Eski Roma'da imparator arabaları dahil hiçbir araç iki durumda trafiğe çıkamazdı. Birincisi cenaze töreni, diğeri konser icrasıydı...
Sezar'a göre imparatorluğu ayakta tutan estetik, halkın öz musikisiydi. Musikinin en usta biçimde ve en değerli ölçüde icra edilmesi için her şey yapılıyordu...
İki bin beş yüz yıl sonra Türkiye'ye dönüyorum.
Türk musikisi konservatuarlarının açılmasıyla birlikte illerimizde musikimizin öğretilmesi konusunda çok önemli adımlar atıldı. İlk konservatuarın kurulmasında emeği geçenlerin hepsini bugün şükranla yad ediyoruz. Yılmaz Öztuna, Ercüment Berker, Nevzad Adlığ daima saygıyla hazırlanacak isimlerdir.
Türk müziği konservatuarlarının üniversiteye bağlanmasını, amacın dışında yanlış uygulama olarak gördüm ve hala bu görüşümü muhafaza ediyorum. Belediye Konservatuarları bizim musikimizin bütün değerleriyle öğretildiği ve icra edildiği sanat yuvarlarıydılar.
Dün gece Bursa'da Büyükşehir Belediye Konservatuarı konserinde Türk müziği icrasının mükemmel örneğini yaşadık. Şef Erdinç Çelikkol yönetimindeki koro Türk müziğinin geleneksel değerlerini koruyan ve günün zevklerini karşılayan programıyla gerçek anlamda bir eğitim ve icra ispatı gerçekleştirdi. Büyükşehir Belediye Başkanını bu mükemmel eğitim kuruluşuna verdiği destekten ötürü kutluyorum.
Dün geceki konser, Bursa'da zamanı, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın mısralarındaki billur avize gibi aydınlattı. Güvercin bakışlı sessizlikte, geçmiş zamanın sihrini yaşatan bir hayalle uyuyan Bursa'da, bir gümüş aydınlıkta uyanışın lezzetini verdi.
Dün geceki konser bir hatırşinas musiki meclisiydi. İki yıl önce dün kaybettiğimiz değerli sanatçı Safiye Ayla'yı anarken bir kadirbilir meslek ahlakını doruklaştırıyordu.
Otuza yakın ulusal televizyondan hiçbiri bir dakika bile Safiye Hanım'ın hatırasına, sanatına ve eserlerine yer ayırmaz iken Bursa Belediye Konservatuarı, onun en güzel bestesi "Gönül Şarkılarını" seslendirdi ve musikimizin bu müstesna sanatçısını yad ettik.
Safiye Hanım musikimizin has bahçesiydi. Orada her gül, her gün bir taze aşkın çileli bülbülünü beklerdi. "Suların menekşelendiğini" görürdük... "Fâriğ olmayan bir rindâne meşrebin" terbiyesini tanırdık.
"Mehtaba bürünmüş gecede", "kalplerden dudaklara yükselen sesi" dinlerdik.
"Enginde yavaş yavaş günün minesi" solarken, "bülbül gibi pür olmuş cihan nağmelerini" duyardık.
"Bir siyah çevre dolaşmış gibi kirpiklerine" bakar, "niçin baktın bana öyle" derdik... "Bülbül'ün dile geldiği" sevda lezzetine ulaşırdık...
Safiye Hanım'ın okuduğu bir hicaz şarkıda, bir hüseyni türküde, musikinin seviyeli idrakini fark ederdiniz. Uhrevi bir zeminden, ulvi bir makama yükselişin ilahi ateşi içimizi sarardı. Gönül avlumuzun şadırvanlarında serinlerdik...
Gün olur divan edebiyatının aruz omurgasına oturmuş şarkıların, gazellerin vadisinde bir küheylan gibi şaha kalkar; gün olur, asırlar öncesinin türkülerini gönül ustalığı ile içimize yerleştirirdi. Fuzuli ile Karacaoğlan'ı aynı lezzetle hissettiren musikinin benzersiz güzellikteki sesiydi...
Öyle usta nefesti ki, her şarkıyı bir çiçek edasıyla koklar, ney üfler gibi gönül heyecanlarını dumanlı başlara doğru savururdu. Büyülenirdik.
Dün gece Bursa'da musikimiz adına çok önmel bir gece yaşadık...
Bursa'nın bütün Türkiye'ye örnek olacak bir sanat iddiasını ve mükemmel ispatını gördük.