


Devlet ve suç
Cumhurbaşkanı Demirel, "Devlet cinayet işlemez!" demiş. Biz de "Keşke öyle olsaydı!" diyoruz. "Keşke bir hukuk devletine sahip olsaydık. Keşke devlet karanlık işlere hiç bulaşmasaydı."
Ama ne yazık ki bunu söyleyemiyoruz.
Binlerce olay, ifade ve tanıklık; devletin ne yazık ki bu pis işlere bulaştığını gösteriyor.
Güvenlik önlemlerinin bu kadar sıkı olduğu, hele Güneydoğu bölgesinde kuş uçurtulmadığı dönemde, yüzlerce kişiyi kaçırıp, işkenceyle öldürerek gömen bir örgütün varlığını sadece "gaflet"le açıklamak çok zor.
Mafya babalarının kırmızı devlet pasaportuyla dolaşması, suçlulara "güvenlik görevlisi" kimliklerinin verilmesi, Susurluk'ta ortaya çıkan garip ilişkiler ağı, bakanlarla sanıkların garip telefon görüşmeleri, ihalelerde görülen tuhaflıklar vs. en iyi niyetli insanı bile kuşkuya düşürecek nitelikte.
***
İyi ama Demirel'in sözünün tersi, yani "Devlet suç işlemiştir!" tezi ne demek?
Ne anlama gelir!
Devlet, bütün organlarıyla; siyasi karar mekanizmaları, güvenlik güçleri ve bürokrasisiyle, bir suç şebekesi mi?
Elbette ki hayır!
Ailesi dört kuşaktır, asker ve sivil olarak devlete hizmet vermiş bir kişi sıfatıyla, bu iddianın doğru olmadığını biliyorum.
O zaman geriye; devletin hem içinde hem dışında örgütlenmiş gölgeli ve kuşkulu teşkilatlar kalıyor.
Bunu en güzel tanımlayan İsmet Sezgin oldu.
Siyasi karar mekanizmasında üst düzey görevler üstlenmiş olan deneyimli politikacı dedi ki:
"Devlet ne yazık ki birtakım suçluları kullanıyor. Sonra onlar da devleti kullanıyor ve ortaya karmakarışık bir tablo çıkıyor."
Bence gerçek bu cümlede gizli.
***
Daha önce de bu köşede sözü edilen "iti ite kırdırma" politikası, bazı devlet görevlilerini önce sola, sonra PKK'ya karşı milliyetçi ve dinci militanlarla işbirliği içine itti.
Daha doğrusu kendilerine milliyetçi ve dinci maskeler takan suçlular, bu görevlilerden aldıkları yetki, cesaret ve imkanlarla katliam yaptılar.
Himaye gören bu suçlar karanlıkta kaldı.
Katledilişinin yedinci yıldönümünde demokrasi şehitlerinin simgesi haline gelen Uğur Mumcu ve diğer aydınlarla ilgili soruşturma dosyalarında rastlanan gariplikler de yine bu gölgeli ilişkilerden kaynaklanıyor.
Deliller yok ediliyor, ifadeler mahkemelere gönderilmiyor ve sanki gizli bir el cinayetlerin karanlıkta kalması için uğraşıyor.
***
Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklamasında yer alan ve terör örgütleriyle ilişkiyi reddeden cümle elbette ki doğrudur.
Silahlı Kuvvetler mensuplarının ve komutanlarının da bu cinayetlerden en az bizler kadar üzüntü duyduğunu biliyoruz.
Ama bu işlerde üst üste yığılan binlerce gariplik olduğunun da farkındayız.
İşte bu gariplik, kendilerinde devlet adına davranma yetkisi gören bazı görevlilerin tehlikeli stratejilerinin sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Bence devlet, bu tip söylentilerin önüne geçmek için kendi içindeki çıbanları temizlemeli.
Devlet adına suç işleyenleri ortaya çıkarmalı ve cezalandırmalı.
"Devlet adına kurşun atanlar" korunmaya devam ettikçe, bu kuşkuları ortadan kaldırmaya imkan yok!