


Her duyduğuna inanma..
Ben bu ahalinin yok yere "tartışma konusu" icat etmesine hayranım.. Bizim milleti kendi haline bırakın, durduk yerde üç tane niza çıkarsın, beş ayrı konuda birbirine düşsün, ekstradan iki üç de fikir arbedesi çıkarsın..
Memleketimizi tartışma yoluyla bölmek isteyenlerin son icatları da Nazmiye Hanım üzerine..
Tuttular, Türkiye'nin Birinci Ladysi'ni (Ki bu durumda Baba da birinci Lord'u oluyor..) istihbaratçı yaptılar..
Arkadaşımız Soner Yalçın ile Doğan Yurdakul'un birlikte kaleme aldıkları "Bay Pipo" kitabından çıktı niza..
ooo
İşin aslını vakti zamanında Cüneyt Arcayürek yazmış.. Soner Yalçın ile Doğan Yurdakul da kitaplarında tekrarlamışlar..
Olay 12 Mart öncesi geçiyor.. Baba o günlerde başbakan.. Memduh Tağmaç da Genelkurmay başkanı.. Memleket bazında çarşı karışık.. Hergün bir yerlerde olay çıkıyor, bomba patlıyor..
Kurtaran kurtarana..
Bizim memlekette asayiş bozuldu mu askerin de fikri bozulur.. Paşalar "Bu siviller yine işleri ağızlarına yüzlerine bulaştırdılar.." diye düşünmeye başlarlar..
Paşa ne demek? Hem komutan hem de olağanüstü hallerde vatan kurtarıcısı demek..
Üstelik Genelkurmay'ın elinin altında üçyüze yakın paşa var ki, üçyüz ayrı memleketimiz olsa herbiri bu memleketlerden birini kurtarır.. Yine de başka işlerle uğraşacak zamanları kalır..
Temsil Fenerbahçe'nin başı Pendikspor'la belaya girmişti.. Fener'in eşrafı dahi paşaları göreve çağırdı..
12 Mart günleri de aynı şeyler yaşandı.. Paşalar aralarında öbek öbek toplanıp "memleketi kurtarma plânları" yapmaya başladılar.. Bazı paşalar da "Nerede çokluk.." fikrinden gidip "Memleketi tek başlarına kurtarmaya" karar verdiler..
Hükümetimiz işlerin bu hale geleceğini biliyordu lakin darbenin kimden ve ne zaman geleceğini kestiremiyordu..
Süleyman Bey başbakan olarak düşündü taşındı.. "İhtilal olacak mı olmayacak mı?" sorusunun cevabını bilse bilse paşa hanımları bilir, dedi.. Böylece günün şartlarına uygun en doğru tesbiti yaptı..
ooo
Paşa dediğiniz de sizin bizim gibi bir insan.. Bir kul.. UFO'dan çıkmış gibi folyo kaplı değil.. Omuzunda apoletleri var.. Göğsünde nişanları..
Diyelim ki apoletinin hemen altından başlayıp, ceketininin eteğine kadar madalya, nişan doldursanız dahi farketmez.. Sivil ahali arasında heybeti belki artar ama eve gelip de pijamaları çektiği zaman yine karısının bildiği adam olur..
O yüzden paşa kısmının nişanı, madalyası, sırması eşlerini etkilemez..
Etkilemediği için de "emir komuta zinciri" evin içinde sökmez.. Paşalar ne biliyorsa, ihtimaldir karıları da bilir..
Zaten Baba'nın çıkış noktası da bu olmuş.. "Eğer bu memlekette ihtilal olacaksa paşa eşlerinin bundan haberi vardır.." deyip, Nazmiye Hanım'a "Hele sen biraz ev gezmesine çık, paşa eşleri ile temas et.. Bak bakalım fikrini bozan var mı?" demiş..
Yani Nazmiye Hanım'a bir nevi rejimi koruma ve kollama görevi vermiş..
Nazmiye Hanım'ı tanımayan bilmez.. Sıkı istihbaratçıdır.. Adamın ağzındaki laf, diş dolgusu kılığına girse söker alır..
Elinden kurtuluş yok..
Nazmiye Hanım'ın bu yeteneğine ben gözlerimle şahit oldum.. Baba'nın uzakdoğu gezisindeydik.. Çin seddini ziyaret ettiğimizde heyetçe surların üzerine yayılmıştık..
Heyetteki resmi zerzevat, gazeteciler, diplomatlar, Çinli yetkililer herkes surların üzerinde.. Nazmiye Hanım da vardı.. Yürümekten yorulduğu için getirdikleri bir sandalyede oturuyordu..
Yanında da Çin'in Ankara Büyükelçisi'nin eşi vardı.. Kadın tek kelime Türkçe bilmiyor.. Yalnız Nazmiye Hanım ile gözgöze geldiğinde gülümseyip başını sallıyor.. Bütün diplomatik etkinliği bu..
Nazmiye Hanım birden kadına "Siz bu Çin seddine kaç kere geldiniz?" diye sordu.. Ama Türkçe olarak.. Kadıncağız soruyu anlamadığından Çinçe gülümseyerek karşılık verdi..
Nazmiye Hanım aynı soruyu bir daha sordu.. Kadın yine çaresiz gülümsüyor.. Nazmiye Hanım yılacak gibi değil.. Türkçe bir kez daha sordu.. Cevap alamayınca bir kez daha..
Kadının imdadına orada bulunan bir gazeteci yetişti.. Nazmiye Hanım'ın sorusunu İngilizce'ye çevirip, cevabını da Türkçeleştirdi..
Kadın oraya diplomatik refakat nedeniyle tam dört kere gelmiş.. Bu bilgi böylece devletimizin zabıtlarına geçmiş oldu..
ooo
Nazmiye Hanım, Baba'nın "Paşalarla aran var mı yetmişinde doyan var mı?" siyaseti icabı, istihbaratçılık işine resmen girmiş oldu.. Şansa bakın ki o günlerde paşalardan birinin eşinin "altın günü" varmış..
Yani paşalar memleketi kurtarmaya çalışırken, paşa eşleri de kendilerini kurtarmaya çalışıyormuş..
Nazmiye Hanım ziyaretini o güne denk getirmiş.. Gitmiş kabul gününe.. Pasta çıkarmışlar, çay ikram etmişler.. Nazmiye Hanım dikkatle hanımları kolluyor..
Bakmış ki herkes pastasını usulünce, ağır ağır yemekte.. Çayını bir prenses zerafetinde yudumlamakta.. Hani biri acele acele lokmaları tıkıştırıp, çayı höpürdeterek içse "Bunun belli ki bir telaşı var.." deyip huylanacak..
Öyle birşey olmamış.. Güniz Sokağı'na geldiğinde Baba'ya raporunu böyle vermiş..
- "Paşa hanımları bana demokrasiye bağlı gözüktüler.." demiş..
İşte bir bardak suda koparılan fırtına bu.. Efendim, Nazmiye Hanım gizli ajanlık yapmış.. Yapmışsa yapmış, ahaliye ne oluyor?
Lakin Baba olayın aslına değil ifade biçimine kızıyor "Ne demek gizli ajanlık?" diye tersleniyor..
O da haklı..
Çünkü bu tür ajanlık iddiaları Nazmiye Hanım'ın birinci ladylik imajını battal ediyor..
Sanki Nazmiye Hanım üzerine beyaz trençkot giymiş, gözüne de Aksaray işi güneş gözlüğü takıp paşa hanımlarının arasına öyle dalmış.. Evden çıkarken de yolunu kesmeye kalkışan hanımlara ninja tepiği atmış..
Yok böyle birşey..
Hanımefendi oraya günlük kıyafetiyle gitmiştir.. Çayını içip, pastasını yedikten sonra çıkıp evine gelmiştir..
Ustamın adı Hıdır, işin aslı budur..