kapat

08.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Bayram yarenliği

Tıpkı ortaçağdaki derebeylikleriyle merkezi hanedan mutlakiyetlerinin aşılmış olması gibi; Fransız ihtilalinden sonra ortaya çıkan "ulus-devlet" modelinin de usul usul aşılmaya başlaması, olağanüstü bir gelecek hazırlıyor bizim İstanbul'a...

Tek Tanrı'lı 3 değişik dinin, geçmişteki tüm zenginliklerinin uzantılarıyla ortaklaşa canlı bir uzay müzesine dönüştürecekleri; eşi menendi bulunmayan bir Avrasya megapolü olmaya şimdiden aday gibi görünüyor İstanbul...

Henüz böyle bir öngörüye pek alışık değiliz ama, İstanbul'daki AGİT toplantısında Başkan Clinton'un, Rusya eski devlet başkanı Yeltsin'in bir konuşmasını eleştirirken ilk kez "Ben bir Dünya vatandaşı olarak..." diye söze başlaması, 21. Yüzyıl'la ilgili çok değişik bir kimlik tanımlamasıydı...

Ve Başkan Clinton'un ağzından çağdaş bir siyaset edebiyatına girmeye başlıyordu "Dünya vatandaşlığı"...

36 bin 500 gün sonra... İstanbul'un kendine özgü öyle bir kitaplığı olacak ki... Eski İskenderiyye kitaplığını andıracak nerdeyse...

1204'deki 4. Haçlı Seferi'nden sonra Bizans başkentini işgal edip yağmalamış ve 60 yıllığına bir "Latin İmparatorluğu" kurmuş olan Haçlı ordularının Başkomutanı Mareşal Villardouin'in, İstanbul üstüne yazdığı ilk kitap, "Konstantinopl'un zaptı" yapıtı da orada bulunacak, Yahya Kemal'in şiirleri de...

Neyzen Tevfik'siz, Fazıl Ahmet'siz, Mehmet Rauf'suz, Saffet Nezihi'siz, Ahmet Rasim'siz, Hüseyin Rahmi'siz, Recaizade'siz, Tevfik Fikret'siz, Ercüment Ekrem'siz, Refik Halit'siz, Ahmet Haşim'siz, Mahmut Yesari'siz, Reşat Nuri'siz, Abdülhak Şinasi'siz, Selah Birsel'siz, Halide Edip'siz ve daha yüzlerce ozan ve yazarsız bir İstanbul olur mu?

Tıpkı Lamartine'siz, Gerard de Nerval'siz, Gustave Flaubert'siz, Theophile Gautier'siz, Pierre Loti'siz, Simenon'suz, Anne de Noailles'sız bir İstanbul olamayacağı gibi...

İstanbul üstüne 100 binlerce cilt toplanacak o kitaplıkta...

Cumhuriyet'den sonra da, Tanzimat'tan uzantılı bir adet sürüp gitmişti İstanbul'da...

Galatasaray'dan yani eski Mekteb-i Sultani'den çıkanların yarısı Dışişleri'ne; öteki yarısı da Babıali'ye kamanço olurlardı...

Halk kitlelerinin dışında, kendine özgü bir kalem aristokrasisi vardı İstanbul'un... Daha doğrusu İstanbul Dükalığı'nın...

Ancak şunu da söylemek gerekir ki, Türkçe'yi bugünküyle kıyaslanamayacak kadar güzel, kıvrak ve zengin kullanırlardı.

Ne yazık ki taşra, o Türkçe'yle bütünleşemedi ve Türkçe'yi damıtılmış bir yazı diline dönüştüremedi...

Kendi dilini doğru dürüst yazamayan siyasetçiler ve bürokratlarla dolu şimdi Ankara...

Eski Babıali'nin kalemleri, bir nükte fırtınasının yıldırımları gibiydi... İma, telmih, cinas, kinaye ve ters vuruşlu paradokslarla beyinsel bir kahkaha ziyafeti yaşanırdı onların dünyalarında..

Yusuf Ziya, Ankara'dan yeterli yardım göremediği için Menderes'e kızdığı bir gün bana, ağzında akide şekeri eritir gibi konuşmasıyla:

- İsmet Paşa'nın arkasında İnönü var, Lozan var, diyordu. Menderes'in arkasında ne var; terzi İzzet'in ceketi...

Orhan Seyfi de, henüz CHP saflarındayken; gidip Ata'nın kabrini ziyaret etmiş Refik Koraltan için şu alaylı dörtlüğü yazıyordu:

Karşında Koraltan duruyor, işte Paşam bak...

Hâlâ o eğilmez başı dimdiktir efendim...

Bir ses ver Atam, şanlı izinden sana geldim.

Bir ses duyulur kubbede, ha siktir efendim...

Önümüzdeki yıllarda olmasa bile, beyinsel bir aristokrasi geliştikçe, 36 bin gün sonrasına doğru, İstanbul'dan kaynaklanmış anlatım, gözlem, şiir ve zekâ buketleri de, yeniden yerleşecektir tarihsel vazolarına... Üstelik tüm insanlığın menziline sunulmuş olarak...

Eski İstanbul Dükalığı, taşrayı kendi kültürüyle ahengi içinde eritemedi. Ama taşra, çoktan eritti gitti eski İstanbul'u... Hem de kadrini kıymetini, tadını pek algılayamadan...

Gelecekte evrensel bir sentezin, kendi 3 bin yıllık tarihsel damgasını da taşıyan bir Dünya megapolü olacak İstanbul...

Kutlu olsun yeni yüzyılın ilk Şeker Bayramı.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır