Önceki gün öğleden sonra bütün televizyonlarda sanki polisiye bir Amerikan filmi ortaklaşa gösteriliyordu.
Beykoz'un Kavacık semtinde yeşil boyalı 3 katlı bir ev... Yollarda elleri silahlı, çelik yelekli polisler; panzerler, ambulanslar...
Ve çevredeki yapılardan bir tanesinin bahçe duvarı arkasından, yeşil eve doğru birkaç polis tarafından arada bir açılan bir yaylım ateş...
Yüksek apartmanların üst balkonlarında yine polisler...
Aralıklarla patlayıp duran silahlar...
Hemen aklımdan bir soru geçti; şayet İstanbul polisinin kalabalık bir kadroyla giriştiği bir çatışma, televizyonlarla da izlenip, tüm dünyaya gösteriliyorsa, bunun bir anlamı olması gerekir; peki ama nedir bunun anlamı?
Bu tür soruların yanıtını verebilecek bir donanımdan yoksunuz. Birtakım varsayımlar yapmak da genellikle yanıltır insanı..
Ancak yine de ayrı bir anlamı olmalı, bu tür bir çatışmayı dünyaya göstermenin..
Yeşil evde saklananlar, Hizbullah örgütünün şahinler kanadına mensuplarmış. Kaybolan bazı Güneydoğulu işadamlarını da, onların kaçırdığından kuşkulanılıyormuş..
Hizbullah örgütü, İran'ın desteğinde bir örgüt olarak bilinir. Amacı, Yakındoğu'daki İslam ülkelerinde kökten dinci bir yönetim kurmak ve öncelikle de İsrail'i baskı altında tutmak..
Bizdeki Hizbullah'a gelince... Onun da derdi kökten dinci bir Kürt devleti kurmak... O nedenle de, bildiğimiz kadarıyla, PKK'ya karşı..
Globalleşme sürecinin gitgide hızlandığı bir dönemde, bu tür örgütlerin hangi merkezlerce silahlandırılıp, nasıl bir pazarlık için kullanıldığını incelemek, ayrı bir uzmanlık sorunu...
Bizi üzen, kendilerince yeni devletler kurabileceklerine inanan gençlerin; hangi ekmeklere ne kadar yağ sürdüklerini bilmeden, hem ortalığı kana bulamaları, hem de ziyan zebil olmaları...
Çok daha büyük güçler, ölüme sürdükleri bu tür örgütlerle, olmadık avantalar sağlıyor ve perde arkasında, olmadık pazarlıklara girişiyorlar.
İstanbul'daki çatışma hem İran Dışişleri Bakanı'nın Ankara'ya geldiği güne rastladı; hem de İsrail Genelkurmay Başkan Yardımcısı'nın Ankara'ya geldiği güne...
Üstelik şimdiyedek polisle hiç çatışmamış ve söylentilere göre, PKK'ya karşı zaman zaman Ankara ile de işbirliği yapmış bir örgüt yöneticisinin, birdenbire Kavacık'ta sıkıştırılıvermesi, herhalde çok da hesapsız kitapsız değildi...
Görünen oydu ki, yavaş yavaş Hizbullah da gündemden silinecek.
Yine bizi üzen, sürüp giden cinayetler ve çatışmalar konusunda Ankara'nın yetersizliği değildir. Çok daha değişik nedenlerden ötürü, "yetersizliği" bile benimser görünmesidir.
Ankara, bilmez mi eroin trafiğini kimlerin örgütleyip yönettiğini? Bilmez olur mu? Bilir, ama özellikle bu konuda yeğler, yetersizmiş gibi görünmeyi...
Faili meçhul cinayetler konusunda da öyle...
İnanın, bu dönem de aşılacak... Çünkü Ankara'nın neler bildiğini ve neden bazen sanki yetersizmiş gibi göründüğünü; Washington da biliyor, Brüksel de..
Global sermayenin Çin'e yaptığı yatırım 224 milyar dolar... Türkiye'ye ise yılda yarım milyar dolar sadece... Şimdi bu yatırımların volümü büyüyecektir... Ve büyüyen bu volüm, hem ortamı daha rahatlatacak, hem de
-bazen kişisel hesaplı- hırpaniliklerle çapaçullukları ayıklayacaktır..
Ne kadar zamanda mı diyorsunuz?
3-5 yılı geçmez, aşırı angutluklar yapılmazsa...