kapat

24.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Dehşet bir dalga yakaladık
Koç Holding Başkanı Rahmi Koç, Türkiye'nin sörfçüler gibi dehşet bir dalga yakaladığını belirterek "Bu kadar yakınken başaramazsak geri dönmek fevkalade zor olur" dedi.

"Kaybettiğimiz zamanı geri kazanmalıyız" diyen Koç bunun için özelleştirmenin hızlanması, devletin küçülmesi ve siyasetin yeniden yapılanması gerektiğini vurguladı

Koç Topluluğu'nun Başkanı Rahmi Koç, son aylarda kaydedilmiş olan gelişmelerden son derece umutlu. Kendisiyle yaptığımız milenyum söyleşisinde "Türkiye'nin dehşet bir dalga yakaladığını" söyleyen Rahmi Koç sorularımızı şöyle yanıtladı.

* Sizce Türkiye yeni bin yıla nasıl bir atmosferde girdi? Geleceğe ilişkin beklentileriniz nedir?

Çok ümitliyim. Sanıyorum ki dehşet bir dalga yakaladık. Sörfçüler nasıl büyük bir dalga yakalar ve onun hızıyla sahile kadar giderlerse ona benzer bir dalga yakaladık. Milletçe, hükümetçe, devletçe çok dikkatli hareket edip bu dalganın tepe noktasındaki avantajlarımızı en iyi şekilde kullanmamız lazım, yoksa çok yazık olur.

Şimdi, geri gidersek Rahmetli Özal bir momentum getirmişti bu memlekete. Bir dinamizm ve girişimcilik getirmişti. Memleketi dünyaya açmıştı ve herkesin içi, gönlü, gözü, her şeyi açılmıştı. Bundan sonra bu gidişat yavaş yavaş durma noktasına geldi, geriledi de. Ve moraller bozuldu, ümitler kırıldı. Herkes 'Bu memleketin hali ne olacak?' diye konuşmaya başladı. Politik kriz aldı yürüdü. Ekonomide enflasyon nerelere geldi. Faiz hadleri arttı. Ama bu geçtiğimiz yılın sonuna doğru cereyan eden hadiseler tekrar yeni yıla çalışma şevkiyle girmemizi sağladı.

* Siyasi gelişmeleri ve hükümetin icraatlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir defa bu memleketi en çok ümitsizliğe düşüren politik istikrarsızlıktı. Böyle olduğu zaman işadamı nereye gideceğini, ne yapacağını bilemiyor, borçlanamıyor, girişimcilik ruhu ölüyor ya da sönüyor, paradan para kazanma devri başlıyor. Orta sınıf çok müşkül duruma düşüyor ve neredeyse siliniyor. Bu seçimlerden sonra memleket çok önemli bir darboğazı aşmış oldu bence. Bir defa istikrar geldi. Ecevit'in bir devlet adamlığı var. Geçmişte çok tenkit ettik Ecevit'i, ekonomiden anlamaz, ortanın solundadır diye. Ama bu devlet adamlığı hiç değişmemiştir Ecevit'in. Bu da İnönü'den aldığı bir vasıftır. Bir nizam, intizam, ağırlık veriyor devlet idaresine. Bu çok mühimdir. Ecevit'in çizgisi de değişmemiştir. Dolayısıyla gerek onun azınlık hükümeti, gerekse koalisyon hükümeti, bu memleketin düze çıkması için en önemli faktör olmuştur. Kararlı bir hükümet vardır. İstikrar politikalarını tatbik etmeye başlamıştır. Meclisten kanunları geçirecek çoğunluğu vardır.

Aldıkları tedbirlerin üst üste gelmesi de dış dünyayı umutlandırmıştır. Türkiye'nin mühim bir noktada olduğu bütün dünyaya altı çizilerek gösterilmiştir. Ondan sonra, Helsinki toplantısında aday ülke olmamız, IMF ile yapılan anlaşma ve bu arada ardı ardına gelen kararlar Türkiye'nin önünü açmıştır. Çok önemli bir dönüm noktasından geçtik.

* Bundan sonra ne olur? İşlerin düzgün gitmesi için neler yapılmalı?

Ekonomi için en büyük faktörlerden biri, Merkez Bankası tarafından döviz kurunun aylara yayılarak önceden belirlenmesidir. Biz Koç Topluluğu olarak, programlarımızı tamamen buna uygun yapıyoruz. Bu bize ayağımızı yere daha sağlam basma, önümüzü daha rahat görme ve programlarımızı daha isabetli yapma imkânı veriyor. Şimdi burada geçici bir sıkıntı olacak. Gerek ihracatçı gerek sanayici müthiş bir rekabetle karşılaşacak.

Hükümet, istikrar politikasında kararları aldı, fakat bunun tatbikatını da yapmaları lazım. İşçi ücretlerine, memurlara neler yapıldığını biliyoruz. Devlet işçileriyle toplu sözleşmelerinde de bu politikaya uymalı. Bu olmazsa özel sektör çok müşkül duruma düşer.

* Uygulamada hükümetten başka beklentiniz var mı?

Hükümet, özelleştirmeleri bir an önce yapmalı. Büyük zararlara düçâr olan devletin elindeki işletmeler hala elden çıkarılmadı. Devletin kemerini sıkması ve ekonomideki ağırlığını küçültmesi lazım. O olmazsa bu program zorlanır. Enflasyonu düşürme çalışmalarını yalnız özel sektör, yalnız işçi, yalnız devlet değil, hep birlikte üzerinde ciddiyetle durarak, kararlılıkla yapmamız lazım. Hükümet kendi tarafından çok kararlı görünüyor. Takdir ediyorum. Özellikle bürokratlarımız fevkalade güzel idare ettiler. Biz de Koç Grubu olarak bu konuda tamamen hükümeti destekliyoruz, o istikamette kararlarımızı aldık. Tüm yapılmış programları revize ettik.

Hükümet giderse program çöker
Liderler arasındaki uyumun bozulması için bazı girişimlerin olduğunu, tabiri caizse arıyı çomaklamalar olduğunu görüyoruz. Buna katiyen pabuç bırakmamaları gerekir. Bu işbirliğinin bozulması, bütün programın dibinin çıkması demektir.

* Programın başarıya ulaşması halinde bizi nasıl bir Türkiye bekliyor?

Dediğim gibi Özal'ın getirdiği bir sürat vardı, ondan biraz geri kaymaya başladık. Zaman kaybettik, şimdi o zamanı yeniden kazanmamız lazım. Türkiye'ye içinden baktığınız zaman, ilerlemiş görüyorsunuz bizi. Ama dış ülkelerle mukayese ettiğimiz zaman o kadar da ilerlemediğimizi görüyoruz ve üzülüyoruz. Türkiye'nin bir defa rahat rekabet eden, ekonomik gücü olan, kendi markalarını dış piyasalarda oturtan, "Made in Turkey"in bir manâsı olan, AB içinde ve bulunduğu bölgede politik bir ağırlığı olan, enflasyonu tek haneli rakama indirmiş, kuvvetli ihracatı olan bir ülke olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun olmaması için hiçbir neden yok. Allah bize her şeyi vermiş: Deniz vermiş, arkeolojik geçmiş, orman vermiş, gıda vermiş, fevkalade genç ve çalışkan bir nesil vermiş. Kendimize göre tecrübemiz var, bazı teknolojileri üretmeye başladık; bu daha da ileri gidebilir. Üretimde büyük teknolojilerle ortaklıklarımız var. Jeopolitik bir konumumuz var. Orta Asya ülkelerinin bizle olan bağlantıları, bunlarla ilgili imkanların Akdeniz'e indirilmesi, Türkiye'nin bir enerji terminali olması, büyük avantajlar ve imkânlar.

* Ekonomi programının uygulanmasında herhangi bir risk görüyor musunuz?

İki riski var, bir tanesi siyasi istikrarsızlığa yeniden düçâr olmamız, düşmemiz. O da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olur mu olmaz mı bilemiyorum, daha çok liderler arasındaki uyuma bağlı. Bunun bozulması için bazı girişimlerin olduğunu, tabiri caizse arıyı çomaklamalar olduğunu görüyoruz. Buna katiyen pabuç bırakmamaları gerekir. Bu işbirliğinin bozulması, bütün programın dibinin çıkması demektir. Bir defa bu kadar yaklaştıktan sonra enflasyonla mücadele, ekonomiyi istikrara oturtma programı elden giderse bir daha sonunu almamız fevkalade zor olur.

* Potansiyelimizi kullanmakta bir yerde bir eksiğimiz mi var? Yoksa hata mı yapıyoruz, ya da bir iktikrarsızlık mı var?

İstikrarsızlık politikadan doğuyor tabii. Ekonomi ile politika artık çok içiçe. Politikası ve demokrasisi kuvvetli ülkelerin ekonomisi de çok iyi oluyor, kuvvetli ekonomisi olan ülkelerin de demokrasisi çok kuvvetli oluyor. Bu çok içiçe ve hangisinin daha önce geleceğini kestirmenin çok zor olduğu iki dengedir. Türkiye'deki istikrarsızlık daima politikadan gelmiştir şimdiye kadar. Derinliğine ve köklü tedbirler almaları lazım. Gündemde, Partiler Kanunu, seçim sistemini değiştirme ve bürokrasiyi azaltma var. Devlete bir defa kapak atan bir adam, ölünceye kadar orada kalıyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde mümkün değil. Biz nasıl ekonomi darboğaza düştüğü zaman elemanlarımızı azaltıyorsak, devlet de elemanlarını azaltmak zorunda. Devletin büyük ölçüde küçülmesi lazım.

"AB bizim izzet-i nefsimizi kırmıştı"
"Onların yerinde olsaydım izzet-i nefsimizi kırmak yerine 'Maastricht'e uy, sonra alırım' derdim"

* Önümüzdeki dönemde hem enflasyonu indirebilir ve makro dengeleri kurabilir, hem de AB'ye üyeliğin yolunu açabilir miyiz?

Bence AB'ye Türkiye'yi almamakta ısrar ediyorlar. Zaman zaman Türkiye de bazı hatalar yaptı. Yunanistan girerken biz geri çekildik. O zaman girseydik resim 10 kişiydi. Şimdi resimde 28 kişi var. Tabii insanın içi acıyor, Bulgaristan, Romanya gibi ülkelerle tarihler belirlenmiş, müzakereler başlamış, bizle hâlâ ne yapacaklarını söylemiyorlar. Oysa Türkiye'nin ekonomisi onların toplamının iki katından daha fazladır. Girişimcilerimiz çok daha dinamiktir. Kanunlarımız Avrupa'ya çok daha uygundur. Neresinden bakarsanız Türkiye'yi almamak için hiçbir sebep yok ki... Ben onların yerinde olsaydım izzet-i nefsimizi kıracaklarına, "Enflasyonunu indir, nüfus artışını yavaşlat, bütçe açıklarını kapat, Maastricht'e uy, ondan sonra alırım" derdim.

"En az yüzde 5 büyüme şart"
"Nüfus 1.3-1.6 arasında büyüyor. Bunun için asgari yüzde 5 büyümemiz lazım ki 1.6 rakamı çıktıktan sonra rekabet edecek bir şey kalsın"

* Türk sermayedarlarının parayı etkin ve verimli kullanma tecrübesi yeterli mi? Yabancılarla yarışabilir mi?

Uzun seneler enflasyon oluşundan dolayı Türkiye'de fiyatlarımızı enflasyon kadar artıramadığımız için, Türk sanayicisi para telaküm edemiyor, kıymet, varlık biriktiremiyor. Vergisini doğru öderse, rekabetle fiyatlandıramazsa, enflasyon da her sene erozyona uğratırsa elindeki kıymeti, Türk girişimcisinde yabancılar kadar para birikmiyor. Zaten biriken para da büyümemiz için yetmediğinden biz dünya piyasasından borçlanarak işlerimizi yürütmeye mahkumuz. Türkiye'nin kredibilitesi çok mühim. Türkiye'nin rahat borçlanabilmesi için politik istikrarı elzem. Türkiye'nin yatırım yapmadan da hayatını idame ettirmesi mümkün değil. Nüfusumuz 1.3 -1.6 arasında büyüyor. Bunun için asgari yüzde 5 büyümemiz lazım ki, o 1.6 rakamı çıktıktan sonra geriye rekabet edecek bir şey kalsın ekonomide.

"Yabancı yatırımcı emniyet istiyor"
"Fırsatları iyi kullanmak için önce Avrupalı gibi bir ülke olmak lazım"

* Türkiye'nin ayağına gelmiş fırsatları iyi değerlendirebilmesi için önceliği neye vermeli?

Önce Avrupalı gibi bir ülke olmak lazım. Onun için Avrupalılar'ın söyledikleri gibi, insan hakları, demokratikleşme ve bazı kanunların uyum meselesi var. Ondan sonra Türkiye'nin bazı Avrupalı yatırımcılara güvence vermesi lazım. Bunu yabancı yatırımcılar bazen hissediyorlar, bazen hissetmiyorlar. Türkiye'de "paralel ekonomi" dediğimiz kayıtsız ekonominin sonunu getirmek lazım. Her yapılan iş nizama, intizama uymalı. Kanunlarımız, mahkemelerimiz işlemiyor, yabancı kendini burada emniyette hissetmiyor, diyor ki, "Benim bu ülkede büyük çapta yatırım kredisi verebilmem için uluslararası tahkime ihtiyacım var."


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır