Türkiye'nin 2000 yılına da bir rezaletler senfonisi içinde girdiği malum.
Yine de karamsar olmayın. 21. Yüzyıl, daha önceki yüzyıllar gibi görünmez bir havanın içinde dövüp durmayacaktır Türkiye'yi. Kendi rayları üstünde alıp götürecektir Küçük Asya insanlarını da...
Hele bakalım bekleyin 2025'i...
"O zamana kadar ne mi yapacağız" diyorsanız; ancak Voltaire'in bir sözüyle yanıt verilebilir böyle bir soruya:
- Bahçenizle uğraşınız..
Tabii bilincindeyseniz bir bahçeniz bulunduğunun...
Geçtiğimiz Pazar, hava henüz güneşliydi. İstanbul, birden başlayan karla mahut çaresizliğinin çarmıhına henüz gerilmemişti.
Solmaz Kamuran'la birlikte kalktık Mahmutpaşa'ya gittik.
Pazar günleri, bir de pazar kuruluyor Mahmutpaşa'nın, satıcı tezgahlarının tenteleriyle büsbütün loşlaşan daracık sokaklarında...
Binbir ayak bir yerdeydi.
Şık vitrinlerdeki son moda pahalı malların, ucuz kopyeleriyle tepeleme doluydu işportalar..
Kabanlar, ayakkabılar, erkek cüzdanları; üst üste atılmış bir avuçluk buruşuk kadın kilotları, sutyenleri...
Çarşıdan yavaş yavaş Mahmutpaşa Camii ile türbesine doğru çıktık.
Cami'in avlusunda Mahmut Paşa'nın öldükten sora gasledildiği özel teneşir kaidesi de, üstündeki plaketiyle öyle duruyordu.
Fatih, İstanbul'un zaptından 40 gün sonra, babasının arkasından kendisinin de Lala'sı olan 25 yıllık Vezir-i azam Çandarlı Kara Halil Paşa'yı "Bizanslılar'dan torik balıkları içinde altın aldığından ötürü kuşatmayı uzattı" suçlamasıyla, boğdurarak idam ettirmişti. Böylece Osmanlı Saltanatı'nda vezir-i azam idamları da başlamıştı.
Çandarlı Halil Paşa'nın idamından sonra 2 yıl boyunca Sedaret makamının nasıl yönetildiği belli değildir.
1455'de, İstanbul'un zaptından sonra 2. Vezir-i Azam olarak -bazılarına göre 3.- Mahmut Paşa getirildi Sedaret'e...
10 yıl kaldı Sedaret'te.
1466'da, Karaman seferi sırasında, rakipleri gammazlayıp durdular kendisini II. Mehmet'e..
Mahmut Paşa, Karamanoğulları'nın Başkenti Konya'yı ele geçirdikten sonra, ahalisi arasında çok az Müslüman bulunan İstanbul'a, rüşvet aldığı zengin aileleri sürmemiş, sadece fakir fukarayı sürmüştü.
Fatih Mehmet öyle kızdı ki, Lala'sına; adamlarını gönderip Sedaret çadırını kafasına yıktırdı ve kendisini azletti.
Mahmut Paşa, aynı zamanda Fatih II. Mehmet'in bacanağıydı. Fatih'in çok yakını olan Zaganos Paşa'nın iki kızından birini Fatih, ötekini de Mahmut Paşa almıştı.
Ne var ki, Mahmut Paşa seferdeyken; Fatih'in genç yaşta ölen oğlu Şehzade Mustafa, ırzına geçmişti Mahmut Paşa'nın karısının. Paşa hemen karısını boşamaya kalkmış, Fatih engellemişti.
1472'de bir kez daha Vezir-i Azam oldu Mahmut Paşa. Otlukbeli savaşında Uzun Hasan'ı İran içlerine kadar kovalamadığı için, 1473'te yine azledildi.
O sırada Şehzade Mustafa ölmüştü. Mahmut Paşa da Fatih'e başsağlığı dilemek için İstanbul'a gelmişti. Kendisinin yeniden Vezir-i Azam olmasından kaygılananlar, Fatih'i doldurmaya başladılar:
- Mahmut Paşa, Şehzade'nin ölümünden çok mutlu; keyfinden uçuyor.
Paşa'nın bulunduğu yere casuslar gönderildi. Paşa'nın beyaz giysiler içinde satranç oynayarak zevk ettiği haberleri geldi.
Ve Mahmut Paşa, hemen Yedikule zindanına tıkıldı, sonra da boğularak idam edildi.
Mahmutpaşa'dan geçip Mahmutpaşa Cami'nde, Paşa'nın cenazesinin vaktiyle yıkanmış olduğu yere bakarken; "Kapıkulluğu" ile "kulluk" koşullanmasının ne kadar değişip, ne kadar değişmediğini düşünüyordum Küçük Asya'da...