Dünya üzerinde İstanbul kadar eski, ama İstanbul kadar heykelsiz kent yok..
Bu yüzden heykel tartışmaları bile hoşuma gidiyor.
Beşiktaş Meydanında bir soyut heykel var.. Sevgili Erdal, İstanbul ilavesinde bu heykeli ele aldı.
"Estetikten yoksun" derken, Erhan İşözen'e de takıldı.. Erhan Beşiktaş Belediyesi'nin danışmanı, Ayfer Atay'ın sağ değilse de, sol kolu o zaman..
Erdal'ı aramış Erhan "Bana haksızlık ediyorsun" diye. Erhan, Erdal'a, heykele de, yerine de katılmadığını söylemiş.
Bakın burada haklı Erhan.. En iyi ben biliyorum da..
Ortaköy'de oturuyoruz bir akşam.. Heykel yeni açılmış. Ben daha görmemişim. Bizim Ünal da Mimar ya.. Erhan'la başladılar, bu heykeli tartışmaya..
Ünal alenen dalga geçiyor heykelle. Erhan da, Ayfer Beye saygısı içinde ölçülü, heykeli ve yerini kendisinin de beğenmediğini anlatıyor.
Tepem attı..
"Yürüyün" dedim, "Heykeli görmeye gidiyoruz.."
Gittik..
Ve ben bayıldım heykele.. Gökyüzünün derinliklerine, uzaya uzanışı simgeleyen dev bir yapıt.. Tam da durması gereken yerde duruyor. Barbaros Bulvarı ile sahil yolunun kesiştiği kavşakta, bir görkem..
Ben ki, soyut sanatı pek sevmem.. Bilbao'da, Getty müzesindeki bembeyaz tablo ile ilgili yazılarım hatırlarda.. İşin garibi, Erhan o tartışmada, bana karşı olmuştu.
İşe bakın.. Şimdi ben soyut heykelden yanayım, Erhan karşı..
Sanat da işte bu değil mi?..
Ayfer Beyi de, Erhan'ı da hep destekledim, heykel merakları yüzünden..
İstanbul'da heykel deyince akla, E-5 yolu üzerinde o Atatürk'ten başka herşeye benzeyen heykelleri pazarlayan adamdan başka gelen yok.. Ayfer Başkan ile Erhan Beşiktaş'a nerdeyse İstanbul'dakilerin topu kadar heykel diktiler..
Ulus mahallesinde oturan çocuklar, belki adını bile duymadıkları Ahmet Adnan Saygun'un büyük bir Türk bestecisi olduğunu, kendi mahallelerinde yaşadığını ve de neye benzediğini öğrendiler.. Fena mı oldu?..
Soyut sanat hep tartışıldı. Tartışılacak..
Tartışılması iyi de oluyor.. Ama bu tartışmaları yeni heykellerin yolunu kesmek değil, daha güzellerine yol açmak için yapmak gerek..
Haa.. Erdal'ın yerden göğe haklı olduğu bir nokta var. Orada tamamen yanındayım.. Heykel bir meydana yapıldı. Öyle yapılır zaten dünyada.. Ama meydan kalmadı. Açık hava tezgahları sabitleştiler, yayıldılar, orayı Erdal'ın deyişi ile tam bir Mahmut Paşa'ya çevirdiler.
Ayfer beyin projesinde bu meydan halka açık park olacaktı. Şimdi çirkin görünüşlü bir iş yeri oldu. Ordaki esnafı da aç bırakmadan, başka yere taşıyarak, heykelin etrafını şöyle bir açalım.. Şöyle gerileyecek, yukarıya bakacak alan açılsın.. O zaman, o göğe uzanışa bir daha bakalım.. Belki biraz beğeniriz..
Merzifonlu'dan Aslan Yürekli Rişar'a!..
Viyana'ya bakan Merzifonlu'nun tepesinden indik.. Bir başka tepeye doğru yola çıktık..
Richard Löwenherz diye bir restoran kafeye gidiyoruz.. Daha doğrusu bu kafenin yanındaki manastıra..
Hani Robin Hood filminden tandığımız İngiliz Kralı var ya.. Aslan Yürekli Rişar.. Ava giderken avlanan hani.. Haçlı seferi diye yola çıkmış.. Selahattin Eyyubi'den dayağı yemiş. Yetmemiş, geri dönerken barbar kavimlere esir düşmüş. Almış bu Viyana yakınlarındaki manastıra hapsetmişler.. İngiltere'ye de haber salmışlar ki, bilmem kaç bin altın fidye ödene.. Rişar yokken tahta kardeşi John geçmiş tahta.. Enayi mi?.. Fidyeyi yollamıyor tabii.. Parayı toplamak da bizim Robin'e düşüyor.
Manastırın olduğu köyde sokağa çıkma yasağı var sanki. Kimseler yok.. Bir ara okuldan çıkan iki kız çocuğu gördük. Okulları da iki kişilik herhalde.. Gittik.. Otel de restoran da kapalı.. Bir kahve içip, manastırı gezeceğiz..
Aaaa. Orası da kapalı.. Marta kadar..
Yahu Allahın evi kapatılır mı?..
Kapamışlar..
Yeni hedef Melk..
Melk, Avusturya'nın Söğüt'ü..
Yani o koca Avusturya - Macaristan imparatorluğu var ya.. Bu kasabada kurulmuş işte.. Orta muhteşem bir saray var. İlk sarayları.. Onu gezeceğiz.. Yolda Mehmet bize toplumsal yaşam hakkında bilgi veriyor. Sosyal güvenlik tam.. Öyle ilaç, hastane, doktor parası diye bir sorunu yok kimsenin çözmüşler..
Nasıl çözmüşler..
Burası sosyal devlet..
İşsizlik diye sorun yok. İşsizlik maaşı var..
Nasıl çözmüşler..
Burası sosyal devlet..
Bir kız varmış, THY, Viyana ofisinde.. "Ben dört yıldır burdayım, görmedim" diyor Mehmet.. Doğum izni iki yıl. Kız hamile kalmış, iki yıl izin almış. Biterken bir daha hamile kalmış, iki yıl daha.. Dört yıl maaş almış.. Alsın da, kadro dolu görünüyor, yerine adam alamıyorlar. Sonra kız insafa gelip üçüncü kez hamile kalmamış, basmış istifayı gitmiş..
Haa, bu iki yıl hamilelik izninin son altı ayını erkek kullanabiliyormuş. Kadın çalışıp, çocuğa evde o bakıyorsa..
"Bak" dedim.. "Gene sosyal devlet deme.. Nerden çıkıyor bunca para.."
"Tek kuruş vergi kaçırtmıyorlar" dedi Mehmet.. Vergiler tam alınınca, devlet halkına karşı tüm taahhütlerini yerine getirebiliyormuş.
Hiç ümitlenmeyin.. Vergi cenneti Türkiye'de böyle şey asla olmaz. Bu ülkede vergiyi sadece enayiler ve de para daha eline geçmeden vergisi kesilenler öder sadece..
Dünyanın yolunu yaptık.. Geldik Melk'e.. Saray tepede.. Mehmet arabayı kentin meydanına park etti, başladık tırmanmağa.. Yüzlerce metre dik yokuş, yüzlerce basamak merdiven.. Ciğerim ağzımdan çıkarken sarayın kapısına geldik ki, sol taraf boydan boya otopark.. Meğer araba geliyormuş kapıya kadar..
"Ben bu Mehmet'i ne yapayım şimdi" diye düşünürken, kötü haber geldi..
İmparatorluğun kurulduğu saray da kapalı marta kadar.. Kilometrelerce yol geldik, ona mı yanarsın, bunca yokuş, bunca merdiven tırmandık ona mı?..
Saray dışardan bir harika.. Mehmet nispet yapıyor sanki..
"Siz bir de içini görseydiniz?.."
Göreceğiz.. Bu Viyana'ya bir de baharda geleceğiz, şart oldu.. Bitmedi..
Cumaya "200 bin dolarlık mehter gürültüsü.."
Erdoğan Sevgin!..
Bu geç kalmış bir yazı..
Türkiye'nin en eski televizyon eleştirmenini yazmak için geç kaldım..
Erdoğan Ağabey "25 yıl oldu" dediği gün yazmalıydım..
Tam 25 yıl, önce tek televizyonun, sonra yığınla televizyonların en sadık izleyicisi Erdoğan Ağabey..
Hergün izleyip yazmak kolay değil..
Deneyin anlarsınız..
Ben denedim bilirim.
Erdoğan Ağabey TV'de Yedi Gün'de her programı eleştirirken, ben rakip Tele Magazin'de, haftada sadece bir tek programı izler yazardım ve canım çıkardı..
25 yıl, her gece televizyonu hem de alıcı gözle izlemek ne demek?..
Erdoğan Ağabey, magazin gazeteciliğinin de, TV yazarlığının da piri, üstadıdır.
Genç meslekdaşlar, onu sevmek zorunda değiller.. Ama mutlak saymalılar..
Ve de ondan öğrenecekleri çok şeyin olduğunu bilmeliler..
Bir 25 yıl daha bu işi yapar mısın bilmem Erdoğan Ağabey.. Ama gözün gördüğü, elin tuttuğu sürece, yazacağını biliyorum.
Seni seviyorum Erdoğan Ağabey.. Ayni çatı altında olmaktan da gurur duyuyorum. Nice yıllara..