Güneşin güler yüzüyle uyanıyorum sabahın erkeninde. Akşamdan sözleştiğimiz gibi Konca Kuriş ile randevum var. O hayatını anlatacak, yaşadıklarından söz edecek...
Mezarı başında duruyorum. Başında ve ayakucunda iki taş, taşların arası ise çiçek bahçesi... Havada hoş bir toprak kokusu...
Konca Kuriş'in sesi bu toprak kokusuyla geliyor.
Teybin düğmesine basmadan, bir küçük deftere not alıyorum.
"Yaz" diyor, "1961 yılında Mersin'in Mahmudiye mahallesinde dünyaya geldim."
"Okul yıllarında oldu" diyor Konca.
"Sınıf arkadaşım Fatma Kuriş'in ağabeyi Orhan Kuriş ile arkadaşlığımız 3 Ocak 1978'de evlilikle noktalandı."
Daha doğrusu, Orhan Kuriş'e kaçıyor.
3 Ocak 1978, hayatında ilk kez büyük bir uçurumla karşılaşmasının da tarihi...
Çünkü ailesi son derece çağdaş, açık, modern bir yapıya sahipken, Kuriş ailesi kapalı, bir anlamda tutucu bir Karadeniz ailesi...
Trabzon'un Of ilçesinden. Ama çok da bağnaz değiller.
Kayınpederi Abdullah Kuriş, Konca dini konularda sesini yükseltirken daha sonra şöyle diyecektir:
"Kızım sana kuyuya in dedim, ama dibine kadar da in demedim."
Orhan Kuriş ile evliliğinin ilk meyvası, henüz 16 yaşındayken bir erkek çocuk doğurması. Oğluna Yahya adını veriyor. İki yıl sonra, yani on sekizinde kızı Sırma'yı dünyaya getiriyor. Ardından da Muzaffer, Cemal ve Semanur...
Konca, daha sonraki yıllarda "Bağımsız Kadın Derneği"ne gittiğinde arkadaşları takılacaktı:
"Konca, kocan çapkınlık yapıyor."
"Seviyorum" diyecekti Konca, "Sevmesem beş çocuk yapar mıydım ondan?"
Takvimin gölgesi 1991 yılının üzerine düştüğünde kayınpederi Abdullah Kuriş vasıtasıyla Adıyaman'daki "Menzil" grubuna katılacaktı.
Bu tarih, islami araştırmalarına da başladığı yıl...
"Ve birden kapandım" diyor Konca, "İçime değildi kapanmam. İçim kaynıyordu. Ama artık pardesüsüz, baş örtüsüz kimsenin yanına çıkmıyordum. Hiçbir erkeğin elini sıkmıyordum."
Artık yaşam biçimini Kuran-ı Kerim belirler olmuştu. Kuran-ı Kerim'in öğretisi ışığında yaşamaya çalışıyor, öte yandan da Marx, Engels, Nietzche, Freud, ne bulursa okuyordu. Hatta Turan Dursun ve İlhan Arsel'in kitaplarını...
İşte bu haleti ruhiye içindeyken bir gün, evinin yan tarafında oturan komşularıyla tanıştı. Onlar da sokağa başı açık çıkmıyor, erkeklerin elini sıkmıyordu.
Bir süre sonra bu komşularının Hizbullah sempatizanı olduğunu öğrenecekti...