Biliyorsunuz her kış kar yarım gün yağsa bile, İstanbul'u teslim alır.
Gazeteler de, hemen hemen hep aynı tarihlerde, hemen hemen hep aynı manşetlerle çıkarlar:
"Dün yine kara teslim olduk."
İstanbul ayrıca bahar aylarında yağmura da teslim olur. Evlerin alt katlarını seller basar, çukurdaki sokaklar ırmaklara dönüşür, arabalar yollarda kalır...
Türkiye, sadece Hazine'den geçinenlerin üst kademelerine göre biçimlenmiş "Kabuk Devlet" yapılanmasından; halk kitlelerine servis veren "Teknik Devlet" örgütlenmesine geçmeyi bir türlü başaramadığı için; halk yığınları rezil perişan olurlar her kar ve yağmur mevsiminde...
Eh ne yapalım, ben kendimi bildim bileli, bizim Türkiye böyle; ne köylülüğü aşabiliyor, ne çağın teknik olanaklarıyla bütünleşebiliyor, ne de rüşvet ve yağmadan kurtarabiliyor paçasını..
Son 20 yıldır 15 bini bulan faili meçhul cinayet dosyası da cabası...
Televizyon kanallarında Hizbullah'ın işkencelerle öldürdüğü insanlara ait gizli mezarların, nasıl bulunup açıldığını izlerken; eski zamanlara ait binbir çağrışım içinde, nedense Kuyucu Murat Paşa da sık sık aklıma geliyor.
Osmanlı döneminin portreleri, psikopatolojik yönden, hiç mi hiç incelenmemiştir. Bunlardan biri de Kuyucu Murat Paşa..
1512'de, babası II. Beyazıt'ı devirip tahta yeni çıkan I. Selim, İran'a karşı Çaldıran seferine giriştiği sırada, bir de içerde bir Alevi soykırımı başlaştmıştı...
İlk adımda 20 bin kişinin kılıçtan geçirilmesiyle başlayan Alevi soy kırımı, sonunda belalı bir karşı çıkmayla Celali isyanlarına dönüştü ve yüzlerce yıl sürüp gitti.
1600'lü yılların hemen başında ve I. Ahmet'in küçücük yaşta sünnetsiz olarak tahta çıktığı sıralarda; Vezir-i Azam olan 90 yaşındaki Kuyucu Murat Paşa üstlenmişti Celali isyanlarını bastırmayı...
Diyarıbakır dolaylarında, çeşitli aşiret beyleri, ağaları ve yakınlarıyla 30 bin kişiyi kılıçtan geçirip kuyulara gömmüştü...
Kendisi gençliğinde katıldığı bir seferde, kazara bir kuyuya düştüğü için, Kuyucu'ya çıkan adına uygun olsun diye, açtırdığı kuyulara gömerdi kafasını kestiklerini...
Hafsalanın alamayacağı ölçüde acımasızdı Kuyucu Murat Paşa. Armağanlar göndererek barışma önerdiği bazı yerel Bey'leri, yemeğe davet eder ve kendilerini sofrada boğdururdu.
Bir kez o çevrelerde bulunmuş kimsesiz küçük bir çocuğu da yanına getirtmiş ve cellatlara:
- Bu veledi de hemen boğun, yarın büyüyünce o da eşkiya olacak, demişti..
Cellatlar, o kadar küçük, kimsesiz bir çocuğu öldürmeyi reddetmişlerdi. Ve 90 yaşındaki Kuyucu Murat Paşa, ayağa kalkarak elleriyle bizzat boğmuştu çocuğu...
Osmanlı dönemindeki yöntemlerle, psikopatolojik portrelerin ve özel çıkar anlayışlarının, hiç mi yansıması olmadı günümüze?
Bu sorunun yanıtı, hiçbir zaman yeterince araştırılmadı.
Genç kuşaklarda; tıpkı hukuk bilinci gibi, tarih bilincinin de uyanmasına asla olanak tanınmadı..
O nedenle bugün de, köylülüğü aşamamışlığın ve "analitik düşünce" birikimsizliğinin karabasanlarını yaşamaya, hâlâ devam ediyoruz.