Önce Kopenhag kriterlerinin 3 temel maddesini sıralayalım:
1- Her türlü "tabu" ve "dogma"ya karşı nanik yapabilme özgürlüğünü de güvence altına alan gerçek bir demokrasi düzeni...
2- Saydam ve evrensel bir ekonomi düzeni...
3- Yerel ve değişik kültürlere sahip çıkılmasını da içeren "insan hakları"na saygılı ve objektif davranma...
Önce değişik ve biraz da matrak bir prizmadan şöyle bir bakalım tarihe.
12 gün önce bitirdiğimiz 1000 yıl'ın, en büyük zenginlerinden sayılan Kanuni'nin damadı ve zaman zaman da Vezir-i Azam'ı Rüstem Paşa, Kopenhag kriterlerini ister miydi?
İstemezdi.
Neden istemeyeceğini saptamak için de, Rüstem Paşa'nın özel servetinin özet bir listesini sıralayalım:
1700 köle
2900 savaş atı
1106 deve
700.000 altın
5000 dikilmiş kaftan
1500 gümüş at başlığı
500 altın eğer
600 gümüş eğer
130 çift altın özengi
Ayrıca hesaplanamamış ölçüde kalıp altın, nakit altın ve gümüşle karışık altın...
Kopenhag kriterlerine göre böyle bir servetin kaynaklarının saydam olması gerekiyor.
Oysa Rüstem Paşa'nın bu servetinin kaynağı, karısı Mihrimah Sultan ile kayınvaldesi Kösem Sultan'ın, birtakım siyasal cinayetleri de içeren dalaverelerle kendisini rüşvet musluklarının başına getirmesine dayanıyordu.
15 yılı aşan bir zaman boyunca sürüp giden Güneydoğu yahut Kürt sorunu sayesinde, -belki bazı göz yummalardan da yararlanmasını becermiş- azgın bir kaçakçılık şebekesinin patronu bir Aşiret Beyi, Kopenhag kriterlerini ister mi?
İstemez elbet.
Saydam ve evrensel bir ekonomi düzeni; kendisinin, Susurluk benzeri çeteler aracılığıyla -bir tanesi Kuzey Kıbrıs'ta da ortaya çıkan- bazı garip bankalarda, kara paraları aklamasını engelleyeceği için, istemez.
Gerçek bir demokraside aşiret beyleri olamayacağı için de istemez.
19 kardeşini; onların ikisinden daha önce gebe kalmış, hamile 7 cariyeyi; oğlu 16 yaşındaki Şehzade Mahmut'u ve 3 de vezir-i azamı boğdurtmuş olan Sultan III. Mehmet, Kopenhag kriterlerini ister miydi?
Elbet istemezdi.
En başta da, kimi isterse istediği an öldürtemeyeceği için istemezdi.
Çakıcı'yı binbir karanlık işte kullanmış olanlar, acaba uluslararası hukuk antlaşmalarının uygulanmasını isterler mi?
Bazen isteyebilirler...
Ne zaman isteyebilirler?
Örneğin Çakıcı'yı Fransa yakalamış da, -Türkiye'de idam cezasının hâlâ yürürlükte bulunmasından ötürü- idam istemiyle yargılanmasını gerektirecek suçlardan sorgulanmaması koşuluyla kendisini Türkiye'ye iade etmişse; Çakıcı'yı binbir karanlık işte kullanmış olanlar, uluslararası hukuk antlaşmalarının uygulanmasını istiyebilirler. Çakıcı'nın sorgulanmaması için isteyebilirler ve asla "ulusal egelenliğimiz felç oldu" diye nağra atmazlar...
Peki, ne zaman atabilirler böyle bir nağrayı?
Vallahi o kadarını bendeniz bilemem. Tıpkı Uğur Mumcu'yu kimlerin neden öldürtdüğünü de bilemediğim gibi; Çetin Emeç'i kimlerin neden öldürttüğünü de bilemediğim gibi...
Benim bilebildiğim, Kopenhag kriterlerini tarihde ve günümüzde kimlerin neden istemeyeceğidir sadece..
Hepsi o kadar.