kapat

24.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Çankaya Köşkü bir üniversitedir
Demirel'e saçlarından üç beş telin daha gitmesine yol açan olayları sorduk. "Bir kaç kez savaşın eşiğine geldik" dedi... Genç bir başbakanken soruyor: "İyi yönetimin işareti nedir?" Yardımcıları tek cümlelik bir yanıtla geliyorlar

CUMHURBAŞKANI ile günlerdir yazdığımız konuşmalara bir "isim" vermek gerekirse... "Köşk'ün Romanı" dışında, nasıl bir "isim", nasıl bir "başlık" akla gelebilir?

Demirel dedi ki:

- Tarihe ışık tutacak elli yılın değerlendirmesi.

Yani...

Kendisinin "devlette geçen elli yılı."

"Elli yılın birikimiyle" bugüne bakacak olursa...

"Neler" görüyor?

"Neler" söylüyor?

Özellikle de "devlet... Yönetim... Anayasa" hakkında.

Cumhurbaşkanı:

- Anayasa'mız bir enteresan Anayasa... 174 madde... 16 geçici madde... Üç de, son hükümler... Etti, 193 madde.

- Bu Anayasa ile devletin işleyişi nasıl?

- Devlet, kurumlar devleti... Kurumların yerleri ve görevleri tayin edilmiş... Aslında devlet bir yerde, bir siyasi organ.

- Nasıl yani?

- Yalnız devleti, kuvvetler ayrılığı prensibine dayandığı için, tümüyle siyasi organ saymak da mümkün değil.

DERSİMİZ ANAYASA
Sanırsınız ki Köşk'te değil de üniversitedeyiz.

Baba da "Anayasa Hocası."

Ders veriyor:

- Yasama organı, siyasi... Yürütme organının ise iki bölümü var... Birincisi, siyasi bölüm... Yani siyasi iktidar.

- İkinci bölümü?

- İkinci bölüm bürokrasi... O da tarafsız... Yani siyasi şapka var... Ve tarafsız elbise var... Sonra yargı geliyor.

- Tarafsız.

- Tamamen siyasi etkilerin dışında... Tarafsız... Öyle de olması lazım... Kuvvetler ayrılığı prensibine dayalı devletin işlemesi fevkalade zor. Ama, demkorasinin bulabildiği şekil de bu.

TEMEL İLKELER
- Sayın Cumhurbaşkanım... Elli yılın birikimiyle... "Yukarıdan" bakarken... Neler düşünüyorsunuz? Soruyu "bir başka şekilde" yeniden sorduk: "Üst kattakiler... Yani yönetenler... Aşağıya nasıl bakmalı?"

Demirel:

- Şöyle... Görevim, halkıma hizmettir... Halk, huzur içinde olsun... Temel hak ve özgürlükleri, teminat altında olsun... Dirlik, düzenlik, iç barış olsun... Herkesin işi, gücü, aşı, ilacı, okulu, hekimi olsun.

- Bunlar, temel ilkeler yani...

- Evet ama bitmedi...

DERSİMİZ ADALET
Demirel, devam etti:

- Ülkede kimse, kendi hakkını, kendi almaya kalkmamalı.

- Efendim, şimdi de galiba dersimiz adalet.

- Evet... İnsanlığın başlangıcından beri idare edenler ve idare edilenler olmuştur... İdare edenler eğer adaleti terketmişse, zeval olmuştur.

- Zeval?

- Yani yıkılmışlardır.

"Ders" devam ediyor:

- Firavun'un zulmü Musevi dinini doğurdu... Roma'nın zulmü, Hıristiyanlığı... Cahiliye devri de Müslümanlığı doğurdu.

Baba, daha sonra "1789'dan.. Fransız ihtilalinden" bahsetti. "Günümüze kadar" geldi. Ve şöyle dedi:

- Dünya hep devletten birşey bekledi... Huzur, sükun, özgürlük, tok olmak.

BABA ÖĞÜTLERİ
"Adalet dersi" bitmedi...

Baba'dan "elli yıllık" tavsiyeler:

* Adalet, sadece mahkemeden... Hakimden ibaret değlidir.

* Zihninde... Gönlünde, olaylara bakarken, adaletle bakacaksın.

* Yanlış işlerden kaçacak, doğrunun peşinde koşacaksın.

* Elinde tartı varsa, doğru tartacaksın... Ölçü varsa, doğru ölçeceksin.

* İnsaflı olacaksın.

* Yönettiğin toplum için üç şey çok önemli... Halkına üçünü birden sunacaksın... Ekmek, güvenlik ve özgürlük.

"SAVAŞIN EŞİĞİ"
- Sayın Cumhurbaşkanım... Altı yıl, sekiz ay... Dile kolay... Bu süre içinde pekçok olayla karşılaştığınız...

İzninizle açık, açık soracağım... Çankaya'da "Hay Allah!" dediğiniz... Saçınızın birkaç telini döken...

Ya da ağartan... Neler oldu?.. Cumhurbaşkanı olarak... Karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

Demirel güldü. Sonra da... Şöyle dedi:

- Altı yıl... Tabii çok zor dönemler de oldu.

- Örneğin?

- Türkiye, birkaç defa savaşın kenarına geldi.

"Nasıl geldi?.. Ne zaman geldi?.. Kiminle savaş" gibi konularda Baba, ayrıntı vermedi.

- Başka sayın Cumhurbaşkanım?

- Türkiye, birkaç defa da, büyük bunalımların kenarına geldi.

- Başka efendim?

- 17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri... Tam bir felaket... Sonra... Erzincan, Adana, Dinar depremleri...

Bunlar çok üzdü beni... Tabii çok sevindiğim olaylar da var.

İŞTE İYİ YÖNETİM!
Çiçeği burnunda Başbakan Demirel iyi bir yönetici olmak istediği için bunun ilkesini soruşturuyor. İşte aldığı cevap

DEMİREL gözlerini kıstı ve...

"Zaman tuneline... 1965'e" gitti:

- 1965... Yüzde 53 oyla... Tek başımıza iktidara geldik... Munis Faik Ozansoy'u kendime, müsteşar yaptım.

Cumhurbaşkanı "ilk müsteşarını" övdü:

- Şair... Devlet deneyimi var... Kültürlü.

Baba devam etti:

- Başbakanlıkta... Arka odalarda... Muhlis Fer vardı... Milli Kütüphane gibi bir idareci... Çok iyi yetişmiş... 1966'ya doğru, ikisini çağırdım.. Ve sordum.

- Ne sordunuz?

- Tek soru... Dedim ki... İyi idarenin işareti nedir?

- Ne dediler?

- Gittiler... Tam bir ay çalıştılar... Geldiler.

- Raporla mı?

- Hayır... Tek cümleyle.

- Nasıl?.. Bir ayda tek cümle mi?

- Evet... Soru, tek cümleydi... cevabı da tek cümle.

- Munis Faik Ozansoy ile Muhlis Fer, ne yanıt verdiler?

- Dediler ki... İyi idarenin işareti... Halkın, devletin adaletinden emin olmasıdır.

YAVUZ DONAT


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır