Türkiye'nin en belalı meselelerinden biri aşiretler gerçeği...
Tutturmuşlar bir "Kürt meselesi" allayıp pulluyorlar...
Halbuki Doğu'nun meselesi, yüzde yüz ekonomik, yüzde yüz sosyaldir.
Kürt meselesi ise ancak Türkiye'nin genel demokrasi probleminin bir parçasıdır.
Doğu'daki ekonomik yaradan sızan kanla beslenen aşiretler ıskalandıkça gerçeğe varılamaz.
Aşiret esareti altında yaşayan, vatandaşlık ruhunu ve lezzetini tatmamış bir Kürt, rahatça ve özgürce "Ben Kürdüm" dese ne olur, demese ne olur?..
Kürt olarak ezilmekle, Türk olarak ezilmek arasında ne fark var?
Cebi delik, ayağı çıplak vatandaş, "Sen Kürtsün" deyince kurtulacak mı? Hayır!..
Bakınız:
Susurluk çetelerinin arkasında aşiretler var...
Uyuşturucu ve silah kaçakçılığının arkasında aşiretler...
Para aklama çetelerinin arkasında aşiretler var...
Ve bugün bakıyoruz, Hizbullah'ın altından da "Habizbin Aşireti" çıkıyor..
"Koruculuğun" arkasında bile bir sürü aşiret var...
Türkiye, bölgedeki "aşiretler meselesi"ni çözmeyip, yılllarca oy deposu diye göz yummuş, şimdi bu belalı pisliği temizlemeye çalışıyor!..
Hikayenin aslı budur!..
Hangisi Adnan Hoca?
Çok sayıda okuyucudan, telefon, mektup ve e-mail aldım...
Temiz bir yaşam sürmeye çalışan emekli memurlar, öğretmenler var aralarında...
Adnan Hoca tarikatının çevirdiği işlere inanamadıklarını söylüyorlar...
Özellikle de...
Adnan Hoca'nın Harun Yahya takma adıyla yazdığı kitapların neredeyse birer kutsal başyapıt olduğunu söylüyor, benim bu kitapları okuyup okumadığımı merak ediyorlar.
Hiçbirini okumadım. Okumam da... Çünkü Adnan Hoca gerçek, Harun Yahya ise maske...
Harun Yahya maskesi, Atatürkçü, dindar, temiz ve kutsal değerleri dile getiriyor...
Adnan Hoca ise çeteci, şantajcı, gizli kameracı, seks alemcisi...
Saf üniversiteli kızları, mankenleri ve bu yolun yolcularını çırılçıplak soyup göbek sınavından geçiren Adnan Hoca'ya mı inanacaksınız?
Yoksa, okuyucuyu kandırmak için yazılmış kitaplara mı?
Ama işin gerçeği Adnan Oktar'dır...
Bunları samimi okurların dikkatine sunmak için yazdım...
Yoksa bana göre mesele basit!..
Bu ülkede bir devlet memurunun rüşvet alması "haber" değil..
Kimi açlıktan geberir, rüşvete el uzatmaz, kimi ise daha lüks yaşamak için rüşvete dadanır...
Çünkü rüşvet bahsi, bir kişisel doku ve zihniyet meselesidir.
Sermet Ünel, belli ki 30'unda.
Genel müdürlüğe kadar gelmiş... Önünde daha yıllar var, yükselmek, başarmak ve mutlu olmak için... Ve fiyakasını sürmek varken...
Bir avuç dolar için bir ömrü rezil-i rüsva etmeye ne gerek var?..
Farzet ki, salak gibi de yakalanmayıp, ondan 50 bin, bundan 100 bin çarpıp, bir servet sahibi oldun?..
Nasıl yiyeceksin o parayı?..
Karının, çocuklarının yüzüne nasıl bakacaksın?..
Bir dost sohbetinde, ahlâktan, değerlerden ve izzet-i nefisten söz açıldığında, yüzün kızarmadan nasıl oturacaksın?..
Birkaç yüzbin dolar için, böyle bir acıya katlanılır mı?
Yazık!..