kapat

28.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Zengin kulübüne denizden baskın
Tantan, İstanbul'un gece hayatını silkeleyip, yeraltı dünyasında sarsıntı üstüne sarsıntı yaratırken, sadece yaptıklarıyla değil imajıyla da bir efsane haline geliyordu... Ayağının kayması artık yakındı

OZAMANLAR "image maker"lık (imaj danışmanlığı) diye bir şey söz konusu değildi. Yani insanlar yaptıkları işi daha etkili hale getirebilmek için görüntülerini değiştirmeyi, bunun için birilerinden yardım almayı ya da kendi kendilerinin "image maker"ı olmayı akıllarına bile getirmiyorlardı.

Oysa Tantan daha mesleğinin ilk yıllarında imajın önemini kavramıştı. Bedeni iyiydi. 1.85 boyunda, atletik yapılı ve yanaklarının ortasına kadar uzanan gür kalın bıyıklarıyla (Kimileri o zamanlar bu bıyıkları ülkücü bıyığı olarak değerlendirmişti ama aslında onlar damarlarındaki Kafkas kanının bir dışavurumuydu) dikkat çekiciydi.

İYİ BİR PLANLAMACI
Bir de MP-5 yerleştirdi imajının bir köşesine. Ağırlığıyla bilinen ve iki elle kullanılan bu silahı tek eliyle sıkıca kavrıyor basit bir tabancaymışçasına rahat hareket ediyordu onunla. Hiç yanından ayırmıyor, gazetecilere poz verirken hemen yanında masasının üzerinde olmasına özen gösteriyordu.

O MP-5'i kullandığı hiç görülmedi ama gazetelerin verdiği "Tomsonlu polis şefi" (MP-5'i Tomson sanıyorlardı) ünvanını uzun yıllar korudu.

Etrafta uçuşan ve onun karate ve judoda kuşak sahibi olduğunu kanıtlayan fotoğraflarsa suçlulara korku salan bu tabloyu tamamlayan son detaylardı.

Sonra iş planlamaya geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü'ndeki Bütçe Plan Dairesi'nde geçirdiği yedi ayın ve aldığı işletme eğitiminin semeresini alacaktı nihayet. Emrine 127 polis, 26 ekip amiri ve 25 otomobil verilmişti.

İlçe ilçe, mahalle mahalle ayırdı ekiplerini. Sonra her birinin çalışma saatlerini titizlikle düzenledi. Tüm bu düzenlemeleri odasına astığı kocaman bir panoya yansıttı. İhbarların kendisine kolaylıkla ulaşabilmesini sağlayan 27 45 00 numaralı kırmızı telefonu, 24 saat açık telsizi ve hangi elemanının hangi saatte nerede olduğunu işaret eden panosu ile göreve hazırdı artık.

HÜCUM EMRİ
Öncelikle fuhuş ve kumar mafyasına savaş açtı. Ekipleriyle birlikte Fındıkzade, Tarlabaşı ve Şirinevler'de çalışan yüzlerce ruhsatsız geneleve baskın yaptı. Kiminin kapısını ikna ederek, kimininkini "kırarak" açtı. Evlerdekiler hakkında yasal takibat başlatıp kapılarına mühür vurdu.

İsmi yavaş yavaş duyuluyordu artık. Herkes birbirine soruyordu. Kimdi bu korkusuz polis? Mafyaya nasıl olup da baş kaldırabiliyordu böyle?

Tantan'ın hışmından Beyoğlu bitirimleri de nasibini aldı. Dayı dayı gezenlere, taksisini lokantasını pavyona çevirenlere katlanamıyordu.

Bunun için gecesini gündüzüne kattı. İstanbul'un suçluları her an her yerde onunla burun buruna gelebileceklerini biliyorlardı artık.

Korkusuzluğu (hem siyasi baskılardan, hem suçlulardan) herkesin dikkatini çekiyordu. Köşe yazarları onun adını artık bir efsane gibi anıyordu. Manşetler, "Aranan kan bulundu", "Suçluluların korkulu rüyası Tantan" diye atılıyordu.

SOLCULAR BİLE...
Dönemin "sol" gazetesi Cumhuriyet'in yazarlarından Mehmet Kemal şöyle diyordu:

"Nicedir zenci tamtamlarına benzeyen adı bir efsane kahramanı gibi dillerde dolaşıyordu: Tantan!.. (...) İstanbul'un kendi bir efsane kentidir. Bundan ötürü iş gören efsane kahramanlarına gönlü akar. (...) Ana caddede kol gezen serserilerin hepsi "Aman Allah" diyor. Meyhane önlerini kesen sergerdeler de kalmadı... Az mı?

Kimdir bu Tantan? İstanbul'un batakhanelerini yok etmek isteyen bir polis şefidir...

Bizim ev Cihangir'de, kocaman bir cadde var ya orada... Sıraselvilerden geçeriz. Aslanyatağı'ndan gireriz. Son günlerde rahatça gidebiliyoruz. Çoluk çocuk o caddede gördüklerimizi yarım ağızla birbirimize söyleyebilirdik. Bir takım evler vardı. Son günlerde baktık ki, hepsini kapatmışlar, acayip kılıklı adamlar gezmez olmuş.

Kimin marifeti bu? "Tantan'ın" Konu komşu bu bakımdan Tantan'a duacıyız. (...)

KUMARCILARIN BAŞINA BELA
Tantan'a ün katan bir diğer icraatı da kumara açtığı savaştı. Bu savaşını Büyükada'daki Anadolu Kulübü'ne yaptığı kumar baskını ile taçlandırmıştı.

Dönemin yazarları onun bu baskınını neredeyse şairane duygularla yazıya dökmüşlerdi: "1977'in sıcak bir Temmuz gecesinde polis motoru Büyükada'da Anadolu Kulübü'nün iskelesine yanaştı. Uzun boylu, sert bakışlı polis şefi elinde makineli tabancası ile rıhtıma atladı. Bir kaç saniye sonra yasadışı kumar oynayan ünlüler toplanmıştı.

Anadolu Kulübü'nün üyeleri gözlerine inanamıyorlardı. Olayı duyan İstanbul Valisi ile Emniyet Müdürü saçını başını yolmaya başladı. Ankara ile süren telefon trafiğinde sık sık, 'Kim bu çılgın' lafı geçiyordu."

Tantan bu konudaki tüm soruları, "Ben yasayı uyguladım. Bir itirazınız mı var," diye yanıtlayan idealist bir polis idi.

VE MÜTEFERRİKA
Ancak bütün bu "tantana" arasında kurunun içinde yaş da yanmıyor değildi. Örneğin "müteferrika" ilk kez onun döneminde düştü dillere. Müteferrika asayiş şubesinin "nezarethane"sine verilen isimdi. O dönemi bilenler şöyle anlatıyorlar "müteferrika"nın önemini:

"Adamlarına, 'sokakta ipe sapa gelmez kimi bulursanız toplayıp getirin' diyordu. Ekipler sokağa çıktı mı onlarca kişiyle dönerlerdi. Bunların müteferrikadan dayak yemeden çıkamayacağını da herkes bilirdi"

Tantan anlaşılan Nasrettin Hoca misali, testi kırılmadan tokatlamayı tercih ediyor, "potansiyel" suçlulara gözdağı veriyordu. Tokatlıyordu tokatlamasına ama öyle bir huzur yayılmıştı ki sokaklara açıkçası kimse de fazla sorgulamadı bu dayak olayını.

Herkes babanın haylaz çocuğunu yola getirmeye çalışırken giriştiği bir yöntem olarak kabullenmeyi tercih etti bunu.

28 Mayıs 1976'dan 11 Eylül 1978 tarihine kadar sürdü asayiş şubedeki görevi. Randevuevleri, kumarhaneler, bitirimhaneler kapatılmış, uyuşturucu trafiği durdurulmuş, kaçakçılar fırtına geçene kadar köşelerine sinmeyi tercih etmişlerdi.

12 Eylül 1978 yılında Basın Halkla İlişkiler Müdürlüğü Turizm Şubesi'nde kızağa çekildiğinde işkenceleri ile ünlü polis merkezi Sansaryan Han'ın duvarlarında sesi çınlıyordu hala: "Torbacılara meydan vermem!"

'Dindar ve aydın' bir aileden
TANTAN, "dindar ve aydın" bir ailenin oğlu olduğunu her zaman söyledi. Gerçekten de Sapanca'da bir cami yapımına büyük katkıda bulunan babası orada bir bilgisayar biriminin açılması için de önayak oldu. Şimdi o cami "Tantan Baba Camisi" olarak anılıyor.

Sapanca'da Tantanlar'ı tanımayan yok. Herkes büyük bir saygı ve sevgi ile sözediyor onlardan. Ayrıntıya girmek ise bizzat "Sadettin Tantan'ın ricası" ile sakıncalı. Ancak Sapanca'nın hemen girişinde sepet satan Zekeriya Balkaya Tantan'a duyduğu sevginin yarattığı heyecanla konuşuyor:

"Sadettin Ağabey mi? Daha üç gün önce geçti buradan. El salladı bana. Bir kooperatif evi yaptırıyor burada. Onu yoklamaya geldi. Eski mavi bir vosvosla gelir hep. Öyle koruma, şatafat falan yok onda. Adam gibi adam. Taranoğlu öylemiydi. Her gelişinde ardında 300 araba olurdu. Sadettin Ağabeyim öyle değil. O Sapanca'nın değil Türkiye'nin gururu. Herkes bunu böyle bilsin."

Ailesi hala Sapanca'da yaşıyor. 17 Ağustos depreminden onlar da nasiplerini almış. Gölün hemen kenarındaki konak benzeri evleri hasar gördüğü için hemen yanında inşa ettirdikleri prefabrik evde kalıyorlar. Güvenlik nedeniyle ayrıntılı fotoğraf almak yasak. Evin hemen önünde salıncaklar görülüyor. Büyükler için koltuklu, küçükler için uzun ipli salıncaklar. Bahçeyi kaplayan bembeyaz örtünün içinde ise ışığa ulaşmaya çalışan karalahanalar çekiyor dikkati. Yan tarafta dev kümesler var. Kuşlar keyifle dolanıyorlar içinde. Verandanın göl manzaralı sohbetlere tanıklık ettiği belli.

NURHAN FIRATLI


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır