Yüksek devlet var... Yüksek devlet "İnsan hakları" diyor, "Avrupa" diyor.
Derin devlet var, "İyi de önce aşağıyı halledelim, köklerden zehirleniyoruz, amansız mücadele gerek, siz fazla iyimsersiniz" diyor.
Vatandaşlar olarak her iki taraftan demeçler arasında gidip geliyoruz.
Sonra birden toprağın altı üstüne geliyor, inanamıyoruz.
Gözlerimize inanamıyoruz, kafamız da inanmak istemiyor zaten.
Ama insanın aklına geliyor...
Öyle bir ülke ki, öyle bir tarih ki...
Tam "Galiba her şey yoluna girdi" dediğimiz anda bir olay patlıyor, "Vay başımıza gelenler" konumuna geçiyoruz.
Türk milleti her "Oh" dedikten sonra bir "Aman Allahım bu ne iş" hali yaşıyor.
Derin devlet, büyük ihtimalle toprağın altındakileri biliyor.
Korkarım, daha neler neler var, onları da biliyor.
Bir sıralama yapmış, üstlerine gidiyor.
PKK bitti, sıra diğerlerine geldi.
Yüksek devlet de, ki eninde sonunda derin devlet yukarılarda bir yerde kendisine bağlı, Türkiye her bakımdan en ileri ülkeler arasında yerini alsın çabasını sürdürüyor.
Türkiye herhalde yönetilmesi en çileli ülkelerden birisi olsa gerek ve çok şükür koalisyon gerçekten başarılı bir sınav veriyor.
Her şeyde devlete kusur bulma alışkanlığı olan bir millet olarak, bir de dönüp kendimize bakalım.
Berberden manav sohbetine, sergi açılışlarından dost toplantılarına her gün her yerde hükümet kuruyoruz, Cumhurbaşkanı seçiyoruz...
Herkes politika yapıyor.
Bu doğal da, bir de, anlaşılan, benzer şekilde bir de devlet kurmaya kalkanlar var. Böyle devlet olmasın, şöyle olsun...
Peki nasıl yapacağız kendi devletimizi?
Kendimizden olmayanı öldüre öldüre, herkesi bizden yapacağız!
Bu metot çok denendi, olmadığı görüldü!
Üstelik Türkiye'ye büyük vakit kaybettirdi.
30 yıl evvel de böyle bir ortam vardı, ölenler öldü, kalanlar geçmişe sünger çekti, şimdi birbirlerine akşam kahvesine gidiyorlar.
Ancak senaryo sürekli tekrar ettiği için bu ortamı incelemek lazım.
Dışardan da kaynaklansa, içeriden de kaynaklansa mutlaka bizde tutan bir dokusu var ki...
Bu oyun sürekli oynanıyor!
Kısa bir yazıda, tek başına, bu durumun her açıdan tahlilini yapmak mümkün değil.
Ama mutlaka bir tarafından hesaba katılması gereken bir nokta var.
"Bizden olmayan ölür" denkleminin her türlüsünde insan canını hiçbir şekilde önemsemeyen bir ilkellik var.
Hayatı bu kadar ucuz görmesek, böyle bir ortam yaratmamış olsak, şaşmaz bir devamlılıkla bu kadar sık ölümlü terör ortamında olmayız.
"Gerçekten böyle mi? Hayat Türkiye'de ucuz mu?" sorusunu soranlar...
Trafik kazalarına baksınlar, cinayetlere verilen cezalara baksınlar, beklenen İstanbul depremi için alınan tedbirlere baksınlar.
Veya "Bu kadar ölümlü kazaya rağmen bizlerin trafikteki davranışımız değişti mi, cezaevleri neden böyle anladık mı, depremde yıkılması kesin mahalle okuluna çözüm aradık mı?" diye bakın.
Hiç kafanızı yormak istemiyorsanız gidin bir asansörde 10 dakika boyunca inip çıkın, bakın bakalım asansöre binince "İyi günler" diyen bir vatandaşımızı görebilecek misiniz!
Nereden nereye...
Belki de buradan oraya!