


Tepeden yumurtlama işi..
Temsil, sinema yazarlarından biri sinemaya gidip film izledi.. Oturup "küt!" diye o film hakkında ne düşündüğünü yazmaz.. Evvela örgütün filme nasıl yaklaştığını anlaması icap eder.. Sonra harekete geçer..
Lafım öncelikle hükümet adamlarına.. Başta İçişleri Bakanı'na, sonra Reis-ül Küttap'ına, hatta önden çekişli Adalet Bakanı'na..
Sakın ola ki Hizbullah işlerini gösterip "çetelerin belini birer birer kırıyoruz.." diye övünmesinler.. İlla ki bir yiğitlik göstereceklerse işte meydan, işte hasım..
Güçleri yetiyorsa "Sinema Yazarları" çetesinin hakkından gelsinler ki ben saygıyla ayağa kalkayım.. Şehadet parmaklarımı ağzıma tıkıp, ıslık çalaraktan hükümetinize saygı gösterisinde bulunayım..
***
Bir görgü tanığı olarak bildiklerimi ihbar niyetine yazıyorum..
Bu memleketin en dişli çetesi "Sinema Yazarları" çetesidir.. Şefleri belli değildir ancak merkez üslerinin İstanbul'da olduğu biliniyor.. Çete hücre şeklinde örgütlendiğinden militanları gazete ve dergilerde dağınık olarak faaliyet gösterir..
Paradoksal sarmal
Çete üyelerinin tamamı birbirini tanımaz.. Buna rağmen inanılmaz bir uyum içinde faaliyet gösterip, birbirlerini bütünlerler.. Panellerde karşı karşıya geldiklerinde birbirlerine ters düşmemek için aralarında işaretleşirler..
Kızılderili milleti nasıl ki ateş yakıp, dumanını savurarak haberleşirse; bunlar da yazılarında işaretleşmek için şifreli sözcükler kullanırlar..
Temsil, sinema yazarlarından biri sinemaya gidip film izledi.. Oturup "küt!" diye o film hakkında ne düşündüğünü yazmaz.. Evvela örgütün filme nasıl yaklaştığını anlaması icap eder.. Onun için de örgütten işeret gelmesini bekler..
Çetenin lideri kimliğini gizlediğinden işaretin kimden geleceği de belli olmaz.. Genellikle o film için ilk eleştiriyi yazan eleman, örgüte beklediği mesajı verir..
Eğer film illa ki övülecekse, yazıda yukarıda işaret ettiğim şifreli sözcükler kullanılır..
Diyelim ki yazıda "Paradoksal sarmal.." lafı kullanıldı..
Bunun mânâsı "Senarist olayları birbirine karıştırmış ama yönetmen bizden.. Film hakkında yazacak birşey bulamazsanız psikolojik çözümlemeler üzerinde durmanızda fayda var.." demektir..
Sıkça kullanılan şifrelerden biri de "minimalist sinema.." lafıdır.. Böyle bir laf okuduğunuzda bileceksiniz ki yapımcı, filmi yapmak için kimden borç almışsa hepsine takacak.. Çünkü minimalist sözcüğü "en sınırlı imkânlarla" yapılanı ifade eder..
Eeee! Sinema denilen meret de pahalı bir iş.. Bu durumda film peşin peşin batmış demektir ancak "sinema yazarları" çetesi adamı tutmuşsa, kolay pes etmez..
Filme beş yıldız dayar, yönetmene övgüler yağdırır.. Yazacak hiçbir şey bulamazsa "Minimalist sinemanın seçkin bir ürünü olan filmde yönetmen izleyenleri kendi düşüne sokuyor.." türünden bir ifade kullanıp, işin içinden çıkar..
Yani açıktan açığa "Şeyinde donu olmayan bir gariban rüyasında dokuz top kumaş görmüş.. Oturup, bunun filmini yapmış.." diyemediğinden lafı dolandırır.. Bütün dünyayı ayağa kaldıran, milyonları sinemaya dolduran bir filme tek yıldız verirler.. Öte yandan beş altı bin seyirci ile vizyondan çıkan başka bir filme ise beş yıldızı dayarlar..
O yüzden de çete üyesi sinema yazarları, sinema seyircisine bazen "hilkatten ayarı bozuk tavuk" gibi gelir.. Zaman zaman "beş yıldız" dahi bazılarına az geldiğinden bunları bir de kırmızıya boyarlar ki bu tam anlamıyla "Gagası ile yumurtlayıp, gerisi ile gıdaklama" halidir.. Normal olarak sinemaseverin fikrini şaşırtır..
Titanik hırsından battı..
Bu çetenin bir özelliği de Hollywood aleyhtarı olması.. Bu noktada Hizbullah örgütü ile örtüşüyorlar.. Aralarında işbirliği var demiyorum ancak ikisinin de Amerikan patentli şeylere "şeytan işi" diye bakması beni huylandırıyor..
Mesela adamlar 1.3 milyar dolar harcayıp Titanik vapurunun aynısını yaptılar..
Vapur dediğime kulak asmayın, biraz sıkıştırdınız mı içine Polatlı ahalisinin tamamı sığar.. Haymana'dan, Güdül'den gelenlere yer kalır.. İşte bu dev gemiyi "şan olsun" diye batırıp, filmini çektiler..
Yine de bizim sinema yazarlarına yaranamadılar.. Koca Titanik bizimkilerden ala ala tek yıldız aldı.. Titanik'ten esirgenen yıldızları da inat olsun diye "Kayıkçı" filmine verdiler..
"Kayıkçı" filmini haşa küçümsemiyorum.. Ben filmde kullanılan kayık ile Titanik'i kıyaslamak için konuşuyorum..
Bizimkine neresinden bakarsanız bakın; altı metre boyunda Antalya işi bir tekne.. Üzerine iki kişi tünüyor, üçüncüsü çıktığında sağa sola sallanmaya başlıyor..
Titanik gemisine tahlisiye sandalı bile olamaz gelin görün ki bizim sinema yazarları sayesinde, koca transatlantiğin fiyakasını fena bozdu..
Titanik'in aslı buz dağına çarpıp battı, film için yeniden yapılan Titanik'in de sinema yazarı Uğur Vardan'ın makalesini okuduktan sonra, hırslanıp kendi kendini batırdığı söylenir..
***
Bunların temel hareket noktası, vatandaşı keyif alabileceği bir filme göndermemektir.. O yüzden sinema sinema dolanıp filmleri seyrederler, hangi sinemanın ahalisi kalabalıksa, yani vatandaş hangi filme meyletmişse, yazının başına oturup o filme yüklenirler..
Yazdıkları yazının yarısı anlatılan filme dairse diğer yarısı da seyircinin sinemadan bir şey anlamadığına dairdir.. Maksat seyirci bu yazılanları okuyup, kendi başına sinemaya gitmeye kalkışmasın.. Sinema yazılarına bakıp;
Dergide otur oğlan
Şapkası fötr oğlan
Sinemaya giderken
Beni de götür oğlan..
Diyerekten sinema yazarlarına bağlılık siyaseti gütsün.. Bunlar da ahalinin bağlılığından aldıkları kuvvetle laflarını dinlemeyen sinema yapımcılarına, yönetmenlerine "fort" atsınlar..
YARIN: Çetenin seçtiği ödüllü filmler üzerine ileri geri yazacağız..