Türkiye'nin bugünü ve geleceği geçmişine öyle bağlı ve ufku yıllardır öylesine yüksek fakat görülmez duvarlarla çevrili ki... Belki de o nedenle tam bünyemizdeki bir mikrobu yendiğimizde yenisiyle savaşımız başlıyor.
Rahat bir soluk almak, tüm birikimimizi Türkiye'nin geleceğiyle ilgili konulara kanalize edebilmek, çocuklarımızın yarınlarını ilgilendiren konularda proje üretmek yerine hep bir didinme içindeyiz. Peki neden?
Neden adımlarımız halk dilinde söylendiği gibi "Mehter Adımı" yani iki ileri bir geri? Bunda Türkiye'nin devlet yapısını şekillendiren, kararları yönlendiren kişilerin rolü ne kadar?
Kimi sözler var, liderlerin dudaklarından dökülüvermiş. O sözler hafızalarımıza kazıldılar. Sıradan vatandaşlar bile kullandı bu sözleri.
Ama "Türkiye'nin ufkunu karartan bu sözler" devlet adamlarının dilinden döküldüğünde bir "yönetim zihniyetini" de temsil ettikleri için Türkiye'nin bugününe şekil verdiler.
Bugün söylenen o "sözleri" değil ama o sözlerin zaman içinde yol açtığı "sonuçları" tartışıyoruz.
Ve sonuçların yolaçtığı "sorunların" üstesinden gelmeye çalışıyoruz. İşte bu sözlerden bir demet:
Devlet için kurşun atan da, kurşun yiyen de bizim için şereflidir. (Tansu Çiller)
Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz (Demirel)
Tetik çekenle tesbih çeken bir olur mu? (Demirel)
Bu kış komünizm gelecek. (Celal Bayar)
İktidara kanlı mı kansız mı geleceğiz (Erbakan)
Toprak işleyenin, su kullananın. (Bülent Ecevit)
Susurluk denen iş faso fisodur. (Erbakan)
Bu Anayasa bize bol geliyor. (Memduh Tağmaç)
Ne mozayiği lan ! (Alparslan Türkeş)
Biz kadın tutuklulara neden jop sokalım, elimizde taş gibi çocuklar var. (Turgut Sunalp)
Tütüne ne verirlerse, 5 bin fazlası benden. (Demirel)
Anayasa bir kere delinse bir şey olmaz. (Özal)
Verdiysem ben verdim ne olacak? (Demirel)
Köprüyü sattırmam. (Necdet Calp)