


En güzel Bayram Kıssaları..
Bugün Kutsal Ramazan Bayramının ilk günü.. Bugün barışma günü.. Babam öyle öğretmişti çocukken. "Bayramlar dargınların ortadan kalkması içindir.."
Dini bayramlar, sevgi bayramlarıdır.. Duygu bayramlarıdır.. Hepinize mut ve umut getirsin..
Çok sevdiğim bir kitabım vardı çocukken..
Kıssadan Hisseler diye.. Kısa öykülerdi bunlar, ama boylarından büyük yaşam dersleri verirlerdi.
Bayram öncesi Mert Sarıcan bana beş "Kıssa" göndermiş. Hisseleri ile beraber. İçlerinde bu sütunda daha evvel okuduklarınız olabilir. Boşverin.. Tekrar tekrar okunmaya değer.. Bu beş yaşam dersini birbirinden ayırmağa kıyamadım.
Bugün başlıyoruz. Yarın bitireceğiz..
* * *
Birinci ve de en önemli ders.
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım.
Son soru şöyleydi:
"Hergün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir?.."
Bu herhalde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen hergün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki!..
Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim.
Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
"Tabii dahil" dedi, hocamız.. "İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve `Merhaba' demeniz gerekse bile.."
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. O hademenin adını da.. Dorothy idi.
* * *
İkinci önemli ders.. Yağmurda otostop!..
Bir gece vakit geceyarısına doğru Alama otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. Geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir zenciye hem de Alabama'da yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi. Verdim.
Bir hafta sonra kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda..
"Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi.
Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın!..
En iyi dileklerimle,
Bayan Nat King Cole."
Bayram Dialogları!..
(Tahsin ve eşi Nurten evlerinin önünde arabalarından inerler. Tahsin Bey gayet bitkin ve sinirlidir. Nurten ise pek mutludur.)
-Ay aman çok şükür sonunda gelebildik..
-Nurten farkında mısın bilmiyorum ama bu dördüncü eve dönüşümüz. Bir kere daha dönersem dönüşüm muhteşem olacak bilesin. Kesin dönüş yapıcam ve hiç bir kuvvet beni bir daha evden çıkaramayacak. Neredeyse bayram bitecek biz her seferinde yarı yoldan geri dönüyoruz. Rekorumuz Afyon. Ordan ileriye geçebilmişliğimiz yok. Her seferinde meraklı kapıcımıza hesap vermekten anam ağladı be.
-Senin anan sulu gözlüyse ben ne yapayım Tahsin? Son bir kontrol yapıp hemen çıkıcaz, uzatma. Kesin şeyi açık unuttum. Neydi ya? Bak gördün mü!!
Senin yüzünden neyi açık unuttuğumu unuttum. -Son kontrolmüş. Hep aynı laf. Bu kaçıncı son? Çekil çekil önümden...
-Tahsin bey, bana laf ediyorsunuz ama eve benden önce gitmeye can atıyorsunuz. Demek ki siz de merak ettiniz.
-Hiç de değil canım. Benim sıkıntım fiziksel. Seninki gibi ruhsal değil. Benzin istasyonunun tuvaletinden öyle apar topar çıkardın ki beni, küçük tuvaletimi bitiremedim. İçimde kaldı. Altıma yapıcam nerdeyse. Prostat olursam ilerde bil ki suçlusu sensin
-Şşşt..Tahsin çocuklar duyacak.
-Çocuklar!.. Aman Allahım..
-Ne oldu?
-Çocuklar yok. Senin telaşından benzin istasyonun lokantasında unuttuk çocukları.
-Neee? Ay çabuk geri dönüp alalım.
-Yeteeer.. Dönme dolap mıyım ben? Ben onları uyuyor zannediyordum arkada..
-Bayram tatili mi bayram kabusu mu belli değil ya. Hadi neyi açık unuttuysan kapa da bir an önce gidip çocuklarımızı alalım. Nedir bu benim çilem yarabbi?! Kar kış demiyoruz ailemizi tatile götürelim diyoruz ama Nurten hanım bir türlü ayrılamıyor.
-Ay ne yapayım hayatım. içimden bir ses hep bir şeyleri açık unuttuğumu söylüyor.
-Şu içindeki sesle bir de ben konuşsam. Seminle anlaşmamız mümkün değil çünkü.
-Ama hayatım ya ocağı açık unuttuysak?!
-Bırak yansın . Bırak kül olsun. Tuvalet hariç her yer küllük külistanlık olsun. Umurumda bile değil. Yetti be.. Ben tatile gitmek istiyoruuum..
(Eve girerler. Nurten'in sesi evin çeşitli yerlerinden duyulmaktadır.)
-Havagazı tamam. Fırın tamam. Şofben tamam. Banyo muslukları tamam. Pencereler tamam. Elektrikler tamam. Aaa hah işte buldum. Aman Allahım. Dedim ben sana bi şeyi açık bıraktık diye.
(Tahsin beyin tuvaletten gelen sesi duyulur...)
-Ne oldu? Neyi açık unutmuşsun?
-Yatağı. Yatağı açık unutmuşum.
-Nee? Ne dedin sen?...
-Yatağı öyle dandini bırakıp gitmişiz. Açık kalmiş. Dur şu çarşafları gereyim. yorganı da üstüne örteyim geliyorum... Tahsin!!!
(Tahsin'den ses gelmemektedir.. Nurten yine seslenir.)
-Tahsiiinn!! Allah Allah ne oldu bu adama?
(Bir süre sonra Tahsin içeri girer. Yüzünde tuhaf bir gülümseme elindeyse kocaman bir yorgan iğnesi ve ipliği vardır.)
-Nurten biliyor musun, ben de bir şeyi açık unuttuğumu farkettim. Çeneni açık unutmuşum. Onu kapatmaya geldim Nıhahahaa!!
hakanutku@hotmail. com.
NEŞE
Yaşlı kadın markete girdi..
"Yumurta kaça?.."
"Beyazların düzinesi 2 milyon, bejlerin düzinesi 1 milyon.."
"Ya kabuğu çatlak olanlar?.."
"Onların düzinesi 500 bin efendim.."
"O zaman bana bir düzine beyaz çatlatın.."
Gözlerini kapa
Defne!..
Küçük Serpil 2000 yılına giremedi.. Bu bayram bayramlıklarını da giyemeyecek. Sabah erkenden koşup anne ve babasının ellerini öpemeyecek.
Küçük Serpil 2 bine 2 kala, çağdışı bir utançtan, kuduzdan öldü..
Ve ben geçen gece Defne Samyeli'ni izledim, Kanal D'de.. Kuduz denen rezilliğin bu ülkedeki en önemli uzmanlarından bir bilim adamına karşı, bütün vücut dili, taraflı soruları ve eğilimleri ile, çağ dışılığı savunan, insanlardan nefret ettiği her halinden belli olan bir çaçaronun yanında yer aldı Defne..
Defne..
Önce o gecenin bandını bir daha izle.. Sonra..
Sonra 30 saniye gözlerini kapa.. 30 saniye..
Ve düşün..
"Ölmek istemiyorum.. Kurtar beni anne" diye yalvaran Serpil değil de, senin kızındı..
O programı gene öyle yapar mıydın?..
Yapar mıydın Defne?..
Bu ülkede ne oluyorsa, başkalarının acısını kendi içimizde hissedemeyişimizden oluyor. Ateş sadece düştüğü yeri yakıyor..
Bana gelen mektupların biri, Allah sizi inandırsın aynen şöyle başlıyordu:
"Bir kız çocuğu öldü diye.."
Ne varmış yani bir kız çocuğu ölmüşse..
İşte o sahte havyanseverlerin iç yüzü bu..
"Ne olmuş sanki bir kız çocuğu ölmüşse.."
Bir kız çocuğunun daha aptalca, rezilce, insanlık dışı, çağdışı ölmemesi, bayramı mezarda değil, annesinin kucağında geçirmesi için ne lazımsa hepsini yapacağım, bundan kimsenin şüphesi olmasın..
BİZİM DUVAR
Dijital kıyamet olsaydı
biz cen.net'e
giderdik zaten..
SEVDİĞİM LAFLAR
Eğer bir kız olsaydım telaşlanırdım. İyi kadınların sayısı onları hak eden erkeklerden çok daha fazla.
Robert Graves