kapat

13.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


İdam kararı

Bu yazıyı yazmak üzere oturduğumda, Liderler Zirvesi başlamak üzereydi. Koalisyon liderlerinin ve ilgili bakanların çoğu gelmiş, kapılar kapanmış, ne kadar süreceği belli olmayan toplantı başlamıştı.

Her ne kadar gündem, Öcalan Dosyası'nın Meclis'e ne zaman geleceği gibi "teknik" bir tartışma gibi gözükse de; eminim ki, katılanların hepsi aslında bir insanın hayatını oyladıklarının farkındaydı.

Bilmem onlar kendilerini nasıl hissettiler ama ben kendi payıma, yaşam ya da ölüm arasında bir seçim yapacak pozisyonda olmayı kesinlikle istemezdim. Bir insanın hayatının benim iki dudağımın arasında olması gibi bir yükü asla taşıyamazdım.

***

Mahkeme kararları arasında yalnızca birinin, sadece ölüm cezasının yüksek yargıda sonlanmayıp Meclis kararına bırakılması anlamlı değil mi?

Demek ki o noktaya; ölümle yaşam arasında bir karar verme noktasına varıldığında, artık hukuk susuyor. Savcılar, yargıçlar susuyor, "Biz hukukun kararını söyledik, gerisi size kalmış" deyip bir kenara çekiliyor. Hukukun bittiği bu noktada kamuoyu, kendi vicdanıyla, merhamet duygusuyla; kini, öfkesi ve acısıyla; gelenekleri görenekleri ve affetme yeteneğiyle baş başa kalıyor.

Kamu adına karar veren temsilciler, yani milletvekilleri işte böyle ağır bir yükün altına giriyorlar. Koca bir toplumun intikam isteğini ya da affediciliğini; kinini ya da merhametini doğru bir biçimde temsil etmek gibi çetin bir görevle karşı karşıya kalıyorlar. Bu da yetmiyor, olaya "fayda" açısından da bakmaya, böyle bir infazın temsil ettikleri toplumun genel çıkarlarına uygun olup olmadığına karar vermeye çalışıyorlar.

Hele hele konu, bir insanın cezalandırılmasını aşıp, o insanın şahsında bir kitlenin, bir idealin cezalandırılması haline dönüşmüşse; bir insanın ölüme mahkum edilmesi olmaktan çıkıp bir "dava"nın ölüme mahkum edilmesi haline getirilmişse, istesek de istemesek de böyle olmuşsa, karar iyice çetrefilleşiyor. Kini ve öfkeyi, merhameti ve affetmeyi aşıp farklı toplumsal ve siyasal boyutlar kazanıyor.

İşte bugün Öcalan'ın idamı konusunda bulunduğumuz nokta budur. Geldiğimiz noktada, bir idam kararı Türkiye'nin bir numaralı siyasi meselesi haline gelmiş, iç barışın ve toplumsal huzurun mihenk taşına dönüşmüştür. Ve bu sonuç aslında onbeş-yirmi yıllık bir yanlışın sonunda gelinen noktadır; onbeş-yirmi yıllık bir hikayenin son halkasıdır.

Bu hikayenin özü ise, koca bir halkın ısrarla ve inatla yok sayılması, "varım" dediği her noktada başına vurulması ve böylece milyonlarca insanın bir terör örgütüne neredeyse zorla yapıştırılmasıdır.

Eğer bu ülkede Kürtler, onyıllardır yok sayılarak baskı görür, faili meçhullerle yokedilirken hukuk devletini bütün tarafsızlığıyla yanlarında bulabilselerdi; haklı taleplerine sahip çıkan birçok partiye örgüte ve destekleyen bir kamuoyuna sahip olsalardı, PKK Kürt meselesiyle böyle özdeşleşebilir miydi? Kanlı bir terör örgütü, mazlum bir halkın "daha özgür, daha insanca bir hayat" gibi masum taleplerinin sembolü haline gelebilir miydi?

Eğer bugün Kürt vatandaşların ezici bir çoğunluğu teröre karşı olmasına rağmen, gözünü Öcalan'a dikmiş bekliyorsa; kendi arasında konuşurken küfretse bile, "hariçten" olanların PKK aleyhine laf etmesine dayanamıyorsa; bu duygu, yirmi yıldır sürdürülen yanlışların sonucudur.

İşin garibi bu yanlış, Öcalan'ın yakalanmasının ardından tersine dönerek sürdürülmüş, en başında dava siyasi bir platforma taşınarak, daha sonra dava boyunca Öcalan'a siyasi lider muamelesi yapılarak ve onun ağzından barış ve demokrasi çağrıları yayınlanarak; PKK lideri Kürtler'in siyasi lideri olarak kabul ve lanse edilmiş ve böylece bugün Kürtler'in hissettiği "özdeşleşme"nin güçlenmesine hizmet edilmiştir.

Bütün bu süreç sonucu ne yazık ki bugün Kürtler, Öcalan'ın infazını kendi haklı taleplerinin infazı olarak algılıyor; onun ölümünü, kendi özgürlük davalarının ölümü olarak görüyorlar.

Bu da, vekillerimizin kararını daha da zorlaştırıp sorumluluklarını daha da ağırlaştırıyor.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır