kapat

19.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Köşk satrancı en tehlikeli oyun
Beceri, tecrübe, zeka... Hiçbiri Köşk'e çıkmaya yetmez. Hatta bazen oy sayısı da işe yaramaz1966'da AP'nin oyları Demirel'i cumhurbaşkanı yapabilirdi. Ama dengeler buna izin vermiyordu

ON ALTI Mart Pazar... Ankara Hilton Sa'dayız. Çankaya İzci Grubu'nun ödül töreni var. Ödül töreninden sonra ise... Limuzin'de Baba hala "izci şapkalı, izci fularlı."

Köşk'ün "ikametgah" bölümünde, hanımefendi bekliyor.

Baba, eşiyle karşı karşıya gelince...

Sağ elinin baş parmağı ile sırça parmağını avucunun içine alıyor ve kolunu havaya kaldırıyor.

Sayın Nazmiye Demirel'e "selam" veriyor.

Hanımefendi:

- Demirel, bu da ne? Sen şimdi ne oldun?

- İzci oldum Hanım... Bu da izci selamı.

Hanımefendi, bize dönüyor:

- Sen neden izci değilsin bakayım?.. Senin şapkan... Senin fuların nerede?

Sonra...

Hanımefendi gazetelere, dergilere dalıyor.

Biz Baba ile Köşk'ün yine ikametgah bölümündeki salona geçiyoruz.

Demirel Orta Asya'yı... Türk Cumhuriyetleri'ni... Doğalgaz'ı... GAP'ı... Ekonomiyi anlatıyor ama...

"Aklımız" başka yerde.

Bir ara fırsatını bulup, konuyu değiştiriyor ve soruyoruz:

- Sayın Cumhurbaşkanım... Tarih yaklaşıyor... Cumhurbaşkanlığı seçimi... Taşlar yerine oturmaya başladı mı?.. Biliyorsunuz, bizde "bir seçim" biraz acılı, sancılı geçer de.

KIRK YILIN TARİHİ
Cumhurbaşkanı:

- Meseleyi muğlaklaştırarak değil, basitleştirerek mütalaa etmek lazım.

- Nasıl yani?

- Bilinmeyen yok.. Belirsizlik yok... Kural var... Hadiseye düpedüz bakarsak... Kuralın nasıl işlediği belli.

- İzninizle, düpedüz bakalım efendim.

- 16 Nisan'da... Yani benim görev sürem bitmeden bir ay önce adaylık mekanizması işler... Sonra adaylık müddeti biter... Seçim başlar... İlk üç turun "talepleri" başka... Dördüncü tur ise salt çoğunluk ister... Bulunamazsa, otomatik olarak seçime... Meclis yenilenir.

- Efendim, bunu herkes biliyor... Bu yazılı kural.

- Bunu herkes biliyor da... Herkes ne diye telaş ediyor?

- Sizce ne diye telaş ediliyor Sayın Cumhurbaşkanım?

- Telaş şuradan... Türkiye'de her Cumhurbaşkanlığı seçimi... 1960'tan sonrasını kastediyorum... 1993'te benim seçilmem hariç... Hep telaşlı olmuştur.

- Efendim... 1960 sonrası denilince... Sizin tanığı olduğunuz... Bildiğiniz... Kimi zaman da başrolünde bulunup, yönlendirdiğiniz bir takvim...

- Doğru.

VE HİKAYE BAŞLIYOR
- Öyleyse... Lütfen... 1960'tan sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini... Telaşları... Yaşananları bize anlatır mısınız?

- Yani benden kırk yılın tarihini istiyorsunuz... Bu bir roman olur.

Ve "romana" başlıyoruz.

Demirel:

- 1960... 27 Mayıs ihtilali... Askeri idare... 1961 Anayasa'sı... Ve 1960 ihtilalinin, yani askeri idarenin başı (Cemal Gürsel) Cumhurbaşkanı olarak, ilk turda seçildi.

- Nasıl seçildi?

- Başka aday çıkmadı... Çıkamadı... Çıkarılmadı.

- Yani, sizin deyiminizle "telaşlı" bir seçim.

- Kural öyle işledi... Öyle işletildi.

- Efendim, 39 yıl geçti aradan... Yeni bir nesil geldi... Bilmeyenler için... Biraz ayrıntı lütfen.

- Rahmetli Prof. Ali Fuat Başgil, adaylığını koyacaktı... O akşam otelden aldılar... Konuştular... Sabaha karşı da Ali Fuat Bey, her şeyden vazgeçti, bıraktı gitti... Bıraktırıldı yani... Çok iyi biliyorum. Çünkü ben o hadisenin içindeydim.

- Efendim... Orgeneral Cemal Gürsel'den başka aday çıksaydı... Ne olurdu?

- Meclis açılamazdı... Meclisi "o şartla... Askeri idarenin başı Cumhurbaşkanı seçilecek" şartıyla açtılar.

RAPOR OLAYI
Demirel:

- Cemal Gürsel, dönemini... Görev süresini tamamlayamadı... Sağlığı göçtü... Bitkisel hayata girdi.

- Türkiye'de ilk kez karşılaşılan bir durum.

- Evet... Gürsel'in, Cumhurbaşkanlığı görevini yürütemeyeceğinin, doktor raporuyla kanıtlanması gerekti... Türkiye'de ilk kez böyle birşey oluyor.

- Efendim "muamele" nasıl yürüdü?

- Hükümet, Gürsel'le ilgili doktor raporunu aldı... Meclise sundu... O hükümetin başı da bendim.

SADECE OY YETMEZ
- Ve Sayın Cumhurbaşkanım... Sıra geldi... Gürsel'den boşalan Çankaya'nın doldurulmasına.

- Evet... Sene 1966... Çankaya boşaldı.

- O tarihte meclisin yapısı... Aritmetiği nasıldı?

- Adalet Partisi'nin 240 milletvekili vardı, 85 de senatörü... Yani, Adalet Partisi "kendi içinden birini" seçebilecek... Çankaya'ya oturtacak durumdaydı... Bu mümkündü... Ama buna heves etmedik.

- Siz... Geçmişinizde DSİ Genel Müdürlüğü vardı... Kısa da olsa başbakanlık vardı... 1966'da "Çankaya'ya çıksam mı" diye hiç içinizden geçirdiniz mi?

- Hayır.

- Niçin?

- Türkiye'nin o günkü şartlarında, çoğunluk partisinden birinin Cumhurbaşkanı seçilmesi, ülkenin sorunlarını çözmeyecekti... Dikkatinizi ona çekmek istiyorum.

- O günkü şartlar derken...

- Türkiye, siyaseten parçalıydı.

- Nasıl bir parçalanma vardı?

- Irk, mezhep meselesi yoktu... Terör, siyasi islam falan da yoktu... Ama başka şeyler vardı.

- Neler?

- 27 Mayıs öncesi yaşananlar... 27 Mayıs... 27 Mayıs sonrası... Yassıada mahkemeleri... İdamlar... Bunlar çok önemli.

- 1966 sizin çok, çok güçlü olduğunuz bir dönemdi ama.

- Doğrusu... 1965'te yüzde 53 oy aldık. Aslında bu bir referandum sayılırdı. Fakat bir hususa çok önem verdim.

- Hangi hususa?

- Halkın bize verdiği yüzde 53 oyu, devri sabık yaratmak... Hesaplaşma dönemi açmak... Kana kan istemek... Siyaseten parçalanmış kitleleri dövüşür hale getirmek... Devlet ile halkın önemli bölümünü kapıştırmak için kullanamazdık. Kullanmadık... Biz, o tarihte, o olayda birşeyi gösterdik.

- Neyi?

- Cumhurbaşkanlığı seçimi sadece "seçmeye yetecek oyun bulunması" olayı değildir.

- O nedenle, Gürsel'den sonra kendiniz Çankaya'ya çıkmak istemediniz... Veya bir arkadaşınızı çıkarmayı...

- Evet... O günün şartlarını, taleplerini dikkatle değerlendirmek lazım... O günün siyasi iktidarının misyonu, halkı birleştirmek ve devleti daha iyi işler hale getirmekti... Yani iç barış.

VATAN İÇİN ELELE
- Efendim... O günün, yani 1966'nın şartlarını... Açar mısınız?

- 1965 seçimlerinde, meydanlarda "CHP artı Ordu eşittir İktidar" sloganı kullanıldı... Karşı taraf da bizdik...

- Siz ne dediniz?

- Dedik ki... Ordu, CHP'nin muhafız taburu değildir... Milletin ordusudur... Orduyu, siyasetin içine katmayın... Biz, daha meydanlarda, birleştiricilikle işe başladık.

- Sonra?

- Millet sağduyu sahibi... Bize yüzde 53 oy verdi... Eğer kırıp, dökmekten... İntikamdan bahsetseydik sokaklar çınlardı... Bu beklenti de yok değildi... Ama bunu yapmadık... 1965 sloganım "vatan için elele" sloganıdır. Burada birşeyi bilmeni isterim.

- Nedir?

- Siyaset, meydanlardan cesaret alır... Ama meydanlarda doğruyu söyleyeceksin... Sokağın heyecanına kendini kaptırıp, yanlış yaparsan, daha sonra yanında kimseyi bulamazsın... Sokak sana der ki... Yahu ben de seni akıllısın diye seçmiştim...

EN BÜYÜK HİZMETİM...
- 1966 Cumhurbaşkanlığı seçiminde "ana ilkeniz" neydi?

- Şuydu... Siyaset ile orduyu karşı karşıya getirme niyetlerini... O havayı... Karşı tavırları yok etmek.

- Ve sonra...

- Onun için Genelkurmay Başkanı'nı... Orgeneral Cevdet Sunay'ı... Cumhurbaşkanı yaptık... Ancak bir hususun altını çizmeliyim.

- Hangi husus?

- Sunay, 1960 sonrasında, ordunun siyasetten çekilmesi konusunda önemli bir görev yapmıştır... Getirdik... İsmet Paşa ile de... Yani ana muhalefetle beraberlik sağladık.

- Sonra?

- Sunay, Köşk'e çıktı... Tabii bizi eleştirenler oldu... "Neden böyle yaptınız" diye... Ama doğrusu oydu... Aradan yıllar geçti... Şunu gayet açıklıkla ifade etmek istiyorum ki... Ülkeme yaptığım en büyük hizmetlerden biri, şartlar ne olursa olsun, milletin ordusunu, kurum olarak tahrip ettirmemektir... Ne ordu millete karşı ve ne de millet ordusuna karşı güvensizlik besleyebilir... Bu çok yanlıştır.

- 1966 Çankaya seçiminin "özü" bu diyorsunuz.

- Evet... Millet orduyu, ordu da milleti kucaklasın. 1966 Cumhurbaşkanlığı seçiminde bana ve Adalet Partisi'ne hakim olan düşünce buydu... Doğruydu... Görev yerine getirildi.

Ali Fuat Başgil'i kimler tehdit etti?

İşte örnek bir olay: Köşk'e aday olmaya hazırlanan Prof. Başgil, emekli subayların tehdit etmesi sonucu evine dönmüştü

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, 1961'de Samsun'dan senatör seçildi. Başgil, o sırada İsviçre'deydi. Seçimden sonra Türkiye'ye geldi. Yeşilköy Havaalanı'na inişi görkemli olacaktı. Ancak General Faruk Güventürk, Adalet Partisi İstanbul İl Başkanı Muhittin Güven'i uyardı:

- Otuzbin kişi ile karşılayacağınız haberini aldım. Oraya bir tabur kuvvet gönderiyorum. Üç kişiden fazla karşılama heyeti bulunursa, ateş edeceğimi bilmenizi isterim. (Kaynak Türkiye'de Milli İradenin Zaferi -Prof.Dr.Rıfkı Salim Burçak- Demokratlar Kulübü Yayını)

***

Prof. Başgil, 22 Ekim 1961'de trenle Ankara'ya geldi. Adalet Partisi Yeni Türkiye Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin bir kısım üyeleri "aday olun" dediler:

- Seçmene söz verdik. Çankaya'ya sizi çıkaracağız.

Başgil, ısrarlar karşısında "olur" dedi. Ve adaylığını açıkladığı günün akşamı Başbakanlık'a çağrıldı. Hoca'yı, "iki kişi" karşıladı: Başbakan Yardımcısı Em.Org. Fahri Özdilek ile Devlet Bakanı Emekli General Sıtkı Ulay. Önce sohbet başladı. Sonra söz "adaylığa" gelince Sıtkı Paşa dedi ki:

- Adaylığınızı geri almanız lazımdır. Gürsel Paşa'dan başka bir adaylığa asla müsaade etmeyeceğiz.

***

Konuşma ilerleyince Fahri Özdilek "seçim sonuçlarından memnun olmadığını" söyledi. Sıtkı Ulay ise şöyle dedi:

- Bizi anlayınız... Son günlerde, hükümet olarak bizim kuvvetimiz yoktur. Orduda yeni bir cunta kuruldu. Biz size, cuntadan aldığımız talimatı tebliğ ediyoruz. Kabul edip, etmemek size aittir. Kabul etmediğiniz takdirde, hayatınızı garanti edemeyiz. Netice bundan da ibaret kalmayacaktır. Meclis açılmadan dağılacak, seçimler iptal edilecek, partiler kapatılacak ve askeri idare devam edecektir. Bir hukuk profesörü olarak memleketin böyle bir akıbete düşmesine elbette razı olmazsınız. (Kaynak - Yine 1950-1960 dönemi, Erzurum Milletvekili ve ikinci Menderes hükümetinin Gümrük Tekel ve Milli Eğitim Bakanı, Prof. Rıfkı Salim Burçak'ın kitabı)

***

Prof. Başgil "anılarında" şunları yazar:

- Karşılaştığım terör havası içinde senatör olarak da hizmet imkanı bulunmadığına kanaat getirmiştim.

Ve "istifa telgrafını" yazar, bir taksiyle İstanbul'a döner.

***

TBMM 25 Ekim 1961, Çarşamba günü toplandı. Cemal Gürsel "Orgeneral kıyafetiyle" açış konuşmasını yaptı. Ertesi gün meclis en yaşlı üye olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu başkanlığında toplantı. CHP'li Hilmi Gündoğan'ın önergesi ile Cemal Gürsel, Cumhurbaşkanlığı'na aday gösterildi. Ve bu sırada "Cumhurbaşkanlığı seçiminin kesin sonucu alınana kadar meclisin kapıları kapatıldı." Ardından, seçime geçildi. 606 (milletvekili ve senatör) oy kullanıldı. Cemal Gürsel 434 oyla Cumhurbaşkanı seçildi.


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır