Bayram yazılarının değişmez bir dileği vardır: Bu özel günlerin, birer barış şenliği olarak algılanması; toplumsal barış amacına yönelmesi.
Eskiden beri böyle algılanıyor olmalı ki bir Anadolu türküsü "Bugün bayram, kanlı kinli barışır!" der.
Ama nedense bu amaç bir türlü gerçekleşmez ve toplumsal barış, bir başka bayrama ertelenir.
Toplumsal barışın uzlaşmadan geçtiğini unutmamak gerek.
Oysa biz uzlaşmaları sevmiyoruz.
Ne var ki dünya bizi uzlaşmalara zorluyor.
Siyasi fikriniz, dünyaya karşı konumunuz, ideolojiniz ne olursa olsun uzlaşmak zorunda kalıyorsunuz.
Kim derdi ki 70'lerde Türkiye'nin Avrupa üyeliğine karşı çıkan Bülent Ecevit, bugün Avrupa Birliği adaylığının mimarı olacak.
Kim derdi ki Bülent Ecevit, yıllarca kavga ettiği Süleyman Demirel'in bir dönem daha cumhurbaşkanlığı yapması için kolları sıvayacak.
Kim derdi ki Amerika'nın etkisiyle devrilen Ecevit, bugün IMF'nin dediklerini harfiyen uygulayacak.
Kim derdi ki bir dönemler MHP ile kanlı bıçaklı olan Ecevit, bu partiyle uyumlu bir koalisyon kuracak.
Kim derdi ki seçim meydanlarında dini ve kuranı elinden düşürmeyen Demirel, 28 Şubat sürecinin sözcüsü haline gelecek.
Kim derdi ki, bütün partileri Batı taklitçiliğiyle suçlayan Refah/Fazilet zihniyeti, umudunu Avrupa ile bütünleşmeye bağlayacak ve bu girişimi destekleyecek.
Kim derdi ki Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, Öcalan'ın idam edilmemesi için uğraşacak.
Kim derdi ki Mesut Yılmaz "AB yolu Diyarbakır'dan geçer!" diyecek.
Kim derdi ki Süleyman Demirel "Öcalan'ın idamını şehit analarına sormayacağız!" cümlesine yer verecek.
Bu örnekleri istediğiniz kadar uzatın.
Hayat insanı uzlaşmaya zorluyor. Dünya uzlaşma dünyası.
Ama bunu hala anlamamış olanlar da var.
Savaş bittikten sonra 30 yıl boyunca ormanda saklanan Japon askerlerine benziyorlar.
Yaşam onları aşıyor.