Uygar ülkelerde sokak köpeği diye bir olgu yoktur. Bir defa bunun üzerinde anlaşalım.. Hele kuduz İstanbul'da kol gezer, minicik canları alır, trilyonlarca liranın aşı ve serumlara akıtılmasına yol açar ve nihayet turizmi baltalar hale gelmeye başlamışsa..
Şimdi bu iş nasıl çözümlenir..
1995 eylülünde İstanbul'da toplanan Ulusal Kuduz Kongresi'nde konunun bu ülkede en önde gelen uzman ve araştırmacılarından Doç. Dr. Paşa Göktaş, her uygar ülkenin acı reçetesini önermişti.
Köpekler toplanacak, sahiplenmek isteyenlere, aşıları yapılıp verilecek, sahip bulamayanlar, belli bir süre sonra uyutulacak.
Bu acı reçetenin o gün de itirazcıları vardı..
Öneriler getiriyorlardı.
Köpek barınakları mesela..
Sözü gene Dr. Göktaş'a bırakıyorum. Bakın 1995'te bu soruya nasıl yanıt vermiş:
"Başıboş hayvanlar için hayvan çiftlikleri kurulması, teorik olarak mümkündür. Ancak ülkemiz koşullarında bunun uygulanması göstermelik olmaktan ileri gidemez. Yalnızca İstanbul'da 300-500 bin civarında sahipsiz kedi ve köpek bulunduğu hesaplanırsa, böyle bir olayın fiilen olanaksız olduğu ortaya çıkar. Yalnızca İstanbul bölgesi için bile, bir Nato ordusunun mevcudu kadar bir hayvan kitlesini barındırmak gibi bir tablo ortaya çıkmaktadır. Türkiye böyle bir yükü kaldırmaz. Gerçekte, insanlarımızın bir çok temel gereksinimleri dahi karşılanamazken, böyle birşey istemeye kimsenin de hakkı yoktur."
Peki ya kısırlaştırma..
Efendim bu 300 bin (1995'in asgari rakamı.. Bugün kaça ulaşmışlardır varın hesap etmeyin) köpek kısırlaştırılırsa, doğuramayacaklar. Sokak köpeğinin ortalama ömrü 15 yıl olduğu için, 2015 yılında bu iş kendiliğinden çözülmüş olacak.. O yıla kadar neler olacak, onlar önemli değil. İnsan canının ne önemi var ki..
Kabul.. Bu yöntemle, sokak köpeklerine gerçek bir jenosid uygulayıp 2020 yılına temiz sokaklarla girelim.. Mümkün mü?..
Ulusal Kuduz Kongresi, 1995/ Eylül..
Doç. Dr. Paşa Göktaş'ı dinliyoruz:
"Kısırlaştırma teorik olarak mümkündür. Ancak, pratikte hayvanların kısırlaştırılması oldukça zor bir cerrahi operasyondur, yaygın olarak uygulanması olanaksızdır ve pratik değer taşımaz."
Bir defa bu Yayla Sanat Merkezi ne, onu anlatalım..
İstanbul'un en güzel tiyatro salonlarından biri.. Şehir Tiyatrolarında böyle salon yok. Devlet Tiyatrosu ancak AKM ile başa çıkabilir..
Maltepe'ye getirip böyle bir tesis yapanlara binlerce tebrik, teşekkür..
Yedi Kocalı Hürmüz'ü görmekte geciktik.. Neden geciktik?..
Sadece cuma, cumartesi ve pazar oynuyor. Biz de NTV'de her hafta futbol yorumu yapıyoruz. Maçları izlememiz gerek. Bizim gibi kimbilir kaç kişi var daha.. Hafta arası da bir gün konmaz mı?.
Lige bir hafta ara verildi, hemen koştuk..
Müjdat Gezen bu harika salonda müthiş bir şov gerçekleştirmiş.. Müjdat'a da gönülden bir bravo daha.. Tiyatro uğruna yıllardır verdiği savaşı adım adım biliyorum.. Otomobilini satarak kurduğu okulu, kapatmağa kalkmıştı, bakanlık hatırlarım.
Bu kadar kalabalık bir müzikalin altına el koymak her babayiğidin harcı değil..
Müthiş görkemli açılıyor perde. İlk anda çarpılıyorsunuz daha.. Sonrası..
Sonrası Sadık Şendil ustanın fransız vodvillerine taş çıkartan komedisi..
Haftanın her gününe bir koca bağlayan ve bunları çakıştırmadan ve de kendisine el sürdürmeden (Duruşma'dan çok önce ve çok daha iyi işlenmiş bir konu yani) idare ederken, birgün hepsi birden çıka gelince, o vodvillerin hızlı kaçışı, açılıp kapanan kapıları başlıyor..
Nükhet Duru harika bir Hürmüz.. Nasıl cuk oturmuş role.. Müzikalin artık ezberlenen şarkısını da müthiş söylüyor.. Danslarına zaten laf yok, Sibel Can'ı çatlatır.. Cemil İpekçi de bir kostümler dikmiş.. Bir sahnede giydiğini öbür sahnede giymiyor, Nünüş..
"Bu Hürmüz bunca erkeği delirtir" dedirtiyor size..
Kocaların herbiri bir başka alem..
Laz kaptan da Yaman Tüzcet, nasıl şirin..
Kekeme berberde Settar Tanrıöğren harikalar yaratıyor..
Bir bekçi Memo var.. Ümit Yesin.. Olmaz böyle şey..
Hallaç Rüstem'de bin yıllık dost, Ateş Böceği Ercan.. Ercan Bostancıoğlu.. Nasıl bir Rumelili, bu kadar olur..
Ve Sümer Tilmaç.. Dayı Ömer'de unutulmaz Sümer Tilmaç!..
Kocalardan biri Fizanda.. Onu pek görmedik. Sonuncusu, oyunun jönü doktoru Levent Özdilek biraz baştan savma oynuyor gibi geldi bana.. "Bitse de gitsek" dercesine sanki..
Kadıda bir başka eski dost, eski usta Osman Gidişoğlu da dört dörtlüktü..
Gelelim kadınlara.. Hürmüz'ü yazdık zaten..
Safinaz'da Nilgün Belgün nasıl sıcak, nasıl içtendi.. Ama bak sevgili Nilgün, bir Osmanlı hanımefendisi iki fincana kahve koyarken önce birini, sonra ötekini doldurmaz.. Cezveyi şöyle üç tur döndürür, birinci fincana az kor. Üç daha çevirir, ikinci fincana az kor.. Sonra birinciyi, ardından ikinciyi doldurur ki, köpük fincanlara eşit dağılsın. Sen o devirde öyle kahve boca edeydin Nilgün kısmetin kapanır evde kalırdın.
Doktorun annesinde bir sürpriz, Lale Oraloğlu çıktı karşımıza.. O büyük usta.. O unutulmaz Lale..
Rukiye'de bir başka sürpriz Semra Türel.. Oyunun en güzel öteki şarkısını da o söyledi..
Bir yıldız adayı gözüme çarptı.. Beslemede Seçil Hergül.. Bu kız daha iyi fırsatları hakkediyor.
Ve de..
Ayşen Gruda.. Hallacın karısında nasıl süper bir komedyen Ayşen.. Gidip görmeniz gerek..
Eleştilerim mi?..
Var tabii..
Atilla Özdemiroğlu'nun ünlü şarkısı dışında, bu yeni müzikalin tüm müzikleri yeni. Cenk Taşkan yapmış.. Ama Taşkan'ın müzikleri bu alaturka müzikal için fazla alafranga.. Hem de Nükhet Duru gibi bu ülkenin en büyük yorumcularından biri tarafından söylendikleri halde, içlerinde iz bırakan yok. Ben olsam eski müziklerle oynardım.
Danslar için de eleştirim aynı.. Fazla batılı.. Hürmüz'de yama gibi duruyorlar..
Hani biri "Dans da olsun" demiş de koymuşlar gibi..
Bir müzikalde müziklerin ve dansların cuk oturmayışı önemli bir kusur aslında.
Bir önemli kusur da, playback yapılması.. Şarkılar ve müzikler banttan.. Müzikalde en büyük hata bu.. Seyirciyi anında oyundan koparıyor..
Ama bu kusurlarına rağmen, Yedi Kocalı Hürmüz, mutlak ama mutlak görülmesi gereken bir keyif olayı..
Böyle gösterilere, hele Türkiye'de sık rastlanmıyor. Fırsatı kaçırmayın..
Çok mu uzak diyorsunuz?..
Oyun sonunda Kadıköy ve Taksim'e bedava otobüsleri bile düşünmüş Müjdat, siz "Tiyatro"ya gidesiniz diye..
Hadi daha ne duruyorsunuz?..