Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel geçen Cuma günü yazdığım "Demirel'in imajını sarsar" başlıklı yazımla ilgili bir açıklama göndermiş. Bakın Cumhurbaşkanı Sayın Demirel ne diyor;
"16 Mayıs 2000 tarihinde sona erecek olan görev süremi tamamlamaya çalışıyorum. Ben kimseden bir talepte bulunmadım. Benim Cumhurbaşkanlığı görevine "yeniden devam etmem" fikri bana ait değildir. Hiçbir hesabım da yoktur. Niye olsun ki?.. Bütün ömrüm millete ve devlete hizmetle geçti.
Ne Çankaya'da kalabilmek kaygısı içindeyim, ne unutulmak korkusu!.. Ancak, göreve çağrılırsam bunu, reddetmekte müşkülatım olduğunu herkes takdir edecektir.
Beyan ettim ki, burada yöntem hatası yapılmamalı ve onur kırıcı bir durum olmamalıdır.
Demokratik olmayan hiçbir şeye razı olmayacağım da, daha evvel ifade olunmuştur.
TBMM, kimsenin adı söz konusu olmadan, Cumhurbaşkanlığı seçimi kuralını değiştirir ve yine herkese açık yeni bir kural getirirse, bunun nesi, şahıslara göre yasa değiştirmek olur, bunun nesi diktatörlük olur?..
Ayrıca halen ne kırılmış-dökülmüş bir şey var, ne de kaybolmuş veya kazanılmış. Sadece, meşru, açık ve demokratik bir 'tartışma' var. Ne olursa, TBMM'nin; hür, serbest ve yüksek iradesi ile olacaktır."
Öyle görülüyor ki Sayın Cumhurbaşkanı söz konusu yazıdan bizim, Cumhurbaşkanlığı görevine devam etmeyi kendilerinin istediği gibi bir düşüncemiz, kaygımız olduğu sonucunu çıkarmışlar. Oysa ben, okurlardan ve konuştuğum halktan gelen "Anayasa şahıslara göre değiştirilirse bu demokrasi olmaz" tepkilerinden yola çıkarak sözü, orada kalmasını pür telaş isteyen parti liderlerinin çabalarına getirmiş ve "Sayın Demirel bugüne kadar demokrasiye önemli katkılarda bulunmuştur, böyle bir ikramı kabul etmek imajını sarsar" demiştim.
Eğer siyasi parti liderleri önce Sayın Demirel'le görüşüp, kendi aralarında onun bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı yapması konusunda anlaşıp, sonra Anayasa değişikliğini gündeme getirmiş olmasalar veya tam görev süresinin bitimine yakın bir zamanda gündeme getirmiş olmasalardı bu tartışma da olmayacaktı.
Birçok konuda olduğu gibi bunda da bir zamanlama, bir şekil hatası var.
Konser ve anma günü Kültür Bakanlığı'nın himayesinde yapılıyormuş (Sayın Bakan İstemihan Talay'ı kutluyorum bu karardan dolayı..). Konser biletlerinin satışı 25 Ocak (bugün)'ta D&R ve Vakkorama mağazalarında, ayrıca Superonline shoping gişelerinden online olarak başlıyor. Barış Manço Projeleri Çalışma Grubu Ve Performans Tanıtım'ın işbirliğiyle hazırlanan, sunuculuğunu Halit Kıvanç'ın yapacağı konserde Barış Manço'nun eserleri 25 kişilik bir senfoni orkestrası, 20 kişilik bir koro ve Kurtalan Ekspres tarafından çalınacak.
Göremeyecek olanlar için bir teselli var; Konser Kanal D'de yayınlanacağı gibi, kaydı yapılacak CD-ROM ve DVD olarak da basılacak. Görebilecek olanlar ise vakit kaybetmesinler derim!
Türkiye'nin, eğer bir Avrupa ülkesi olmayı istiyorsa, bu sorunları tek tek ortaya çıkararak çözmesi, yıllardır gizli kalmış ve perde arkasından sinsi sinsi faaliyetini sürdürmüş terör örgütlerini ayıklaması, bütün kanlı iltihapları akıtması tabii ki gerekli ve gelişmeler bir yandan da sevindirici.. Ama öbür yandan Rauf Tamer'in de Pazar günkü yazısında belirttiği gibi Hizbullah olayı tüm açıklığıyla Batı ülkelerine anlatılmalı. PKK'yı biz anlatamadık, onlar kendilerini çok güzel anlattılar, sonunda acısını çektik. Aynı hataya burada düşmemeli, Türkiye'nin coğrafi konumunun da neden olduğu geçici sıkıntılarımızı hatasız açıklamalıyız.
Hem de son derece acil olarak. Tam teşekküllü bir kampanya halinde.. Önümüzdeki sezonu da Hizbullah yüzünden kaybetmeyelim!