kapat

28.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Hırsızları da affedemezsiniz!

Yakın bir arkadaşımın evine hırsız girdi. İyi korunan bir sitede oturmasına rağmen hırsızın, uyuduğu odada bulunan cep telefonunu alarak gitmiş olmasından dehşete düşen arkadaşım hemen ertesi gün bütün evi elektronik alarm sistemiyle donatıp, pencerelere demir yaptırmak üzere hummalı bir faaliyete girişti haklı olarak..

Polisler parmak izi aramak üzere çalışırken ben de oradaydım ve tahmin edeceğiniz gibi onlara merak ettiğim soruları sordum. Örneğin: Fark edildikleri takdirde kaçmaları son derece zor olan bir siteye girmeye nasıl cesaret ediyorlar?

Cevabı Sharon Stone'un Son Dans filmi gibi bazı Hollywood filmlerinde gördük birkaç kez:

Cesaret verici hap veya uyuşturucu alarak..

Böyle olunca hiçbir şey onları tereddüde, korkuya düşürmüyor. Hırsızlık Masası görevlileri ayrıca bu hırsızların çoğunlukla silahlı olduğunu, gerekirse çatışmaya girdiklerini söylüyorlar.

Polisler cezaların çok hafif olmasının, bu tür olayların artmasında büyük rolü olduğunu belirtiyor ve şöyle diyorlar; "Üstelik cezaevine amatör girenler oradakiler tarafından eğitilip profesyonel olarak çıkıyorlar."

"Peki af yasası çıkar da binlerce profesyonel bırakılırsa durum ne olacak?" sorusuna cevapları ise..

"Korkunç olacak!"
Şimdi.. Evine girip, korkusuzca burnunun dibine kadar yaklaşan hırsız için, bu olayı yaşamış olan arkadaşım " Ya uyansaydık ve bize zarar verselerdi? Kendilerine karşı işlenmeyen bir suçu affetme hakkını Adalet Bakanlığı'na kim veriyor?" diye soruyor.

Ben de aynı soruyu Adalet Bakanı'na ve "af yasası" fikrini ortaya atan Rahşan Hanım'a soruyorum; "Bu hakkı kim veriyor?"

Acaba aynı hırsız Sayın Bülent ve Rahşan Ecevit çiftinin odasına elinde silahıyla girse ve yakalansa "Kader kurbanıdır" diyerek onu affederler miydi?

Türkiye'nin ihtiyacı olan binlerce suçlunun sokaklara salıverilmesi değil, suçluların ciddi olarak takip edilip yakalanması ve hak ettikleri şekilde cezalandırılması.

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ve şu sırada TCK değişiklikleriyle uğraşan komisyon üyelerinin bu gerçeği görmesi gerekiyor!

Cevabı halk verecek!...
Barış Manço gibi yaşamını bireyi olduğu topluma olumlu mesajlar, onları mutlu edecek müzik eserleri vermeye adamış ve üç kuşak eserleri dillerden düşmemiş bir sanatçının arkasından oynanan oyuna bakın. Ölümünden bir yıl sonra şöhret meraklısı, yarı kaçık bir kadın çıkıyor (yarı veya tam, kaçıklığı bir söylediğinin diğerini hiç tutmamasından belli) ve ipe sapa gelmez bir sürü saçmalığı arka arkaya sıralıyor. Birileri de bu kadının kanal kanal, gazete gazete dolaşarak, sırf kendi reklâmı için, efsaneleşmiş bir sanatçının anısına gölge düşürmesine yardımcı oluyor.

Barış Manço hastaneye götürüldüğünde orada bulunup bulunmadığını Lale Manço'ya sordum;

"Ben ilk anda hemen hastaneye koştum, Başhekimin odasına aldılar beni. Koridorlarda ağlayıp, saçımı, başımı yolmadığım için mi bu kadar üstüme geliyorlar?" cevabını verdi. Şunu da ilave etti: "Bizde hiç değilse ölüye, dula, yetime saygı vardır. Onu da ortadan kaldırdılar. Beni, çocuklarımı mutsuz ediyorlar. Verdikleri zararı sonra bize nasıl geriye ödeyecekler? Toplum bu şarlatanlığa neden seyirci kalıyor anlamıyorum. Kadın örgütleri, kadınların haklarını koruyan kahramanlar nerede?"

Barış Manço'nun ölüm yıldönümü anma törenine birkaç gün kaldı. Bu hataya en güzel cevabı binlerce hayranının vereceğine inanıyorum. Onlar Barış'a olan sevgiyi hiçbir şeyin etkilemeyeceğini gösterecekler.

3 Şubat'ta AKM'de! İtalya'da bir Türk
Döneminin en ünlülerinden olan İtalyan besteci Rossini'nin "İtalya'da bir Türk" operası dünyada ilk kez 1815 yılında Roma'da oynanmış. Türkiye'de ilk sahnelenmesi ise 25 Ocak 2000'de oldu. Ve ne yazık ki tipi halinde yağan karın yolları kapatıp, trafiği durdurduğu bir günün akşamında.

Selim Paşa adlı bir Osmanlı paşasının İtalya'daki maceralarını konu alan operanın yönetmeni ve orkestra şefi evrensel üne sahip iki İtalyan; Beppe de Toması ve Fabrizio Ventura.. Başrollerde Gülgez Altındağ, Suat Arıkan, Jaklin Çarkçı ve Ali İhsan Donat son derece rahat oyunları ve şarkılardaki üstün performasyonlarıyla dikkati çekiyorlar. Sonuç olarak müziği, kostümü, dekoru ve her şeyi ile İtalya' da Bir Türk gerçekten izlerken gurur duyacağınız bir başarı örneği. Tabii bu eserleri olabilecek en iyi kalitede Türk izleyicisine sunan İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü Yekta Kara'nın önemli rolünü de unutmamak lazım.

Osmanlı İmparatorluğu 17. yüzyıl ortalarından başlayarak Batı ülkeleri kültürünü etkilemiş. Sadece Fatih Sultan Mehmet'i konu alan 7, Kanuni Sultan Süleyman için ise 26 opera bestelenmiş ve sahnelenmiş. Biz bunların hiçbirini göremedik.

Türkler için bestelenen bir operayı ilk kez görme şansımız oldu. Kaçırmayın derim!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır