kapat

27.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )


Aç gözünü Fazilet

Ulusal devlet, anayasal hükümet, kuvvetler ayrılığı, eşitlik gibi evrensel değerler, İslâm'ın uyması gereken değerlerdir.

Bu sözler Hartum Üniversitesi profesörü Abdullahi Ahmed An-Naim'e ait..

Prof. An-Naim, İslâmiyet'te insan haklarına ve sivil özgürlüklere uygun reform yapılabilmesi için İslâmiyet'in başlangıç tebliği olan "Medine Tebliği"ne dönülmesi gerektiğini savunan bir bilim adamıdır.

O "Humeyni'nin İran'ı en az Şah dönemindeki İran kadar İslâmiyet aleyhtarıdır" diyor.

"Müslümanların, cihad adına bile olsa birbirleriyle savaşmaya hakları yok" diyor.

Kimsenin kendini İslâm'ın tek koruyucusu ilân edemiyeceğini, hele bu uğurda zulüm ve vahşet uygulayamayacağını söylüyor.

Bundan 17 yıl önce, çağın gelişimine ve İslâm'a ters düşen rejimin başarısızlığını göreceğini tahmin eden Prof. An-Naim, İran'da eninde sonunda insan haklarını ve uluslararası hukuku içeren yeni bir İslâmi kimlik oluşturacağını yazmıştı.

Çünkü ona göre insan hakları ve uluslararası hukuk, Batı'nın uygarlığa yaptığı katkılardır. Bu kazanımlardan yararlanmak Müslümanların da hakkı ve hatta görevidir.

Müslümanları bölmek
Öteki Müslüman toplumların düşü olan değişim, yani İslâm'ı özünü koruyarak çağdaş değerlerle uzlaştırmak, sadece Türkiye'nin laiklikle gerçekleştirdiği hedeftir.

Ama iktidar hırsı ile dini sömüren, toplumu din temelinde bölerek çıkarcı bir rekabet yaratmak isteyen haris politikacılar, ülkenin huzuruna da, dine de zarar vermişlerdir.

Neredeyse bütünü Müslüman olan bir toplumda dini siyasi meta haline getirmek, rakipleri "İslâm düşmanı" gibi göstermeyi gerektirmiş, Erbakan'ın partileri de hep bunu yapmaya çalışmıştır.

Yazık ki son seçimden çıkan derse rağmen Fazilet de cesaretli bir yön düzeltmesi yapamamıştır.

Muhafazakâr bir partinin dini, ibadet özgürlüğünü ve İslâm ahlâkını savunması kabul edilebilir ama rejimin temel ilkeleri ile sürekli kavga halinde olması kabul edilemez.

Hırçınlaşmak niye?
Fazilet, Hizbullah vahşeti karşısında değil Türkiye'nin huzur ve bütünlüğüne, dine bile açıkça sahip çıkamamıştır.

Tarsus Müftüsü Remzi Yavuz'un, Hizbullah tarafından katledilen imam Ahmet Aydın'ın cenazesinde yaptığı şu konuşmayı Fazilet sözcülerinden de duymak isterdik:

"Bunu yapanlara insan, Müslüman diyemeyiz. Bunlar yüce Türk milletinin geçmişinden intikam alıyor. Bu vahşeti işleyenlere lütfen Hizbullah demeyin. Bunlar şeytanın, lânetin, düşmanlığın tarafıdır. Hizbullah'ın adını bunlarla kirletmeyelim."

Fazilet gerçekten bir partiyse ve gerçekten dine saygılı ise orduyu değil ülkenin bütünlüğüne ve İslâm değerlerine hunharca saldıran celaheti ve terörü hedef almalıdır.

Hizbullah'ın maskesi indi diye hırçınlaşmak bir Müslüman'a değil, ancak dini menfur amaçlar için kötüye kullanan günahkârlara, sahtekârlara yakışır.

Fazilet, Türkiye'nin İslâm'ı çağın değerleriyle buluşturarak yaratacağı örneğin engeli değil destekçisi olmalıdır.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır