işi çözecek ya da çekilip gidecektir.

2000 yılında işini niçin yapamadığını anlatan bakanlar istemiyoruz!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır