kapat

24.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Her gün idam tartışılmaz...
İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali İrtemçelik SABAH'a konuştu... Türkiye, hukuk sistemini idamdan arındıracaktır Günaşırı idam tartışması yapılması sakıncalı...

İNSAN Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali İrtemçelik, SABAH'a yaptığı açıklamada Apo, idam, insan hakları ve demokratikleşme konularında önemli mesajlar verdi. Türkiye'nin Avrupa ailesinin bir üyesi olduğunu dile getiren İrtemçelik, "Böyle bir Türkiye, hukuk sistemini idamdan arındıracaktır" diye konuştu. Günaşırı idam tartışması yapılmasının sakıncalı olduğunu da belirten Bakan İrtemçelik, idam tartışmasının Abdullah Öcalan'la irtibatlandırılmasını da eleştirdi. "Öcalan'ın hak ettiği cezadan azıyla kurtulacağını söylemek Türkiye'yi tanımamaktır" diyen İrtemçelik, Türkiye'nin zamanı geldiğinde Öcalan konusunda yapacağı seçimin "idamın infazı" ile "hiçbir şekilde affa uğramayacağı kesin yasal kayıt altına alınmış şekilde bir hücrede ömrünü tüketmeye terk edilmesi" arasında olacağını söyledi. Bakan İrtemçelik, HADEP'in "Çoğulcu demokratik yapıya entegre olmak" için kendini dönüştürmeye niyetli olmadığını da söyledi. İrtemçelik, TSK ve MGK'la ilgili tartışmalara da değinerek "Her şeyin bir zamanı vardır ve zamansız gündem maddeleri yaratmanın anlamı yoktur" dedi ve "Ben öyle inanıyorum ki, demokrasimizin toplam kalitesinin artmasına paralel olarak, koşullarını hep birlikte oluşturduğumuzda, MGK'nın konumu ve işleviyle ilgili olarak yapılması yerinde olacak ayarlamalar Türkiye'yi hiç yormadan gerçekleştirilebilecektir" diye konuştu. Bakan İrtemçelik'in açıklamaları şöyle:

İDAM TARTIŞMASI
Avrupa ulusları ailesinin bir üyesi olan Türkiye, hukuk sistemini idam cezasından arındıracaktır. Mesele bir zaman meselesidir. Bugün "idam" denildiğinde akıllara ister istemez Öcalan geliyor. Salim kafayla ve etraflı biçimde düşünüp, geniş bir toplumsal uzlaşı içinde sonuca varmamıza izin vermeyen bir ortam mevcut. O nedenle, günaşırı idam tartışması yapılmasını; bu konunun çevresinde siyaset yapılmasını yararsız, bunun da ötesinde sakıncalı buluyorum. Belli ki zamanın yardımına ihtiyacımız var. Dolayısıyla, gündemi bu konu etrafında sıkıştırıp yormak yerine, bu teröristin Türkiye'yi böylesine meşgul etmesine izin vermek yerine, demokrasimizin kalitesinin artırılması, insan hakları alanında muhtaç olduğumuz iyileştirmelerin bir plan ve sistem dahilinde gerçekleştirilebilmesi noktasında yoğunlaşmamız daha akılcı ve verimli olur kanısındayım. Bu şekilde yol aldıkça ülkemizdeki genel iklim giderek daha yumuşayacak; toplumsal motivasyonumuz yükselecek; yüzümüzü ve enerjimizi geçmişten geleceğe, hem de sonuç alıcı biçimde döndürebileceğiz. Bu yaklaşım, bizi, Öcalan da dahil olmak üzere, yakın geçmişimizden taşıdığımız zehirli motiflerin yükü altında zaman kaybetme tuzağından, yarın ha-yıflanabileceğimiz hatalara düşme ihtimalinden uzak tutacaktır.

APO CEZASIZ MI KALACAK?
Öcalan'ın hak ettiği cezadan azıyla kurtulabileceğini akıldan geçirmek ancak Türkiye'yi hiç bilmemekle mümkündür. Türkiye'nin zamanı geldiğinde yapacağı seçim, bu terörist için verilen idam hükmünün bugün yasalarımızda mevcut şekliyle infazı ile, Öcalan'ın, hiçbir şekilde affa uğrayamayacağı kesin yasal kayıt altına alınmış şekilde, bir hücrede ömrünü tüketmeye terk edilmesi arasında olacaktır.

GÜNEYDOĞU
Hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarının ayrılmaz bütünlüğünden oluşan çıtamızı Türkiye'nin geneli itibarıyla daha üst noktalara çıkartmak zorundayız. Bu hem iç huzurumuzun, esenliğimizin; hem 21. yüzyıla ulus ve devlet olarak gücümüz dahilindeki iddiayı koyabilmemizin; hem de çağın bize önerdiği ayrıcalıklı uluslararası misyonu taşıyabilmemizin vazgeçilmez bir gereğidir. Bu genel tablo içinde, söz konusu çıtanın bugün en düşük olduğu Güneydoğu'ya bilhassa eğilip, bakma zorunluluğu ortaya çıkıyor. Baktığınızda göreceğiniz de OHAL'dir. OHAL'i artık olabildiğince kısa bir sürede bütünüyle arkamızda bırakmamız lazım. İnanıyorum ki, yıllardır yaşanılanlardan çıkartıl-mamış olamayacak net sonuçlar ışığında, o yöremizdeki insanlarımız, hastalıklı hayaller peşinde koşan veya koşturulanların; genelde Türkiye'ye ve özelde o yöremize acıdan başka hiçbir şey vermemiş ve veremeyecek olanların, kendilerini ulusal bütünlüğümüz içinde giderek zenginleştirebilecek bir demokrasinin nimetlerinden tekrar yoksun bırakabilecek davranışlarına karşı artık daha uyanık olacaklardır. Gerektiğinde, "yeter artık" deme olgunluk ve cesaretini gösterecek; normalleşecek yaşamın öylece devamından kendilerini de sorumlu addetme bilincini somut örnekleriyle ortaya koyacaklardır.

DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLER
Özgürlüklerimizin, özelde de düşünceyi ifade özgürlüğünün alanının nesnel koşullarımızın baskısıyla daralmış olduğunu unutmamak lazım. Hep soruyorum, örneğin TMK hukuk mevzuatımıza neden 1991'de girdi diye. Orijinal olma hevesiyle mi yazıp, benimsedik o yasayı. Dolayısıyla, demokrasimizin olayların baskısıyla daraltılmak zorunda kalınılan sınırlarının çağdaş demokratik normların sınırlarına geri itilmesi de yine koşullarımızın evrimi ile olacaktır. Kanaatimce bu sürecin ulusça zaman kaybına uğranılmadan ve istikrar içinde hedefine varabilmesi için toplumun örgütlü kesimleriyle hükümete ve Meclis'e ilham ve cesaret vermesi; fırsatçılık kokan, gizli gündem niyetleri atfedilebilecek ve dolayısıyla meşru duyarlılıkları kaşıyacak yönelim ve söylemlerden uzak durulması; Hükümet ve Meclis'in de üzerlerine düşen öncülük rolünü basiretli yaklaşımlarla somut inisiyatiflere dönüştürmesi gerekiyor. Özetle, Türkiye'yi döküp, saçmadan daha ileri noktalara taşımak istisnasız hepimize sorumluluklar yüklüyor. Başaracağımız hususunda hiçbir kuşku taşımıyorum. Mesele, zamanın kıymetini bilerek hareket edebilmemizdedir.

HADEP'E MESAJ...
Siyasi partiler arasında bakış ve görüş ayrılıkları, ulusal gündemimizdeki konular itibarıyla yaklaşım ve öncelik farklılıkları kuşkusuz olacaktır. Fakat, yine hiç kuşkusuz, Türkiye'de siyaset yapacak partiler Türkiye'yi bütünlüğü içinde düşünüp, Türkiye'yi bütün sorunlarıyla ve bütün toplum kesimleriyle kucaklamak durumundadırlar. Ben, HADEP'in ülkemizin çoğulcu demokratik sistemine gerçekten entegre olabilmesinin yararlı olacağına hep inandım; bu bağlamda, haklı olmadığı kolayca ileri sürülemeyecek töhmetler altındaki HADEP'in kendini içtenlikle dönüştürebilmesini temenni ettim. Yıllar içinde üzülerek vardığım kanaat o ki, HADEP bunları gerçekleştirme gücüne veya niyetine sahip değildir. O nedenle de, HADEP'ten veya makyaj değişikliğiyle aynı zihin yapısını koruyacak başkaca oluşumlardan bu ülkenin insanlarına bir hayır gelebileceği düşüncesinde değilim. Şunu da eklemek istiyorum: Genel nüfusumuz içinde sayıları ne kadar az olursa olsun, bir kısım vatandaşlarımızı bu tür siyasi gruplaşmaların etki alanından çekip çıkarmak gerçek siyasi partilerimize düşen önemli bir işlevdir.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ
Demokratik standartlarımızın iyileştirilmesi sürecinde sivil toplum örgütlerimizin getirebilecekleri katkılara büyük umut bağlıyorum. Birikimlerine, seslendirdikleri duyarlılıklara kulak vermek yürüyüşümüzü hızlandırır inancındayım. Öte yandan, muazzam bir toplumsal travmayı ardımızda bırakmaya çalıştığımız, her alanda en iyiyi hep birlikte oluşturma azmiyle hareket etmemiz gereken bu altın değerindeki dönemde, ilgilerinde seçici oluşlarıyla ve bazı söylemleriyle üzerlerinde soru işaretleri uyandırmış bazı sivil toplum kuruluşlarımızın, yollarına devam etmeden önce, kendi bünyelerinde bir özeleştiri egzersizine gitmelerinin; varacakları sonuçları tutumlarına yansıtmalarının, bunlardan ulusça bekleyebileceğimiz katkıların artmasına hizmet edeceği inancındayım.

ORDU, DEMOKRASİ, MGK
Kağıt üzerinde bir değerlendirme yapılacak olursa, TSK'nın toplumsal yaşamımızdaki ağırlığının, MGK'nın -özellikle genel sekreterliğin- siyasi yaşamımızdaki işlevinin, çağın ileri demokratik normlarıyla uyumlu olduğunu ileri sürebilmek zordur. Ama, bu saptamayı yaparken söz konusu durumun tarihi arka planına da atıfta bulunma hakşinaslığını göstermezseniz "Siz ayda mı yaşıyorsunuz?" diye merak uyandırırsınız. Veya, Türkiye'den ne istediğiniz sorusuna cevap verebilmeniz gerekir. Başka açıdan bakalım. Göreceklerimiz bizi yine insafa davet edecektir; hatta, sivillerimizi biraz da mahcup edecektir. İki soruyla iki örnek vereyim: Ülkeyi tehlikeli belirsizliklere açabileceği belli olduğu halde, 18 Nisan seçimlerini ertelemek için parlamento çatısı altında girişilen yakışıksız arayışlar ancak Genelkurmay Başkanı'nın bir demeciyle son bulmadı mı? 8 yıllık kesintisiz temel eğitimi yaşama geçirebilmek için MGK'nın ilgisine ihtiyacımız olmadı mı? Bu tür soruları çoğaltabiliriz, ancak gerekmez. TSK'nın Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kararlılıkla ortaya koyduğu tutumu bütünlüğü içinde ve stratejik bir gözle değerlendirin. Temel mülahaza, Atatürk'ün kurduğu modern devletin, hedeflediği çağdaş toplum düzeninin geri döndürülmesi imkansız olabilecek sapmalardan korunarak evrilmesine hizmet etmektedir. Yaşanılan süreç içinde, tek başına ele alındıklarında "antidemokratik" olarak nitelendirilebilecek bazı kareler bulabilirsiniz. Fakat bunların her birinin ardında Cumhuriyet'in temellerinin hafife alınamayacak tehlikelerden korunması; Cumhuriyet'in demokrasi ile taçlandırılması ülküsünden ayrılınmasına meydan vermeme iradesi vardır. Nitekim, hatırlayın, aynı misyon duygusu iledir ki, TSK, uzak ve yakın geçmişte, kendi içinden gelen birkaç dayatmacı hareketlenmeye karşı da tavır koymuştur. Kısacası, çağdaşlaşma yönünde; demokrasimizin derinleştirilmesi, en ileri uluslararası standartlara eriştirilmesi yönünde atmamız gereken adımlara ordumuzdan engelleme gelebileceğini düşünmek isteyeceklerin ileri sürebilecekleri hiçbir muteber gerekçe yoktur. Ama, her şeyin bir zamanı vardır ve zamansız gündem maddeleri yaratmanın da anlamı yoktur. İnanıyorum ki, demokrasimizin toplam kalitesinin artmasına paralel olarak, koşullarını hep birlikte oluşturduğumuzda, MGK'nın konumu ve işleviyle ilgili olarak yapılması yerinde olacak ayarlamalar Türkiye'yi yormadan gerçekleştirilebilecektir.


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır