


Kar altında
Bütün gece yağdı kar, hiç durmadı. Ve ben gece boyunca sokak lambalarının önünde uçuşan ve sonra yere yumuşakça ineveren beyazlıkları seyrettim.
Aklımdan "Kar Musikisi"nin dizeleri geçti.
Sonra Cenap Şahabeddin'in Elhan-ı Şita'sını hatırladım.
Kar, gece İstanbul'unu örtüyordu.
Ayıplarımızın, günahlarımızın, hırslarımızın, çirkinliklerimizin, bencilliklerimizin, acımasızlıklarımızın, aptallıklarımızın üstüne bembeyaz bir yorgan çekiyordu.
Masum kılıyordu bizi.
Temizliyordu.
***
Çarpık çurpuk gecekonduların altına, soğuk toprağa gömülmüş cesetlerin üstüne yağıyordu kar.
Cezaevi isyanlarının üstüne yağıyordu.
Ruhumuzun çirkinliğini yansıtan kaçak binaları; bir hiza bile tuturamamış, kimi sağa kimi sola bakan, demir filizleri üstünde bırakılmış, kusmuk gibi sıvasız yapıları ap ak bir temizliğe büründürüyordu.
Şu talihsiz halkın iç çatışmalarda yitirdiği onbinlerce genç ölünün mezarına yağıyordu.
O mezarların başında kanlı göz yaşları döken ve bir zamanlar rahminde taşıdığı canın soğuk toprağın bağrında olmasını bir türlü kabul edemeyen anaların ak saçlarını daha da aklaştırıyordu.
Kendi yurttaşlarını öldürerek siyaset yapmaya çalışan sapık ruhları bir parça temizlemeye çalışıyordu.
***
Türkiye'ye kar yağıyordu.
Beyaz bir yorganla kaplanıyordu Anadolu yaylaları.
Kar; işkencecilerin, hırsızların, suçlu politikacıların, satırla insan öldürenlerin, ülkeyi kan gölüne çevirenlerin üstüne de yağıyordu.
Dünyada, imparatorluk varisi olup da tek geri kalmış ülke sıfatını taşıyan Türkiye'nin köy yollarını kapatıyor, kızakla götürülen hastaların üstüne örtülmüş battaniyelerde donuyordu.
***
Kendi mutluluğunu, başkalarının mutsuzluğu üstüne kurmaya çalışan bir geleneğin üstüne yağıyordu kar.
Giderek azgınlaşan, zıvanadan çıkan, eğlence programlarında çılgınca göbek atan, müziğini ilkel haykırışlara çeviren, mal-para-ihale-rüşvet-cinayet-soygun cinnetlerinde boğulan bir toplumu aklamaya çalışıyordu durmadan.
Herhangi bir ideolojinin, istediği anda on binlerce katil bulabildiği bir toplumsal yapının üstüne yağıyordu.
Anadolu'nun kuş uçmaz kervan geçmez köylerinde, erkek zulmü altında bunalmış, başka hayatları özleyen narin genç kızların yemenilerine yağıyordu.
Akşam kocasından yediği dayakla bütün gövdesi sızlayarak, temizlik işine gitmek üzere minibüs bekleyen erken yaşlanmış kadınların çileli yüzlerinde, gözyaşı olup akıyordu.
Ama ne yazık ki bizi aklamaya yetmiyordu artık.
Çünkü bunca aydınlık insana rağmen, karanlık bir türlü kalkmıyordu ülkenin üstünden.
***
Yine de güzeldi kar musikisini dinlemek.
Kulağımıza mahçup bir edayla, hiç durmadan geleceğe ilişkin umutlar fısıldıyordu.
"Türkiye denilen koca gövde çıbanlarını sıkıyor, bünyesinin yarattığı tümörlerden arınıyor, zehirlenmiş kanını değiştiriyor. Çekilen bunca acının sebebi bu!" diyordu.
Ve ben ona inanmak istiyordum.
Çılgınca bir istek vardı içimde ona inanmak için.
Hem de bütün yüreğimle...
***
Bütün gece yağdı kar.
Ve ben hep onu seyrettim.