|
|
Baş başa ne konuştular?
Cem, Yeniköy'deki kahvede Papandreu ile arasındaki konuşmayı şöyle anlattı: Bak dedim, burada çay, kahve her şey var ama bu mevsimde sahlep olur. Sana sahlep ikram edeyim deyince şaşırdı ve 'Ah.. Sahlepi' dedi
Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve konuğu Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun, dün gazetelere yansıyan Yeniköy görüntüleri; siyasetçilerin, siyaset dışı görüntüleriydi..
Çok ilginç ve de çok insancıl görüntüler.. Bu görüntülere bakarken, her iki ülkenin düşmanca geçen yıllarda neler kaybettikleri de gözümün önüne geldi. "Bu olumlu hava on yıl önce başlasaydı, ilişkiler bugün kimbilir nerelere gelmişti" diye düşündüm.. Peki acaba iki dışişleri bakanı sahlep içerken ne konuşmuşlardı? Merak ettim ve İsmail Cem'i aradım. "Sayın Bakan, Papandreu ile Yeniköy'de neler konuştunuz?"
Cem güldü ve anlattı. İşte Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in ağzından Yeniköy sohbetleri:
"AH... SAHLEPİ"
"Sedat, Papandreu'ya önce bak dedim burada çay, kahve, soğuk her şey var ama bu mevsimde sahlep olur. İstersen sana sahlep ikram edeyim deyince birden şaşırdı ve (Ah.. Sahlepi) dedi. Onlarda da varmış, sonuna bir 'i' harfi ekleniyor. Tek farkı o.. Sahlepe çok sevindi. Onunla önümüzdeki temaslarımızdan söz ettik. İkimizin de çok yoğun programı var. O önce Brüksel'e gidip bakanlar düzeyindeki Genel İşler Konseyi'ne katılacağını söyledi. Ben de ona, herkese sevgilerimi, selamlarımı söyle deyince (Onlara hem Ankara, hem İstanbul'u anlatırsam hepsi buraya gelmek için sıraya dizilirler) cevabını verdi. Gülüştük.. Derken İsveç Dışişleri Bakanı Atina'ya gelecekmiş. Sonra da Davos'ta buluşacağımızdan söz ettik. İkimiz birlikte Davos'ta bir panele katılacağız. Bunun çok iyi olacağında hemfikir olduğumuz ortaya çıktı. Ardından ben ona, Davos'tan sonra Atina'ya, oradan da Fas'a gideceğimi anlattım. Papandreu eşinin, Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne hayran kaldığından söz etti. Sonra, bize 2000 Yılı Devlet Adamı Ödülü verecek olan Amerika'da kurulu East-West Enstitüsü'nden konuştuk. Mayıs ayının başında ikimiz de gidip bu ödülü alacağız. Papandreu biliyor, çok prestijli bir enstitü bu. Ödüllerini geçmiş yıllarda Bush, Havel ve Sevardnadze'ye vermişler. Törene 500'den fazla çok önemli kişi katılırmış. Sohbetimizin bu noktasında kahvenin işleticisi bey masaya gelerek Papandreu'ya bir bakır kazan hediye etti. Buna çok sevindi. Ardından yandaki lokantanın bayan işletmecisi geldi. Bir Rum vatandaşı. Onunla Rumca konuştu. Bundan da etkilendi.. Ama en önemlisi halktan müthiş etkilendi. İçeriye girdiğimiz anda bir alkış koptu. Kendisine büyük bir ilgi vardı. Sonra karşıdaki karlı manzaralara bakarken, ona, (Ben kolejde okurken karşıdaki manzara çok daha güzeldi) diyerek yapılaşmadan şikayet ettim. Meğer onlarda da aynı dert varmış. Atina'daki yapılaşmanın yeşili yok ettiğini, buna çok üzüldüğünü söyledi. Sonra kar yağışından söz ettik. (Ben hayatımda kar altında bu kadar çok yürümedim, bu kadar çok gezmedim) dedi.
"HER ŞEY İYİ GİTTİ"
Dolmabahçe Sarayı'na da hayran kalmış. Atatürk öldü. Onun ne kadar yenileştirici ve çağdaş bir insan olduğundan ve Venizelos ile birlikte o zor günlerde dostluğu nasıl geliştirdiklerinden sözetti. Ben kendisine, (Sen basınla ilişkilerinde daha cesursun. Ben daha temkinliyim. Ama bizim gazeteciler, seni gördükten sonra, benim tutumumdan korkarım şikayet edecekler) dedim. Buna güldü.. Tabii Sedat, o Yunanistan'ın ben Türkiye'nin çıkarlarını koruyorum. Sonuçta herşey iyi gitti ve inşallah iyi de gitmeye devam eder.." İsmail Cem'e, "Peki Papandreu nasıl bir insan?" sorusunu yönelttim. Meslektaşını şöyle tarif etti: "Çok dostça, çok birikimli, çok efendi ve nazik, çok kültürlü ve de çok esprili bir insan..." İşte iki bakanın Yeniköy sohbetleri..
SEDAT SERTOĞLU
|
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|