Türkiye'nin kendisini bu yılın ikinci yarısından itibaren toparlayacağı anlaşılıyor. Tabii, mayıs ayına kadar meydana gelecek gelişmeler ve bu tarihte yapılacak Cumhurbaşkanı seçimleri, hükümeti dağıtmaz ve Türkiye yine kısır iç çekişmeler içine gömülmezse...
Bugünden gözüken Süleyman Demirel'in şansının giderek zayıfladığı. 76 yaşına gelmiş ve upuzun siyasi hayatında görmediği ikbal kalmamış birisinin, "centilmence" emekliye ayrılması ve zaten "şans"ının hiç olmaması gerekirdi. Ama Türkiye'de böyle olmuyor. Demirel'in "şansı" zorlanıyor. "İstikrar" adına. Oysa, onun temsil ettiği "istikrar" olmamıştır.
Süleyman Demirel'in herhangi bir formülle süresinin uzatılmasının zorlanması, dahi, Türkiye hesabına can sıkıcı. Süleyman Demirel isminin "simgesel" özelliğinden ötürü böyle. Çünkü, Demirel, gerek yaşı, gerek kıdemi ve gerekse kişiliği ile Türkiye'nin "değişmeme" inadını ve "olanı olduğu gibi koruma" direncini simgeliyor. 2000 yılında bilgisayar ve hatta araba kullanmasını bilmeyen bir Cumhurbaşkanı'ndan, akıl almaz teknolojik atılımlar çağında bir türlü vazgeçemeyen bir ülke profili çizmenin zevkli yanı var mı? Kendisinin Türk siyasi literatürüne hediye ettiği çok sayıda "deyiş"ten biri, şimdi kendisine uygulanmak üzere: "Neyin olabileceğini görmek için, nelerin olamayacağını görmek"...
Peki, Demirel'in süresi uzamazsa, kim Cumhurbaşkanı olabilir? Demirel'in "olamayacağını" hele bir anlayalım; kimin olabileceğini o zaman görür ve anlayabiliriz.
Demirel, "son umudu" galiba Amerika'da. Şubat ayı sonunda Topkapı Sarayı sergisinin Washington'daki Corcoran Sanat Galerisi'nde açılması için, Amerika'ya gidecek. Sergi açılışını Clinton ile birlikte gerçekleştirme niyeti var. Elbette, niyet, bununla kalmıyor. Bir de Clinton ile -hazır Washington'a gelmişken- siyasi görüşmelere oturmak istiyor ve bunun randevusu ayarlanmaya çalışılıyor.
Washington ziyaretinin tarihine bakılınca, bunun, Türkiye'ye dönük, "Amerika, Demirel'i istiyor" şeklinde bir imaj cilalama amacına hizmet için tasarlandığı da pekalâ akla geliyor. Ancak, burada gözden kaçırılan nokta, Clinton'un, bu tür bir destek için hiç cazip bir konumda bulunmadığı.
Amerika, bu haftanın başından itibaren önce Iowa eyaletinde, kısa bir süre sonra New Hampshire'deki bir nev” ön seçimlerle birlikte, artık kendi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en ateşli dönemine giriyor. Amerika'da Başkan seçimi yılı ve kampanyanın hararetlendiği dönem, dış dünyanın Amerika'dan elde edebileceğinin asgar”siyle yetineceği bir dönemdir. Seçim kampanyasında, gözler gelecek Amerikan Başkanı'na döner ve Beyaz Saray'da ikamet edenin artık pek esamesi okunmaz olur. Bu, Clinton için haydi haydi geçerli.
Dahası, Clinton'un artık tek derdi, bir biçimde "tarihe iz bırakmak" ve bunun için tüm dikkati Filistin-İsrail ve İsrail-Suriye görüşmelerine, yani Ortadoğu barış görüşmelerine odaklanmış durumda. İç politikadaki ağırlığı ise, kendisine gayet hasmane bir tavır içinde olan Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Kongre nedeniyle hemen hiç yok.
Karısı Hillary de eşyalarını, senato seçimlerinde yarışacağı ve karargâhını kuracağı New York'a taşıdı. Clinton, şu sırada Beyaz Saray'da bir yalnız adam. Boş vakti bol. Geçen hafta salı akşamı, Washington Wizards basket takımının Dallas Mavericks ile yapacağı maç için, MCI Center adlı kapalı spor salonuna gitti. O gün, Michael Jordan'ın Wizards hisselerinin yüzde 20'sini satın aldığı ve basketbol takımının başına getirildiği ilân edilmişti. Şeref locasında Michael Jordan, kulübün küçük hissedarı, AOL'ün sahiplerinden Ted Leonsis, kulübün büyük hissedarı Abe Pollin ve Clinton birlikte oturdular. Tüm kameralar, Michael Jordan'a çevrilmişti. Jordan'ın yanısıra dikkati üzerlerinde toplayan Pollin ile Leonsis idi...
O bakımdan, Clinton, herhalde şubat sonunda Demirel'e ayıracak zaman da bulur. Ama, Beyaz Saray'da artık iğreti oturan Clinton desteği, Demirel'e Çankaya garantisi sağlamaz. İş, biraz "körlerle sağırlar, birbirini ağırlar"a döner. Bu 2000 yılının, Türkiye için umut verici bir yıl olma ihtimali arttı. Özellikle ikinci yarısının...