kapat

27.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Solcu olup olmamak
Yılmaz Güney'in solcu olup olmadığı tartışılıyor.

Kimi solcu olduğunu savunuyor, kimisi de adi bir katil olduğunu söylüyor.

Bu iki zıt görüşte de, aynı sakat düşünce saklı...

"Solculuk iyi bir vasıftır" düşüncesi...

Yani, "Yılmaz Güney iyi bir vasfa sahip mi, değil mi", onu tartışıyorlar...

İki taraf da bilmiyor ki, solculuk tek başına iyi bir vasıf değil!..

Solcu isen, o anda makbul bir adam olmuş olmuyorsun...

Sadece kendine bir kimlik yapıştırıyorsun...

Çoğunlukla da yapıldığı gibi bu kimlik, kişiliksizliği örtmek için kullanılıyor.

Eğer adam gibi adam değilsen...

Doğru dürüst bir işin gücün yoksa...

Çalışıp, üretmiyor da, başkalarının sırtından geçiniyorsan...

Derslerine çalışmak yerine kantinde sürtüp duruyorsan...

Çocukların için sadece eşin didinirken, sen barlarda birisi rakı ısmarlasın diye bekliyorsan...

Solcu olsan ne olur, olmasan ne olur?..

Hatta, olmasan daha bile iyi olur...

Solculuk, adam gibi bir adamda, lezzetli, akılcı, kapsamlı bir dünya görüşü haline gelirken...

Uğursuz bir asalakta ise, toplumun başına bela olan bir kepazelik haline gelir.

Hüner solcu olmakta değil, adam olmaktadır.

Şimdi tartışın bakalım:

Yılmaz Güney adam mıydı, değil miydi?

Dostlarına sorarsanız, "adam gibi adamdı" diyeceklerdir...

İlimcilere bakın
Abdülkadir Aksu aradı, kitapçılık meselesine açıklık getirdi.

"Bunlar Menzil yayınevinde çalışıyorlardı. Sonra Hüseyin Velioğlu, İlim yayınevini kurup ayrıldı. Aralarında çatışma başladı. Menzilciler, silahsız mücadeleyi savunuyorlardı. Uzun süre çatıştılar. Sonra silaha sarılan İlimciler baskın çıktı. Ötekileri pasifize ettiler. Bizim dönemimizde istihbarat olayları izliyordu. Ama eylemler sonradan başladı. Bugün, bu cinayet örgütünün üzerine sonuna kadar gitmek gerekmektedir."

En vahşi örgütün kendisine ilimciler demesine çok güldüm.

Şevki'den ne haber?

Partisinin grup toplantısında konuşan Recai Kutan, soruyor:

"Hüseyin Velioğlu niçin öldürüldü?"

Demeye getiriyor ki:

Devlet, çok şey bilen Velioğlu'nu konuşmasın diye öldürdü.

Recai Bey "cingözlük" yapıyor...

Her fırsatta olduğu gibi, devlet üzerinde "şüphe" uyandırmaya çalışıyor...

Ama Recai Bey, mantığını kullanmıyor.

Farzedelim ki devlet adına birileri, Hizbullah'ı yıllarca kullandı. Sonra bitirmeye karar verdi. Elebaşıyı da zaten izliyordu...

Bu kadar akıllı ve yetenekli bir organizasyon, elebaşıyı öldürmek için, İstanbul'un orta yerini mi seçerdi? Operasyonu gündüz vakti mi yapardı?.. Geceyarısı girip temizlese kimin ruhu duyardı?..

Recai Bey şuna cevap vermeli:

RP milletvekili Şevki Yılmaz efendi, "Ben Hizbullah'ım" diye bağırırken, kendisi neredeydi?

Şevki Yılmaz'la aynı fikirde miydi, karşısında mıydı?

Şimdi kalkmış, Hüseyin Velioğlu'nu soruyor, bununla da kalmayıp, "Tanklar Hizbullah yerine neden Sincan'a yürüdü?" diyen Silahlı Kuvvetler'e yükleniyor.

Biz aptal mıyız: Hizbullah yeraltı ise, Sincan faaliyetleri, aynı zihniyetin yerüstü'dür!

Valiye gel valiye
Atatürk Havalimanından sorumlu vali yardımcısı Saim Ekşioğlu, gazetecilerin aprona girmesini yasakladı. Çünkü:

Muhabirler, aprona girip, alanda bekletilen deprem yardımlarını fotoğraflamışlardı. Ama bir havaalanına sivil aracın girmesi kesin yasak olduğu halde...

Tarkan, askere giderken aprona özel arabasıyla girebilmişti...

İlker SARIER


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır