7 yıldır her kış, bu zamanlar aynı konuları tartışıyoruz. Önce 24 Ocak'ta Uğur Mumcu anılıyor. Sonra 31 Ocak'ta Muammer Aksoy ve nihayet 1 Şubat'ta Abdi İpekçi... Türkiye'nin çok önemli üç ismini yitirdiği bu bir hafta "Faili Meçhuller Haftası" ilan edilse yeridir.
O hafta içinde anma toplantılarında konuşmalar yapılıyor, panellerde eski dosyalar açılıyor, faili meçhuller, kollanan katiller, karanlık eylemler tartışılıyor.
Biz de bugünlerde aynı konuları Fikri Sağlar ve Oral Çalışlar ile birlikte, Nebahat Pohlreich'in Çağdaş Yaşam Derneği'nin davetiyle geldiğimiz Almanya'da tartışıyoruz.
Bu tartışmalarda, aradığımız faillerin hiç de meçhul olmadığı çıkıyor ortaya... Ama adı geçen kişiler bir türlü cezalandırılamıyorlar. Çünkü tanık yok, kanıt yok, belge yok.
İlişkiler yumağı o kadar karmaşık ki, bulduğumuz ipuçlarını her çekişimizde biraz daha yumağa dolaşıyoruz.
Sonra 2 Şubat'tan itibaren herşeyi unutuyoruz; bir sonraki panele kadar...
Bu kısır döngüyü kırmanın bir yolu var:
Ağlaşmayı bir kenara bırakıp, somut bilginin peşine düşmemiz gerekiyor. Tıpkı Uğur Mumcu'nun yaptığı gibi...
Bir örnek vereyim:
Çatlı'ları Türkiye'ye gelişlerinde Metin G. diye bir istihbaratçının karşıladığı ortaya çıkınca Abdi İpekçi'nin eşi Sibel İpekçi aramıştı dehşet içinde: "Bu Metin G.'yi iyi tanıyorum" demişti. "İpekçi suikastı sonrası Ağca soruşturmasını yürüten de oydu. Bu nasıl bir ilişki ağıdır ki, katilleri soruşturma işi, bir yandan onları kollayanlara veriliyor."
İşte bu düğümü çözmek zorundayız.
1970'lerden 1990'lara uzanan kanlı yolda buna benzer o kadar çok isim, dosya ve karmaşık bağlantı var ki bireysel çabalarla bunları deşifre etmek ve genel manzarayı ortaya koymak imkânsız.
Bu nedenle bir seferberliğe ihtiyacımız var.
Daha önce de yazdım: İlk yapmamız gereken, eldeki bilgileri biraraya getirip, paylaşmak.
Bize bir Bilgi Bankası lazım.
Ancak baroların, gazeteci örgütlerinin, insan hakları kuruluşlarının ve bu kanlı serüvende yakınlarını yitirenlerin dayanışmasıyla gerçekleşebilecek büyük bir proje bu...
Yapılacak iş şu: Önce Susurluk için bir bilgisayar programı yazılacak. Çeteyle ilgili ne kadar isim, belge, bilgi, dosya varsa bilgisayara yüklenecek.
Adı geçen herkesin biyografisi, eylemleri, görev yerleri ayrıntılarıyla not edilecek.
Konuyla ilgilenen gazeteciler araştırma sonuçlarını, televizyoncular yaptıkları program metinlerini, faili meçhul aileleri dava dosyalarını bu bilgi ağına sokacaklar. Bu konuda yazılmış kitapların metinleri, Meclis araştırma komisyonu sonuçları, MİT raporları, resmi yazışmalar burada toplanacak.
Sonra bilgisayar, bunlar arasındaki ilişkiler ağını çözmeye çalışacak.
Diyelim, çetenin önde gelen isimlerinden biri, 70'li yıllarda Ağca'ya pasaport veren emniyet müdürlüğünde görevliyse bunu ortaya çıkaracak ya da 16 Mart katliamında İstanbul Üniversitesi'nde öğrencilerin üzerine ateş açanları kollayan polisin, bugün hangi görevde olduğunu belirleyecek.
Banka, bir site aracılığıyla kamunun kullanımına açılacak. Herkes bildiğini aktaracak. Tanıklar ortaya çıkacak, belgesini paylaşacak. İsteyen, bu bankaya bilgi yatırıp, bilgi çekebilecek. Yurtdışındaki benzeri örgütlenmelere ilişkin bilgilerin girilmesiyle, olayın uluslararası boyutu da sergilenecek.
Böylece dev bir arşiv oluşturulmuş olacak.
Sonra? Bu projeyle savcılığın yapamadığı yapılacak. Sivil bir dayanışma ile kirli ilişkiler ağı belgelenecek.
Baro, burada toplanan bilgilerden bir iddianame çıkaracak ortaya...
Belki bir dönem İstanbul Barosu'nun hazırlığını yaptığı "Russell Mahkemesi" türünden sembolik bir yargılama yapılacak ve bu iddianame, bir kapalı spor salonunda, tarih huzurunda ve sanıkların gıyabında okunacak. Bu yargılamada "1000 operasyon"dan arta kalan faili meçhul aileleri müdahil olarak bulunacaklar.
Şimdi girişsek 8. "Faili Meçhuller Haftası"na ancak yetişir.
Ama Muammer Aksoy ya da Uğur Mumcu adına yakışır bir anma günü de ancak böyle olabilir.
Var mı göze alabilen?