kapat

10.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Bakanları bile dövdüler
Yassıada Mahkemesi sırasında başta Adnan Menderes olmak üzere tutukluların şartları çok kötüydü... Bugün İmralı'daki Apo gazete okuyor, radyo dinliyor. Demokrat Partililer'e bu bile yasaktı!

YASSIADA'DA silahların gölgesinde tanıdığım görevli bir kişiyle tam 38 yıl sonra Datça'da ağaçların gölgesinde konuşma fırsatı buldum. Bu ada kumandanı Albay Tarık Güryay'ın emir astsubayı Arif Çakez'di.

Arif Çakez bir deniz astsubayıydı. 1.95 m.'ye varan boyu, belki de 100'ü geçen kilosu, giyinişi, tarzı ve tavrı ile heykel gibi bir adamdı. O duruşma salonunun "alamet-i farikası"ydı.

Duruşma başlamadan biraz önce Albay Tarık Güryay, büyük kapıdan girer, seyircilerin önünden fiyakası ve haşmetiyle geçerken Arif Çakez onun arkasında uygun adımla yürür, böylece duruşma salonuna bir dehşet havası gelirdi.

KONUŞMA YASAĞI
Kumandan masasına gelince Arif Astsubay onun koltuğunu çeker, oturmasına şaşaalı bir şekilde yardım ederdi. Sonra Salim Başol başkanlığındaki heyet ve savcılar yerlerini alırlardı. Ve sonra Arif Çakez Tarık Güryay'ın masasının önüne gelir, esas vaziyetini alır, kumandanı selamlayarak tekmil verirdi. Ondan sonra aynı biçimde Mahkeme Başkanı Salim Başol'a da tekmili verildi. Başol'la kumandanın işaretleşmesini takiben duruşma başlardı. İşte ben bir rastlantının esiri olarak bu görevli ile görüştüm.

İlk görüşmemiz 7 Ağustos 1999 Cumartesi günü, damadı Çetin beyin evinde oldu. Bir buçuk saati geçen bir zaman içinde çok şeyler anlattı. Ben ona, "Pazartesi günü bu konuşmamızı kayda alabilir miyim," diye sordum. Kabul etti.

9 Ağustos 1999 Pazartesi günü saat 18:30'da biraraya geldik. Fakat Arif Bey Cumartesi günkü açıklıkta değildi. Tekzibi halinde aksini ispat edemeyeceğim için sadece Pazartesi günkü konuşmamızın bazı bölümlerini nakledeceğim.

(Not: Onun anlattıklarını okuyun ve bugün İmralı'da tutulan Apo'nun şartları ile DP'li Başbakan'a ve bakanlara yapılan muamele ile karşılaştırın. Bugün Apo radyo dinliyor, gazete okuyor. Sağlığı bozulmasın diye elden gelen her şey yapılıyor. Yassıada'da ise inanın tam tersi geçerliydi.)

Emekli deniz astsubayı Arif Çakez'in çekinişinin sebebi vardı. O bunu şöyle açıkladı:

"Adadan ayrılmamızdan önce bütün görevlileri salonda topladılar. Burada gördüklerimizi, bildiklerimizi hiç kimseye, hiç bir zaman söylemeyeceksiniz. Sizden bildiklerinizi, gördüklerinizi öğrenmek isteyenler olacaktır. Hatta gazeteciler para bile teklif edeceklerdir. Ama siz asla söylemeyeceksiniz. Aksi takdirde bunun sonucuna katlanmak zorunda kalırsınız, dediler." Ve ilâve etti: "Bu hususta, bizden imza da aldılar."

NEREDEN NEREYE
Arif Çakez 1912 yılında İstanbul Karagümrük'te doğmuş. Yani 1914 yılında Harput'ta doğan Ada Kumandanı Tarık Güryay'dan iki yaş daha büyükmüş. 7 kardeşten en küçüğü olan Arif Bey'in babası da denizciymiş. Ama mürettipmiş. Sonra da İkdam Gazetesi'nde baş mürettip muavinliği yapmış.

Arif Bey Beyazıt Numune Okulu'nu bitirdikten sonra arkadaşı İsmail'in teşviki ile babasından habersiz Gedikli Zabit Okulu'na kaydını yaptırmış. Babası önce onay vermek istememiş, sonra kabul etmiş. Böylece Arif Çakez adeta tesadüfen Gedikli Zabit Okulu'na girmiş. Bir yıl Hasköy'de okulda okuduktan sonra okul ormanlardan alınan Turgut Reis Mektep Gemisi'ne taşınmış. Turgut Reis mektep Gemisi kıçtan kara Haliç'te dururken bir emirle Büyükada Dil İskelesi'ne getirilmiş. Eğitime orada devama başlanmış. O zaman Büyükada'da oturanların büyük çoğunluğu Rum olduğu için Rumlar, geminin bu gelişine itiraz etmişler, bunun üzerine gemi tekrar Haliç'teki eski yerine dönmek zorunda kalmış.

Turgut Reis Gemisi'nin bu macerasını 6-7 Eylül Davası'nın kararını verenlere ithaf ediyorum.

KESKİN NİŞANCI
Çakez okuldan mezun olduktan sonra Hamidiye Gemisi'ne muallim nefer olarak ayin edilmiş, sonra muallim onbaşı olmuş, sonra astsubay olmuş. Topçu astsubaymış. O yıl yapılan NATO tatbikatında gemisi komador gemisiymiş. Yapılan atışlarda on mermiden sekizini Arif Astsubay isabet ettirmiş. Komador kendisini tebrik etmiş ve tatbikata katılan gemilerden, yabancılar dahil, en iyisini sen yaptın demiş.

Gölcük'e dönüldükten sonra Yassıada Deniz Harp Okulu'na atış öğretmeni olarak atanmış. 27 Mayıs olunca ada boşaltılmış Derince'ye intikal ettirilmiş. İşte bu sırada Tarık Güryay kendisini tanımış. Arif Astsubay aynen şöyle anlatıyor:

"Ben orada görev yaparken Tarık Bey beni çağırdı. Senin görevin nedir, diye sordu. Atış öğretmeniyim, dedim. Bunun üzerine her attığını vurur musun, diye gene sordu. Vuruyorum ki beni atış öğretmeni yapmışlar, dedim. Tarık Bey, sen benim emir assubayım oldun, git kuşan da gel, dedi."

"Bahriye'de 'kuşan' tabiri olmadığı için, ne demek istediğini anlamadım. Orada bir kara astsubayı duruyordu. 'Kuşan' ne demektir diye ona sordum. O da dedi ki getllerini tak, üstünü başını değiştir, palaskanı ve tabancanı da tak öyle gel, dedi. Ben de öyle yaptım ve kumandana geldim. Kumandan beğendi. Belimdeki tabancaya baktı. Tabanca Kırıkkale idi. Bu olmaz ama dursun, dedi."

Sonra arkasında duran teğmenlere döndü. Siz bu üstteğmenleri tanırsınız, bunlardan biri Teoman Koman idi. (Not: Teoman Koman: 28 Şubat döneminin Orgenerali ve Jandarma Genel Komutanı.). Ve üsteğmenlere emir verdi. Bana bir tabanca getirin, emrini verdi.

Biraz sonra tabanca geldi. Bana, pantolonunun sağ cebi boş mu, diye sordu. Boş, dedim. Bu tabancayı, dedi, sağ cebine koyacaksın, kimse görmeyecek. Sonra sordu: Çivile dediğim zaman hemen çiviler misin? Çivilerim, diye cevap verdim. Bunun üzerine, icap ederse anormal bir durumda çivile dediğim vakit hemen çivileyeceksin, diye emir verdi ve sordu, ne yapacakmışsın? Çivileyeceğim dedim. Böylece göreve başladım."

NERON ADI TAKILMIŞTI
Çivileme astsubayına bu sefer ben sordum: "Maiyetine karşı nasıldı?"

O cevap verdi: "Biz ona Neron derdik. Hani şu Roma'yı yakan Neron var ya işte o Neron gibi ona da Neron derdik. Aramızda hep Neron geldi, Neron gitti, Neron şunu yaptı, Neron bunu yaptı diye konuşurduk."

Ben orada bulunan arkadaşlarımızla olan ilişkisini sordum. Bana şu olayı anlattı:

"Bir akşam yatma zamanından sonraydı. Yani akşam saat 21:00'den sonra. Koğuşları geziyordu. Bir koğuşa girdik. Herkes yatıyordu. Biz girince yataklarından doğruldular. Bunlardan biri eski devlet bakanlarındandı." (Bu zatın ismi kayıtlarda vardır.)"

"O kişi kumandana, biz milletin vekilleriyiz, niye biz burda tutuluyoruz, diye konuştu. Bunun üzerine Tarık Güryay, sen aşağı in, dedi. İner inmez de bakanın bir sağına bir soluna öyle vurdu ki bakan yere yıkıldı.

Götürün bunu, diye emir verdi. Bakanı aldık, Bizanslar'dan kalma zindana götürdük. Zindan kapkaranlıktı. Onu çeşme yalağına benzeyen bir yere oturttuk. Elleri ve ayakları zincirlendi. Yanına da bir gaz tenekesi konuldu."

Ben sordum: "Peki ihtiyacını nasıl giderecekti?"

Cevap verdi: "Yanına gaz tenekesi konuldu ya..."

(Bu muameleyi biliyordum. Çünkü gaz tenekesi vakası benim yattığım Harbiye'deki hücrede de cereyan etmişti. Bu konuya daha sonra geleceğiz. Ama oradakiler daha insaflıydılar. İtirazım üzerine kaldırmışlardı.)

"Yiyecek olarak ne veriyorlardı" diye sordum. Arif Astsubay cevap verdi:

"Hiç... Yalnız kuru ekmek ve su. Bakan bir hafta burada kaldı, zindandan çıktığı zaman kendisini tanıyamamıştı. Bitkindi iğne ipliğe dönmüştü. Hastaneye kaldırıldı."

Başkalarını da anlatmaya gerek var mı?

Emekli emir astsubay Arif Çakez şunları anlatırken de gerçekten üzüntülüydü:

CELAL BAYAR ÖLÜYORDU
"Bir gün bir er, koşarak kumandana geldi. Efendim, Celal Bayar intihar etti, dedi. Kumandan telaşlandı. Atla, dedi. Birlikte jipe atladık. Bayar ve Menderes'in kaldığı binaya süratle gittik. Biliyorsunuz Bayar ile Menderes bu ayrı binanın zemin katında kalırlardı. Bayar'ın hapsedildiği odanın önüne geldiğimizde kapı açıktı ama Bayar içeride değildi. Yukarıda, dediler.

Merdivenleri çıktık, koridorda yanyana sıralanmış belki yirmi tane tuvalet vardı. Koridoru adeta su basmıştı. Bayar, yerde sular içinde upuzun yatıyordu ve kendinde değildi. İntihara teşebbüs etmişti. T.C.'nin Cumhurbaşkanını bu halde görmenin üzüntüsünü, ızdırabını hâlâ yüreğimde hissederim. Bugün de aynı duygular içindeyim. Rahmetli Bayar'ı kaldırdık ve o vaziyette adanın hastahanesine götürdük."

Boğaz yalılarındaki davetleri hücumbotlar korurdu
BEN, görev dışındaki zamanı personelin nasıl geçirdiğini sordum. Arif Çakez anlattı:

"Bizlerin zamanı görev başında mutad biçimde geçerdi. Ben haftada bir gün ev iznine çıkardım. Ertesi sabah Heybeliada'ya gelir, Başol'un emrine girer, heyetle beraber Yassıada'ya gelirdim. Kumandanın her akşam sofrası vardı. Bu sofrada onun belirli misafirleri olurdu. Onlara özel yemekler yapılırdı ve kafayı çekerlerdi. Tarık Bey iyi içerdi; bir büyük rakıyı rahat içerdi."

"Haftanın birkaç günü Boğaz'daki bazı yalılara davetli olurdu. Adanın etrafında geceli gündüzlü iki hücüm botu nöbet tutar, dolaşırlardı. Deniz Kuvvetleri'ne ait bir hücüm botu, adanın ön rıhtımında, bir jandarma botu da adanın arka iskelesinde bulunurdu. Bazen Deniz Kuvvetleri'ne ait hücumbotuyla, çoğu zaman da Jandarma botuyla davet edildiği Boğaz'daki yalılara giderdi. Ben de kendisiyle giderdim. Bunlar kumandanın şerefine verilen ziyafetlerdi. Ziyafet bitene kadar beklerdik. Bu arada tabii biz de çimlenirdik. Gecenin geç saatlerinde kumandanı aynı botla ziyaretten adaya getirirdik."

BOTTA KEYİF GECESİ
Arif Astsubay'ın bu sözlerini dinledikten sonra bir kat daha şaşırdım. Biz adada kan ter içinde cımbızın, atın yediği otun, köpeğin yediği kemiğin hesabını verirken, müvekkillerimiz aslı astarı olmayan bir tür iddiaların ızdırabını çekerken devletin hücumbotları verilen ziyafetler için Boğaz'daki yalıların önüne gece yarılarına kadar demir atıyorlarmış.

YARIN
İncelemem gereken dosyaları nerede buldum?

O makine neden Menderes'in odasının tepesinde çalışıyordu?

Eski hükmeti suçlamak için hangi yalanları uydurdular?


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır