kapat

26.01.2000
Anasayfa
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )


Acıklı komedi

Suçludan hesap soramayan, ona ceza veremeyen adalet olmaz. Adaletini kanıtlamayan devlete de devlet denemez!

Bu gerçeği, üzerinde "Adalet mülkün (devletin) temeli" diye yazan mahkeme duvarları bile söylemiyor mu?

Söylüyor ama devlet, İBDA-C adlı yasadışı örgütün liderini bir yıldır mahkemeye çıkaramıyor. Çünkü cezaevleri devletin kontrolundan çıkmış, terör örgütlerinin ve mafyanın at oynattıkları mekânlara dönüşmüştür.

Oysa infaz, suç mağdurlarının adalet duygularını tatmin ederken suçluları da topluma yeniden kazandırabilmeli değil mi?

Ama İnfaz Yasası'ndaki şartlı salıverme, nadim olmuş veya olmamış bütün mahkumlar için otomatik işleyen bir hak haline geldi.

Katiller bile 8-9 yılda çıkıyor, yeni hayatlar söndürerek tekrar hapse dönüyor.

Ceza indirimi başka ülkelerde de var ama buna sorumlu bir heyet karar veriyor. Haktan yararlandırılan mahkum çıktığında tekrar suç işlediği zaman heyettekiler mesul oluyor, hatta işlerini kaybediyor.

Bizdeki rejim de böyle işletilmeli..
Cezanın ıslah edici işlevini, suçluların kalabalık koğuşlara konulması ve "olay çıkmasın" diye aynı örgüte bağlı mahkumların aynı koğuşa kapatılması önlüyor.

Çünkü o zaman cezaevleri örgütlerin eğitim merkezi halini alıyor, devlet otoritesine meydan okuma cüreti artıyor.

İşte dün Metris Cezaevi'nde İBDA-C üyeleri, mahkemeye çıkması gereken liderlerini vermemek için ayaklandılar. Devlet güçleri uzun süren bir savaş vermek zorunda kaldı.

Mahkumların koğuşuna kapıdan giremeyip "Noel Baba" gibi bacadan sızmaya çalışan bir "Devlet Baba" görüntüsü, utanç verici bir komedidir.

Bu rezalete son vermek, iktidarın birinci öncelikli gündemi olmalıdır.

İBDA-C lideri Mirzabeyoğlu'nun bir yıl sonra bugün -eğer çıkarılabilirse- mahkemeye çıkarılması, başarı değil, hastalığın kangrene dönüştüğünün kanıtıdır.

Türkiye, geleceğe dönük parlak iddialarını hak etmek istiyorsa, önce cezaevlerine sahip olmak zorundadır!

Hayalet taşlama..
Son yıllarda moda oldu: Devlete eti, kemiği, kendine özgü aklı, huyu olan canlı bir varlık gibi bakıyoruz.

Amerika'nın "Sam Amca"sına nazire ona bir ad da koyarsak tamam olacak..

Oysa devlet bir alettir. Kötü ellerde kötü, iyi ellerde iyi çalışan bir alet..

O nedenle artık yanlış işlerden ötürü sürekli devleti kötülemeyi bırakıp devleti kötü işletenleri arayıp ayıklamayı öğrenmeliyiz.

Çünkü bu "devlet kötü" edebiyatı, devleti düzeltmiyor, sadece kötü siyasetçileri ve kötü yöneticilerin gizlenmesini sağlıyor.

Dün Mesut Yılmaz, Hizbullah'a devlet içinden yardım eden hainler bulunduğunu söyleyerek "Devlet, yanlış yapanları ortaya çıkarıp hesap sormakla mükelleftir" dedi.

Doğru ama nasıl?. Devletin ağzı, dili, eli, kolu yok. Meclisi, hükümeti, yargısı var.

Çelme takılmayan polis, kararlı bir hükümet neler yapabilir, son aylarda görüyoruz.

Artık devletin arkasına saklanmayı bırakın, o aleti doğru dürüst işletin ve bu hayalet taşlama oyununu bitirin!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır