kapat

27.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Tokat gibi cevap
"Bu tür açıklamalarda bulunan zihniyetin temsilcileri, Türkiye'deki irticanın kaynağı ve bu seviyeye ulaşmasında en büyük pay sahibi olanlardır"

Genelkurmay Başkanlığı, FP Genel Başkanı Recai Kutan'ın önceki gün partisinin Meclis Grubu'ndaki konuşmasına çok sert tepki gösterdi. Genelkurmay'ın açıklamasında "Bu tür açıklamalarda bulunan zihniyetin temsilcileri, Türkiye'deki irticaın kaynağı ve bu seviyeye ulaşmasında en büyük pay sahibi olanlardır. Bu siyasi zihniyetin irticaa destek sağladığı, onun yeşermesine ve gelişmesine imkan verdiği Anayasa Mahkemesi tarafından da tescil edilmiştir" denildi.

Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yapılan 2.5 sayfalık açıklamada, Kutan'ın ismi zikredilmedi ancak, "Bir siyasi parti Genel Başkanı'nın 25 Ocak 2000 tarihinde, Hizbullah terör örgütü ile ilgili yaptığı konuşmada" denilerek açıklamanın Kutan'ı hedef aldığı açıkça belirtildi.

Kutan'ın "Sincan'da 7 kişiyi potansiyel suçlu gören demokrasinin balans ayarcıları, tankları Sincan yerine Hizbullah katillerinin üzerine neden sürmediler? İrtica brifinglerinde neden Hizbullah'tan söz edilmedi?" sözlerine dikkat çekildi.

Açıklamada Kutan "haksız ve yakışıksız bir üslupla TSK'ni suçlama gayreti içinde olduğu" belirtildi. Açıklamada şu ifadeler aldı:

ESEFLE GÖRÜLDÜ: Bir siyasi parti genel başkanının 25 Ocak 2000 tarihinde, Hizbullah terör örgütü ile ilgili yaptığı konuşmada 'Sincan'da 7 kişiyi potansiyel suçlu gören demokrasinin balans ayarcıları, tankları Sincan yerine Hizbullah katillerinin üzerine neden sürmediler?' ve 'İrtica brifinglerinde neden Hizbullah'tan söz edilmedi?' şeklindeki ve benzeri beyanlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) haksız ve yakışıksız bir üslupla suçlama gayreti içinde olduğu esefle görülmüştür.

İRTİCA BİRİNCİ ÖNCELİKLİ TEHLİKE: Yüce Türk milletinin çok yakından izlediği ve bildiği gibi irtica halen, Cumhuriyet'in temel niteliklerini ortadan kaldırarak, şeriat esaslarına dayalı bir devlet kurmaya yönelik birinci öncelikli tehdit konumunu sürdürmektedir. Meydana gelen son olaylar, bu değerlendirmenin ne kadar gerçekçi olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur.

İRTİCAIN KAYNAĞI BU ZİHNİYET: TSK, siyasetin dışında kalmaya büyük özen göstermesine rağmen, maalesef, bazı kişi ve kurumlar, onu siyasetin içine çekme gayretlerini, ülke çıkarlarının aleyhine olarak sürdürmektedirler. Bu tür açıklamalarda bulunan zihniyetin temsilcileri, Türkiye'deki irticaın kaynağı ve bu seviyeye ulaşmasında en büyük pay sahibi olanlardır. Bu zihniyete sahip kurum ve kişilerin, Hizbullah olayını saptırmaya ve bundan rant elde etmeye haklarının olmadığı hususu da tüm vatandaşlarımız tarafından çok iyi bilinmektedir.

ANAYASA MAHKEMESİ ÜÇ KEZ TESCİL ETTİ: Nitekim, bu zihniyeti temsil eden siyasi partiler, bugüne kadar Anayasa Mahkemesi tarafından üç defa kapatılmıştır. Böylece, bu siyasi zihniyetin, irtica'a destek sağladığı, onun yeşermesine ve gelişmesine imkan verdiği Anayasa Mahkemesi tarafından da tescil edilmiştir.

SUÇLULUK TELAŞI İÇİNDELER: Bu zihniyeti temsil edenlerin, Hizbullah olayını istismar etmelerinde ve saptırmalarında hiçbir haklılıklarının bulunmadığı, bu nedenle suçluluk telaşı içinde oldukları açıkça görülmektedir.

