Sahipli hayvanların sahiplerine sevgi, sempati ve saygı duyuyoruz!
Sahipli hayvanlara da yer yer vahşice saldırılar yapıldığını duyuyor ve okuyoruz. Bu tür uygulamalara kesinlikle karşıyız.
Hayvan sahiplenmek, ayrıcalıktır. Canlıya sevgiyi geliştiren, insana sevgiyi de geliştiren bir olaydır. Özellikle çocukların eğitimi üzerinde olumlu etkileri vardır.
Bu nedenle, biz de sürekli hayvan besliyoruz ve beslediğimiz hayvanları ailenin bir ferdi gibi düşünüyoruz.
Hayvan sevgisi sahiplenmektir!
Hayvanı uzaktan sevemezsiniz. Horlayarak, azarlayarak, taşlayarak, iterek, kakarak sevemezsiniz.
Yemek artığı vererek de sevemezsiniz. (Zaten evler ve kurumlarda fazlaca yemek artığı oluşması da plansızlık, israf, geri kalmışlık göstergesidir. Gelişmiş ülkeler hem planlama, hem de paket yemek üretimleri nedeniyle fazla yemek artığı oluşturmuyorlar).
Hayvanları nutuk atarak da sevemezsiniz.
Hayvanları sahiplenmek zorundasınız. Sevgi, ilgi göstermek, onlara değer vermek, yüceltmek zorundasınız. En iyi şeylerle beslemek zorundasınız. Çünkü onların da bir kişilikleri var.
Sevgili hayvanseverlerimiz bu anlamdaki hayvan sevgisini kavramışlar mı acaba? Ne kadar hayvanı sahiplenmişler bugüne kadar?
Bizim bilimsel kariyerimizi değerlendirmek arabesk gürültücülere düşmemektedir!
Evet.
Biz, bulunduğumuz yerlere hiçbir torpil, destek olmadan emeğimiz, alınterimiz, dişimiz, tırnağımızla söke söke geldik.
Çalışmadan başka hiçbir rehber tanımıyoruz ve günün 24 saatinin 18 saatini halen çalışarak geçiriyoruz.
Öncelikle de kendimiz için değil, ülkemiz ve halkımızın yaşamı, sağlığı ve çıkarlarını korumak için çalışıyoruz. Bilgimizi, emeğimizi, alınterimizi ülkemizin ve halkımızın çıkarlarına adadık. Kendi uğraş alanlarımızda infeksiyon hastalıkları, laboratuvarlar, sağlık alanı, spor alanlarında birçok ilklerin öncüsüyüz. Rahmetli Adnan Kahveci türünde yenilikçi, üretici, yaratıcı bir anlayışın takipçiyiz.
Emeğin, alınterinin, çalışmanın, disiplinin, halka karşı sorumluluğun ne olduğunu bilmeyenler bizi anlayamaz, yargılayamaz ve değerlendiremezler.
Onların ölçüleriyle bizim ölçülerimiz çok çok farklıdır.
Bugünkü tablonun sorumluları kimlerdir?
Bu konuda tüm kurumların sorumluluğu bulunuyor.
Bu ölen insanların hesabını tek bir kuruma yüklemek insafsızlık olacaktır.
Ancak sorumluluk sıralamasında, en başta belediyeler geliyor. Yetki sorunu, yerel belediyeler veya büyükşehir tartışması, bunlar halkı ilgilendirmiyor. Bu tartışmaları kendi aranızda çözeceksiniz. Anlaşarak, uzlaşarak halka iş üreteceksiniz. Sokakları başıboş hayvan sürülerinden arındıracaksınız. Eyyamcılık, popülizm, ihmalkarlık yapmayacaksınız.
Veteriner örgütlerinin hiç mi sorumluluğu yok? Hangi çözüm ve programları ürettiniz?
Üniversite ve diğer yerlerdeki bilim adamlarımızın hiç mi sorumluluğu yok?... Elin adamları gelip ta 19 yıl önce programlar önerirken sizler neler yaptınız? Hangi programları geliştirdiniz? Bilim üretimi halkın yaşamına yansımıyor ise o bilimin ne değeri var?
Basının hiç mi sorumluluğu yok? Konuları ciddi olarak ve çözüme zorlayıcı yönden ele alacağına, sansasyonel yönlerini seçerek çözümü zorlaştıran ve geciktiren politikalar içinde.
Hayvansever derneklerini bu sorunun çözümünde birinci derecede sorumlu ve ilgili bir taraf olarak düşünmediğim için fazla bir yorum yapmıyorum. Çünkü bu konu ciddi bir iştir ve devletin kurumlarının işidir.
Turizmimiz de tehdit altındadır!
Yabancılara kuduzdan ölümü anlatamazsınız. Sokakta köpek ve kedi tarafından ısırılmayı anlatamazsınız. Turist gelmesini istiyorsanız, onları getirecek ortamı hazırlamanız gerekir.
Bu durumu, rakip ülkeler kullanacaktır ve büyük ölçüde zararımıza olacaktır. Bu ayıbın temizlenmesinde, turizm kurumlarının da talep, destek ve katkısı gereklidir.
Aşı maliyeti korkunç boyuttadır!
Türkiye'de ısırık nedeniyle aşılanan insan sayısı azalacağına, artış göstermektedir. Bu sayı 1980'lerde yılda 55.000 civarında iken, bugün 100.000 civarındadır. Bu nedenle aşı için ödenen para 22-25 milyon Dolar civarındadır. Ekonomik zorluk içindeki devlet, bu vakalar için aşı yetiştirememektedir.
Bu konunun çözümü devlet ve hükümet politikası olarak ele alınmasıyla mümkündür.
Gerçekte aşıya bir yılda ödenen para ile bir yıl civarında çalışacak 10.000 kişilik bir ekip kurmak mümkündür.
Sonuç ile değil, nedenleri ile uğraşmak zorundayız.
ABD, 10 yılda bu sorunu büyük ölçüde çözmüştür. Kampanya biçiminde bir çalışma ile Türkiye de 3 yılda büyük ölçüde, 10 yılda da tam olarak bu sorunu çözebilecek kapasitededir.
Mevcut hükümetin çeşitli konulardaki ciddi ve kararlı yaklaşımı bu konuda da bir ümit ışığıdır.
Konu hükümetin koordinatörlüğünde tüm kurumların işbirliği ile ciddi ve kararlı biçimde ele alınmalıdır. Öncelikle de belediyelere sorumluluk getirmeli ve aktive edilmelidir.
Doç. Dr. Paşa GÖKTAŞ, Haydarpaşa Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Şefi