kapat

25.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Nerdesin Ahmet, nerdesin!..

Birininin bizim için ne kıymet ifade ettiğini anlamamız için, ille de kaybetmemiz gerekiyor..

Ahmet öldürüldüğü zaman, inanın yerinin bu kadar boş kalacağını tahmin etmemiştim..

İlk Ali Kırca'nın açık oturumunda hissettim yokluğunun bıraktığı boşluğu..

Kırca'nın topladığı numaracıların karşısında kimseler yoktu.. Meydanı boş bulunca nasıl attılar, mangalda kül bırakmadan..

Şimdi, bir laf atıldı ortaya..

"Farklılığı kucaklamak.."

Turizm bakanlığı, Türkiye'nin tanıtımı için reklam şirketleri arasında kampanya açmış. Sertap Erener'in kardeşi olmakla ünlü Serdar kardeşimizin sloganını da birinci seçmiş..

Farklılığı kucaklamak..

Hiç yadırgamadım.. Hatta hoşuma gitti, Batıya yönelik bu reklam sloganı..

"Sizin aslında birbirinizden farkınız yok.. Gelin Türkiye'ye farklılığı kucaklayın.." diye aldım..

Meğer öyle değilmiş..

Slogana mal bulmuş magribi gibi sarılan numaracılara bakarsanız, kazın ayağı öyle değilmiş..

Türkiye'de, Türkiye halkları yaşıyor ya..

Birbirinden farklı farklı..

Onları kucaklama anlamına geliyormuş bu slogan..

Türkiye ilk defa, içindeki farklılığı telaffuz ediyormuş..

Şimdi Ahmet'in zamanı işte.. Bunların ağzının payını vermek için..

Kaç kez yazdı, kaç kez, 20. yüzyılda eseri ile birlikte ayakta kalan tek liderin Atatürk olduğunu..

Sebebini de anlattı..

"Tito ve Lenin, devletlerini, bireylerinin farklılıkları üzerine kurdukları için Yugoslavya da dağıldı, Sovyetler de.. Oysa Atatürk, cumhuriyetini, bireylerinin ortak yanları üzerinde kurmuştu. Farklılıkları değil, ortak yanları kucaklamıştı" dedi, yüz kere, bin kere..

Kitaplar yazdı.. Makaleler yazdı, anlattı.

Benim aslım çerkes.. Kendimi hiç farklı hissetmedim bu ülkede..

"Türkiye'de yaşayan halka, Türk halkı denir" demişti Atatürk.. Ben Türk halkıyım..

Onno'ya Arto'ya sarılırken, farklılığı kucakladığım hiç aklıma geldi.. Bizden biriydi, sarıldığım..

Fener'de Patrik Bartholomeos'la sohbet ederken, farklı olduğunu bir an düşünmedim.. Benden daha İstanbulluydu..

İshak Alaton ile bin kez kucaklaştık belki.. Hiç benden farklı değildi kucakladığım..

Galatasaray'a başkanlık yapan Selahattin Beyazıtlara, Alp Yalmanlara, Faruk Sürenlere "farklı" diye bakmak hayalimden geçmedi.. Geçse, bu klübü kuran stadına adını veren Ali Sami'ye bakardım önce..

Biz öylesine kucaklıyorduk birbirimizi..

Biz mozayıktık..

Nedir mozayık..

Rengarenk taşları öyle uyumla birleştirirsiniz ki, ortaya bakmaya doyulmaz bir güzellik çıkar..

Atatürk bunu yapmıştı işte.. Rengarenk taşları öyle uydurmuştu birbirine..

Şimdi ayırın bu taşları o düzenden.. Her rengi ayrı ayrı yığın.. Ne kalır elinizde?.

Bir yığın taş.. Hiçbir özelliği ve güzelliği olmayan bir yığın taş!..

Turizm bakanlığı, "Farklılıkları kucaklamak" derken, eğer gerçekten içe dönük farkların altını çiziyorsa, bunun doğal sonucu, bölünmüşlüktür..

Sonrası da Yugoslavya ve Sovyetler Birliği'nin akıbeti..

Bir yandan 28 şubatı lanetlerken, bir yandan da, Hizbullah'ın günahını Atatürk Cumhuriyetinde bulma mantıksızlığına düşen numaracılar, şimdi de, önce farklılaşan, sonra bölünen, sonra da dağılan bir Türkiye'nin peşindeler..

Bilerek, ya da bilmeyerek..

Onların hakkından gelecek adamdı Ahmet.. Onlara anlatacak adamdı, tuttukları yolun sonunu..

Ahmet'in ölümüne o zaman üzülmüştüm. Şimdi dövünüyorum..

O zaman "Neden Ahmet" diye sormuştum kendi kendime.. Şimdi hainlerin ne kadar doğru bir seçim yaptıklarını biliyorum..

Benzerlikleri savunanı yok edersen, geriye işte böyle "Farklılık" tellalları kalır!..

Merzifonlu'nun çadır kurduğu yerde..

Viyana'da Havelca Kafede oturuyoruz. Salaş bir kahve burası.. Eski.. Masalar, bizim eski Beyoğlu'nda muhallebiciler vardı, mermer masalı.. Öyle.. Bizim masanın mermeri de ortadan kırılmış.. Kırığın haline bakarsanız, en az 50 yıl önce kırılmış üstelik..

Uçal'a "Bizi niye buraya getirdin" dedik.

"Franz Kafka romanlarını bu kahvede yazardı, hem de tam işte şimdi senin oturduğun yerde" dedi.. Kafka'dan beri el sürmemişler kahveye.. Tam karşıda köhne bir otel.. Kafka orada yatar, burada yazarmış.

Uçal "Viyana'ya çok geldin. İçini bilirsin, yarın program, Viyana'nın dışı" dedi..

"Okey" dedik, Şefik'le..

Sabah otelin kapısısında bir jip.. Markası öyle yani.. Jeep!.. Direksiyonda dünya şirini bir delikanlı.. Mehmet.. Uçal'ın yardımcılarından..

Bizi o gezdirecek..

Yola çıktık. İlk durak, kente tepeden bakma yeri.. Hani Çankaya'da Cumhurbaşkanları yasaklamadan önce, arabaları yan yana dizerdik, yanımızda sevgililerimizle, şehre bakardık, Aşıklar yolundan.. Aynen öyle..

Bu tepeye şehre aşık biri otağ kurmuş.. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa.. Günlerce kenti buradan seyretmiş.. Kıyamamış talan edilmesine.. "Talan yok" diye emir verince, rivayet ederler ki, askerin şevki kırılmış. Kırım Hanı çekip gitmiş, yardıma gelen ve Osmanlı'yı arkadan vuran Lehlere yolu ardına dek açarak..

Merzifonlu'nun baktığı yerden ben de bakıyorum Viyana'ya..

Vallah ben de kıyamazdım.. Tuna'nın iki yanında bir inci.. Nasıl kıyarsınız..

Tam çadırın olduğu yere harika bir otel yapmışlar.. Her odası Viyana'ya bakıyor.. Yatay bir bina.. Altı boydan boya bir veranda.. Restoran ve kafe.. Oturduğunuz masada tüm kent ayaklarınızın altında.. Bu kadar olur..

Hayır olmaz.. Söylesem inanmayacaksınız..

Bu otel de, bu restoran da kapalı.. Hem de yıllardan beri kapalı.. "Yedi yıldır falan" diyor Mehmet.. Camlar kırılmış.. Perdeler dışarı uğramış..

Hani Magosa Maraş'ta o şahane oteller var ya, terk edilmiş.. Aynen öyle..

Yahu hadi orası Kıbrıs.. Sebeb var.. Burada ne sebeb olabilir?..

Akıl sır ermez işler yalnız bizde olmuyor demek..

Bir turist cenneti olacak tesisi, terketmiş gitmiş Viyanalılar..

Cem Kınay diye, bir canavar bir Türk Turizmci ile tanıştım orda.. Daha sonra söz edeceğim ondan.. Ama şimdi yeri geldi..

Yahu Cem,

Bu otele ve restorana sen el koysana..

Viyana'da Türk izlerine bir tane ekleriz, Kervansaray da işletir hatta.. Viyanalılar öldürmüş, biz kurtarırız, bakarsınız..

Viyana'yı alamadık, Merzifonlu'nun çadır yerini alalım bari..

Devam edeceğiz tabii..

Hakem!..

Sezar, Serdar Çakman'ı tanısa herhalde bugün dünya "Sen de mi Brütüs" değil, "Sen de mi Serdar" diyor olacaktı..

Serdar Çakman hakem.. Ve bir hakem sıfatı ile kaleme aldığı yazısında, bakın neler diyor?.

"Haklı itiraz eden Ercan sarı kartla cezalandırıldı.."

"Haklı itirazda bulunan Ali'yi de oyundan atınca.."

"Haklı itiraz" dediğin nedir Serdar Efendi..

Hakemlik yaptın bunca yıl.. Kuralda "İtiraz" diye birşey var mı ki, haklısı, haksızı olsun..

Bu yazınla "İtiraz fetvası" verdiğinin farkında mısın?..

Barış Manço..
Viyana dönüşü haberlerde Sevil Demir diye bir kızı izledim, Gülgün Feyman'ın karşısında..

Meğer Barış'ın öldüğü gece yanında olan kız buymuş. Herkes biliyordu da, kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Dedikodu medyası çok başka isimler üzerinde dolaşıyordu.

Gerçeğin ortaya çıkması iyi oldu. Aslında daha o günlerde bunların yazılması ve söylenmesi gerekiyordu.

Gerçeği bilmek insanların hakkıdır. Medya bunun için vardır. Ama bizim medyanın kendine has garip anlayışları var. En olmadık yalanları yazarlar, yazılması gereken gerçekleri gizlerler.

Sevil nihayet konuşma kararı vermiş, konuşmuş. Hafta Sonu da doğru gazetecilik yapmış, konuşmaları yayınlamış.

Buraya kadar tamam.

Ama Gülgün'ün karşısında oturan Sevil doğru konuşmuyordu. Vücut dili, bazı konularda yalan söylediğini anlatıyordu. Oynamak istiyordu, ama kötü oyuncu olduğu için oynayamıyordu da..

Barış'ın son gecesinde yanında olan o.. Tamam.. Ama anlattıkları yalan.

Bu arada gazetelerde okudum. Lale Manço da Sevil'e yanıt vermiş.. Gereksiz bir yanıt..

Lale'nin yapması gereken bir tek açıklama var.. Ben hala onu bekliyorum..

O gece herkes hastanede idi.. Lale hariç..

Lale bu konudaki sorulara yanıt vermedi, hatta bazı TV habere sunucularına canlı yayına katılırken "O geceyi sormayın" diye rica etti..

Neden?..

Nerdeydin Lale.. Hastaneye niye gelmedin?.

Konuşacaksan bunu açıkla.. Ya da hiç konuşma!..

SEVDİĞİM LAFLAR
Evli erkekler her yeni damadı sevinçle seyrederler. Tıpkı ormanda yeni yakalanıp getirilen genç bir arslanı seyreden kıdemli sirk arslanları gibi..

Mark Twain (Teşekkürler Yıldırım)

TEBESSÜM
Yargıç kocasını planlayarak öldüren kadına neden sadece 6 ay verdiğini soran gazeteciyi yanıtladı:

"Zavallı dula acıdım!.."

BİZİM DUVAR
Hükümet'ten Apo'ya patlıcan muamelesi. Bir kenarda kurutup gerekirse kullanmak.

Hakan & Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır