


Bugün Bayram...
Bugün Ramazan bayramını idrak ediyoruz. Ulusumuza ve ülkemize kutlu olsun...
Kurban ve Ramazan bayramlarını Hicret'in ikinci yılından itibaren kutluyoruz. Çünkü Ramazan orucu, kıblenin Kudüs'ten Kâbe'ye çevrilişinden hemen sonra hicretin on sekizinci ayında farz kılındı.
Hicri 1420'deyiz. Demek ki İslam âlemi 1419 yıldan beri kutsal Ramazanı idrak etmekte ve bayramını kutluyor.
***
Medine halkının İran'dan alınan Nevruz ve Mihrican bayramlarını kutladığını gören Hazreti Muhammet, "Allah sizin için bu iki bayramı, daha hayırlı iki günle, yani Ramazan ve Kurban bayramıyla değiştirmiştir" hadisiyle Kurban ve Ramazan bayramlarının kutlanmasını buyurdu.
Peygamberimiz döneminde bayramlar, camilerin "musalla" denilen avlularında kadınların ve genç kızların katıldıkları bayram namazıyla başlardı. Müslümanlar en güzel elbiselerini giyerler, çalgılar eşliğinde dans edip, şarkı söyleyerek eğlenirlerdi.
Hazreti Muhammet, dans eden delikanlıları ve genç kızları Hazreti Ayşe ile birlikte seyreder, onları özendirirdi. Uzun sofralar kurulur, birlikte yemek yenir, topluca Allah'a şükür duası yapılırdı.
Yüce peygamberimiz Ramazan bayramında namaza gitmeden önce hurma ve hafif şekerli gıdalar alırdı. Bu sünnet anlayışıyla Ramazan bayramına Türkler Şeker bayramı adını da vermişlerdir.
***
Kaşgarlı Mahmut'un Divan-ı Lügat'üt Türk'ünde bahsettiği bayram sözcüğünün aslı "bezram"dır. Bugünkü bayram telaffuzu, Oğuz Türkleri'nin "bayram" sözcüğünden alınmıştır. Türkçe, "sevinç ve eğlence günü, kutlu gün" anlamına gelir.
Fatih zamanında bayramlaşma usulleri için tüzük çıkarılmıştı. Padişahın bayramını tebrik edeceklerin isimleri önceden belirlenir ve bugünkü protokol esaslarına benzer sıra ile çağrılarak bayramlaşılırdı.
Sofralar kurulur, misafirlere yemekler, tatlılar, şerbetler, meyveler ikram edilirdi. Yeniçeri Ocağı'nın "alkış çavuşları" alkış tutarak padişahın bayramını kutlarlardı. Alkış tutmak, bugünkü anlamındaki gibi el çırpmak değil, bayram gününe eriştiği için padişahın ömrüne ve saltanatına dua etmekti.
En son olarak yeniçeri geleneği içinde padişaha adil ve hoşgörülü davranmanın gereğinde "mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var" hatırlatması yapılırdı.
İkinci Mahmut döneminde Donizetti Paşa'nın yönettiği saray orkestrası, elçilere mehter marşları çalar ve ilahiler dinletirdi.
***
Tanzimat'la birlikte, batılı tebrik usullerine göre bayramlaşmalara geçildi. Memurlar, müdürlerini ziyarete başladılar. Pahalı hediyeler götürülmesi adet oldu. Bu hediyeler yüksek makamlara tayin ricasının bedeli haline getirildi. Sultan Abdülmecit, bu bol rüşvetli bayramlaşmayı yasakladı.
Abdülaziz döneminde sanatkarlar, meddahlar, sihirbazlar, müneccimler, mahalleler arasında dolaşarak halkı eğlendirirlerdi. Padişah kendi kesesinden güreş turnuvaları düzenler ve kendisi de güreşirdi.
Meşrutiyet yönetimlerinde de bayram kutlamaları geleneğe uygun yürütülürdü. Avrupa hayranı evlerde bazı konserler verilir ve farklılık sergilenmek istenirdi.
Haremde bayramlaşma, cariyelerin kendini gösterme yarışına dönerdi. Padişahın gözdesi olmak arzusu, iştahlı kurnazlığın oya gibi işlendiği kadın zarafetiyle yaşanırdı.
***
Cumhuriyetle birlikte Ramazan ve Kurban bayramları resmi kutlama protokolünden çıkarıldı. Bayramlar halkın inançlarına, geleneklerine ve imkanlarına göre kutlanmaya başlandı.
Bugün en ihtişamlı konaklardan, en mütevazı eve kadar her çatının altında bayramlarımız bir tebrik ahlakı ve tevhid idraki olarak kutlanır.
Bayramlar sadece sevinç günlerimiz değildir. En büyük sevincimiz, en büyük bayramımız; ulusumuz, ülkemiz ve ulusal mutluluğumuzdur. Bölünmezliğimiz, bütünlüğümüz ve bu bölünmez bütünlüğümüzün ülküsünde yaşanan huzurumuz, güvenimiz ve iftiharımızdır.
İnançlarımızın kutsal üstünlüğünde çağımızın gereklerini özümseyen özgür düşüncenin ve laik ahlakın uzlaştığı kutlama onurudur.
Ramazan bayramı tüm ulusumuza kutlu olsun.