BRİFİNGLERDE GEREKLİ BİLGİLER VERİLDİ: TSK, 28 Şubat sürecinde, laik Cumhuriyet'e karşı irticai tehdidin ulaştığı tehlikeli boyutları kamuoyunun da desteği ile verdiği brifinglerle ortaya koymuştur. Bu brifinglerde, tüm irticai odaklarla birlikte, Hizbullah ve İBDA-C terör örgütleri hakkında da gerekli uyarıcı bilgiler verilmiştir. Ayrıca, bu konu TSK tarafından anayasal zeminlerde de birçok kez dile getirilmiştir.

GERÇEKLERİ SAPTIRMA GAYRETİ: Hal böyle iken, suçluluğun telaşı içinde olanlar, kendilerini savunabilmek için Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı hasmane bir tavır sergileyerek, gerçekleri saptırma gayreti içine girmişlerdir.

SİNCAN HİZBULLAH GÖSTERİSİYDİ: Nitekim, bu zihniyetin sahipleri, 1997 yılında, Sincan Belediye Başkanı'nın tertiplediği Kudüs Gecesi'nde Hizbullah gösterisini unutmuş görünmektedirler.

28 ŞUBAT'IN HAKLILIĞI ÇIKTI: Kamuoyunun gözü önünde cereyan eden son olaylar, 28 Şubat sürecinin haklılığını ve irticai tehdidin devam ettiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

LAİKLİKTEN TAVİZ YOK: Yüce Türk milleti bilmelidir ki, TSK yüce dinimizin ve ulusumuzun kutsal inançlarının siyasi ve ekonomik çıkarlar için sömürülmesine, istismarına ve bölücülük aracı olarak kullanılmasına karşıdır. Bu nedenledir ki, dinimizi layık olduğu kutsal çerçevede tutmayı garanti altına alan ve her türlü istismardan koruyan laiklik ilkesine bağlılıktan taviz vermemektedir.

BU ZİHNİYETİN ÖRTÜLÜ GAYESİ ŞERİAT DEVLETİ: Örtülü gayesi, şeriat esaslarına dayalı bir devlet kurmak olan malum zihniyet, amaçlarına ulaşmada TSK'yı en büyük engel olarak görmektedir. TSK, yüce milletinin de desteği ile bu zihniyetin amacına ulaşmasına asla izin vermeyecektir.

Kutan ne demişti?
FAZİLET PARTİSİ Genel Başkanı Recai Kutan, önceki gün partisinin grup toplantısında söylediği, "Bu ülkede 28 Şubat süreci dediğimiz bir siyasete müdahale dönemi yaşandı. Bu dönemde bir sürü irtica brifingi verildi. Bu brifingde böyle bir örgütten bahsedildi mi? Bazı gazeteciler böyle bir örgütten hiç bahsedilmediğini söylüyor" sözleri, tartışma yarattı. İşte Kutan'ın grup toplantısındaki açıklamalardan satır başları...

Yüzlerce irtica brifingleri düzenleyen devlet bir defa olsun Hizbullah örgütünden bir cümle dahi bahsetmedi. 28 Şubatçılar bu operasyonlarla kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Şimdi soruyorum, Sincan'da 7 kişiyi potansiyon suçlu gören demokrasinin balans ayarcıları tankları Sincan yerine Hizbullah katillerinin üzerine neden sürmediler?

Örgütün kurulduğu günden bu yana on yıl geçti. Kurulduğu bölgede sıkıyönetim uygulanıyordu. Böyle bir ortamda kuş bile devletten habersiz uçamazken, örgüt varlığını nasıl sürdürdü? Operasyon sınrasında örgüt lideri 32 kurşunla öldürülürken yanında bulunan iki kişi nasıl sıyrık bile almadan kurtulabildi.

Devlet mi Hizbulah'a sızdı, Hizbullah mı devlete? Bu sorunun cevabı verilmezse, bu kanlı terör örgütünün arkasındaki esas güç tespit edilip ortaya çıkartılmazsa, polisin şimdiye kadarki başarıları yarım kalır diye endişe ediyoruz.


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır