Makinelisini eksik etmezdi
Tantan başarıya 'inatla' ulaştı. Liseyi okumak için her gün 15 km yol kat etti, gıkı çıkmadı. Polis olduğunda ise kumarbazları camdan dalarak 'enselemişti'!
70'li yılların sonlarıydı. Beyoğlu ve çevresi bitirimlerin istilasına uğramış, sokaklar yürünmez hale gelmişti. Şirinevler ve civarındaki batakhaneler ise herkesin dilindeydi. Fuhuş otelleri çizmeyi çoktan aşmış, kadın satışında aracılık eden taksi şoförleri rengarenk ışıklı süslemelerle araçlarını "gezer-pavyon"lara çevirmişlerdi. "Ar"sız, ve "fütursuz"du İstanbul'u yaşanmaz hale getirenler.
Ülkeyi kan gölüne çeviren sağ sol çatışmaları yüzünden yüreği ağzında olan İstanbullu, bir de bu pisliklerle bir arada yaşamak zorunda bırakılmıştı.
Sonra bir polis şefi atandı İstanbul Ekipler Amirliği'ne. Neredeyse kulaklarına kadar uzanan gür bıyıklarıyla dikkati çeken, 35 yaşında, iriyarı, yanından hiç ayırmadığı MP-5 marka otomatik silahıyla otoriter görüntüsünü bir parça da "korku" ile desteklemeyi ihmal etmeyen bir polisti.
Çok geçmedi. Tüm dikkatleri üzerinde topladı bu genç polis. Kokuşmuş batakhanelere art arda baskınlar düzenliyor, fuhuşla mücadelede dur durak tanımıyordu. Kulaktan kulağa onun yakaladığı "gezer-pavyon" sürücülerine tekme tokat dayak attığı konuşuluyordu hatta.
İstanbul'a, "Tantan Bombası" düşmüştü... Onu hakkındaki gazete manşetleri, "Aranan kan bulundu" diye atılıyordu. Şimdi 20 yılı aşkın bir süreden sonra yine aynı başlıkla karşılaşıyoruz. Ancak o bu kez İçişleri Bakanı olarak karşımızda.
HEP KARİZMATİKTİ
Sapanca'da beş çocuklu dindar ama aydın bir ailenin son çocuğu olarak geldi dünyaya. 1940 yılını 1941'e bağlayan yılbaşı gecesiydi.
Bir meyve bahçesinin içindeydi evleri. Çocukluğu çapa sallayarak, çiçeğin, böceğin peşinde koşuşturarak geçti. Sapanca Gölü'nün anılarında apayrı bir yeri oldu.
Ortaöğrenimi için her gün Sapanca ile İzmit Lisesi'ni birbirine bağlayan 15 kilometreyi hiç yakınmadan katetti. Çok konuşmazdı. Daha doğrusu, gereksiz konuşmazdı. Sessiz, ağırbaşlı, saygılı, onu yaşından büyük gösteren ve her türlü sporu yapmasında kolaylık sağlayan "sağlıklı" bedeni ile "o yıllarda bile" karizmatik bir çocuktu.
Liseden sonra 1965'te Polis Akademisi'ne girdi. Polis olmaya neden karar verdi bilinmez. Ancak, "otoritenin hakim olduğu bir camia"nın içinde bulunmaktan yana kullandığı bu tercihin izlerini yıllar sonra bir röportaj sırasında dile getirdiği, "Babam çok sert ve çalışkan bir adamdı. Kendisinden üç yaş küçük olan amcamın yolda yürürken bile babamın önüne geçtiğini hiç görmedim. Ben böyle bir gelenek içinde büyüdüm," demesinde bulmak mümkün olabilir belki.
Akademiden komiser yardımcısı rütbesiyle mezun olduktan sonra ilk görev yeri Ankara Emniyet Müdürlüğü Toplum Zabıtası Müdürlüğü oldu. Toplum zabıtasının sıradan bir elemanı olarak burada gözlem yeteneğini kullandı ve karakter tahlili yapmayı, suçluyu, suçsuzu "gözünden" tanımayı öğrendi.
O ARTIK BİR POLİS
Ardından atandığı Eskişehir'de ise mesleki kariyerini terfilerle parlatmanın yanı sıra akademik kariyerine de yeni unvanlar ekledi. Burada görev yaptığı dört yıl içinde Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İşletme Bölümü'nde okuyarak mezun oldu.
İşletmeci polis kimliğiyle Emniyet Genel Müdürlüğü'nde yeni bir göreve atandı. Planlama ve Bütçe Dairesi'nin başarılı bir elemanıydı. Konusunda uzlaşması için burada görev yaptığı yedi ay ona yetti de arttı bile. Tecrübeli bir polis olarak, yeni görev yeri Bursa Narkotik'ti.
EFSANENİN İŞARETLERİ
O yıllarda Tantan Efsanesi henüz dillere düşmemişti ama yine de dönemin polisleri onunla ilgili anlatacak şeyler bulabiliyorlar hala. Örneğin Bursa'nın "mutena" semtlerinden birinde bir gece esrar dumanları ile kaplanmış bir odada barbut atanların başına gelenler...
O gece esrar ve kumar alemi yapıldığı iddia edilen bir eve baskın yapılacaktı. Ama kumarcıların o kadar çok gözcüsü, argo diliyle o kadar çok "erkete"si vardı ki daha polisler eve varmadan tüm deliller yok edediliyordu. Ama Tantan inatçıydı. Gecenin karanlığında balkondan balkona tırmanarak gizlice süzüldü yukarıya. Barbutçular birkaç dakika sonra balkondan camla birlikte içeriye giren bu iri yarı, gözü pek polise bakakalmışlardı dehşetle.
"Kıpırdamayın polis" diye bağırdıktan sonra gayet sakin üstünü başını silkeleyip girişti işe. Balkon baskını günlerce konuşuldu Bursa'da. Tantan'ı ilk, Bursalılar tanımıştı.
Üç yıl kaldı orada. Efsanenin ilk adımlarını atarken diğer yandan da Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi İşletme Bölümü'nde lisans üstü eğitimini tamamladı. Sonra onu tüm ülkeye tanıtacak olan görevine başladı İstanbul'da. Tarih 28 Mayıs 1976 idi.
Aranan kan nasıl bulundu...
YIL 1977... Aylardan da Mayıs ayı... Hiç unutmam 13 Mayıs idi... Ben Günaydın Gazetesi'nin İstihbarat Şefliğini yapıyordum. Haber toplantısından önce polis muhabirimiz Fehim Yener, topladığı haberleri bana anlatırken önüme bir de renkli film bıraktı. "Şuna bakar mısın ağabey, Saadettin Tantan isminde genç bir polis şefi Ekipler Amiri oldu. Babasını dinlemeyen, özü, sözü doğru bir adammış... Ayrıca diğer şeflerden farklı olarak koltuğunun altından makinelisini eksik etmiyor. Nereye giderse MP-5'ini yanında taşıyor. İri yarı, sert mizaçlı bir adam... Galiba İstanbul'un hakkından gelecek." dedi. Ben renkli filmlere baktım ve günlük haber toplantısının yapıldığı odaya girdim. Orada patronumuz Haldun Simavi'nin başkanlığında toplantı yapılır ve ertesi gün çıkacak gazetenin haberleri seçilirdi. Ben patrona kendi haberlerimi takdim ettim ve sonunda da bu filmi gösterdim. O zamanlar İstanbul'un asayişi pek iyi değildi. "Efendim, Emniyet Müdürü Nihat Kaner Ekipler Amirliği'ne yeni bir şef atamış. Adı Saadettin Tantan... Söylendiğine göre, gözünü budaktan sakınmaz, çalışkan ve hatır-gönül dinlemeyen bir polismiş... Makinelisini de koltuğunun altından eksik etmezmiş. Bakalım ne yapacak..." dediğimde patron bana, "O zaman İstanbul'a aranan kan bulundu desene yavrum..." dedi ve "Alın bu fotoğrafı birinci sayfadan bu başlıkla kullanın" emrini verdi.
İşte Günaydın Gazetesi'nde Saadettin Tantan'ın "Aranan kan bulundu" başlığı ile boy fotoğrafı ve tanıtımı böyle yapıldı. İstanbullular onun bundan sonraki icraatlarını sade Günaydın değil diğer gazetelerden de devamlı okudular. Hiç unutmam fotoğrafı çeken arkadaşımız Fehim Yener'in daha sonra anlattığına göre, devamlı kravatsız gezen Tantan'a o gün o sarı kravatı şu anda Muğla Emniyet Müdürlüğü'nü yapmakta olan Başkomiser Muhittin Yegül boynundan çıkarıp vermiş ve "Madem gazetede fotoğrafın çıkacak, al şunu tak" demiş. İşte o koca kravatın hikayesi de bu...
Ahmet VARDAR
YARIN
Ekipler Amiri olarak yaptığı ilk iş neydi?
Açılmayan kapılardan içeri nasıl giriyordu?
Nurhan FIRATLI
|