Bu kez olduğu gibi yüzyıl ve binyıl dönümleri, ister istemez, insanları çok boyutlu ve çok ufuklu bakmaya zorlarlar. Geçmiş bir yüzyıl ve binyılın muhasebesini yapmak ve nereden nereye nasıl gelindiğini görmek, önde uzanan yüzyılın ve binyılın tasavvurlarını yapmaya ve hayal kurmaya, ister istemez, yöneltir insan muhayyelesini...
Bunu yapamayanlar, günlük takvim yapraklarına takılır ve dolanırlar. Bu, bir "tarih miyopluğu" hali ve hastalığıdır. Türkiye, şu sırada bu hastalıkla cebelleşiyor. Siyasi gündem "12 Ocak heyecanı"na endeksleniyor.
Hiçbir şey olmayacak. Ne Abdullah Öcalan asılacak; ne de koalisyon Öcalan asılmadı diye sona erecek.
Ortadaki "pürüz" MHP değil mi? Peki, bu MHP, bu koalisyona girerek ve girmekle "imaj değiştirmeyi" ve "ehlileşmeyi" kabullenmedi mi? IMF'nin can acıtıcı kararlarının uygulanmasına karşı mı çıktı; Avrupa Birliği ile bütünleşme anlamındaki "stratejik karar"a muhalefet şerhi mi koydu, buna yan mı çizdi? MHP'nin "devlet"in temel kararları dışında davranma iradesini hiç gören oldu mu? "Devlet" ise Apo'nun asılmaması konusunda kararlı. "Devlet" ile topluma canlılığını ve ileriye bakabilme enerjisini herşeye rağmen sağlayan "özgürlükçü düşünce"nin kesişebildiği ender noktalardan biri bu. Halkta "asalım" isterisi de yok. MHP, atacağı geri adımını kendi bünyesinde yol açabileceği tahribatı asgar”ye indirmek için kendi tribünlerine oynuyor. "Pürüz" bundan ibaret...
Türkiye'de 28 Şubat süreciyle birlikte ülke yönetimi raydan çıkalıberi, temel kararlar, zaten, görünmeyen bir "uluslararası irade" marifeti ile alınıyor. Bu "uluslararası irade"nin bir ayağı, Amerika; diğeri ise Avrupa. Her ikisi de, Abdullah Öcalan'ın asılmasına, bir üstü kapalı, diğeri açık biçimde "veto" koymuş durumda. Abdullah Öcalan'ın ipi, aynı zamanda AB'nin anahtarı durumunda. İpi yukarı çekip Öcalan'ı sallandırmaya kalktığınız anda, anahtarı da AB deliğinden geri çekmiş olacaksınız. Sonra?
Sonra, Türkiye, 21. yüzyılda nereye doğru yol alacak? Türkiye'nin 21. yüzyıl stratejisini belirlemiş olan mı var? AB ile bütünleşme yerine, Türkiye'nin alternatif 21. yüzyıl güzergâhı neresi?
Bunlar cevabı olmayan sorular. Dolayısıyla, birkaç gün daha pompalanmış "12 Ocak heyecanı" ile oyalanın; daha sonra nasılsa bir haftalık daha oyalanma konusu bulunur...
Bu arada, koca bir yüzyıla damgasını vurarak, 20. yüzyılı, tartışmasız bir şekilde "Amerikan Yüzyılı" olarak kayda geçirmiş olan Amerika, son derece hararetli bir "21. yüzyıl ve Amerika" tartışması yaşıyor. Görünebilir uzun bir gelecek, en azından yüzyılın yarısına, 2050'ye kadar, 21. yüzyılın da bir "Amerikan Yüzyılı" olacağı neredeyse kesin. Amerika'ya 21. yüzyılda kafa tutma ve karşıt bir süpergüç olarak belirme ihtimali taşıyan bir tek Çin var. Onun da daha gideceği hayli uzun bir yol söz konusu. Yine de, Amerika, "geleceği" tartışıyor.
Mesela, R.W.Apple Jr. bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor: "Japonya'nın katılığı ile karşılaştırıldığında, Amerika'nın kendini yenileme yeteneği gelecek için iyi işaretler veriyor. Birçoklarının inancına göre, bu, ülkenin göç almaya açık kalması ve Avrupa'nın büyük bölümünün tersine, girişimciliği teşvik eden ve kimseden destek almaksızın başarı sağlamayı günlük bir olgu haline getirebilmesinden kaynaklanıyor. Fakat, her zaman olduğu gibi, bunun böyle devam etmesi, büyük ölçüde liderlik kalitesine bağlı."
Amerikalılar liderlerini bir türlü beğenmiyor ve bir dizi "ikinci sınıf" başkanın yönetimi altında bulunma ihtimalini, 21. yüzyılda karşılaşabilecekleri en büyük tehlike sayıyorlar. Neyse ki, bizim böyle bir sorunumuz yok; 76 yaşındaki "Baba"nın onurunu koruyarak, süresini anayasa değişikliği ile bir 7 yıl daha uzattık mı, yüzyılın yaklaşık 10 yılı kurtuldu demektir. 83 yaşında sağlığı yerinde ise, bir 7 yıl daha uzatılır. Gerisi Allah kerim!