Benim çocukluğumda, "asılacaksan bile İngiliz sicimiyle asıl" diye bir deyim vardı. Her ne kadar "yerli malı haftaları" yapılsa ve oraya buraya "yerli malı kullan vatandaş" diye pankartlar asılsa da, herkes bilirdi ki, kaliteli mal Avrupa malıdır...
Ta öteden beri hemen her alanda bir özensizlik vardı içerde... Genel bir şişirmecilik; bürokrasiyi de sarmalamıştı, küçük esnafı da, orta boy teknik kadroları da...
Nedense insanlara, yuttur kaydır yöntemleriyle şişirmecilik; bir tür kurnazlık ve elçabukluğuyla hemen avanta sağlama kestirmeciliği olarak görünüyordu.
Gerçekten daha mı avantajlıydı şişirmecilik?
Örneğin yapı sektöründe...
Kötü malzeme ve kötü işçilikle bir hayli ucuza mal ettiğin büyükçe bir yapının dairelerini, 30-40 milyara satıp, paraları da repoya koydun mu; hem çocuklarının bir ellerinde cep telefonuyla konuşurken sürecekleri son model bir kaç araba alabiliyordun, hem de Turunç koyunda denize tepeden bakan verandalı bir villa...
Yani efendim kârlı mı, kârlıydı şişirmecilik..
Ancak esrarlı bir soru vardı:
- Acaba neden Danimarkalılar, yahut Hollandalılar, yahut İsveçliler, şişirmecilikten kâr sağlamaya kalkmıyorlardı?
Yoksa yeterince kurnaz mı değildi onlar?..
Derken efendim yüzlerce yıl sonra toplumda bir deprem bilinci uyanmaya başladı. Ve İstanbul`daki 2 milyon yapıdan, yüzde 60'ının, yani 1 milyon 200 bininin; yuttur kaydır yöntemiyle, deprem talimatnamesine uyulmadan şişirme yapıldığı için; durumunun sakıncalı olduğu çıktı ortaya.
Şişirmeciliğin kârı, büyükçe bir depremde sade İstanbul'un yarısının çökmesiyle değil, aynı zamanda yüzbinlerce insanın ölümüyle ödenecek...
Elbet de böyle bir kurnazlığa ne Danimarkalı pey sürerdi, ne Hollandalı, ne İsveçli...
Globalleşme sürecinde, yuttur kaydır yöntemiyle şişirmeci kurnazlıkların da pabucunun dama atılacağı anlaşılıyor..
Besbelli ki yabancı firmalar, "kalite"yle ortaklık kurmayı yeğleyeceklerdir...
"Özen" çok daha avantajlı olmaya başlayacaktır.
Ancak Türkiye'de "özen"le bütünleşmiş, değişik alanlardaki kadro oranı ne kadardır, bendeniz bilmiyorum.
Bildiğim, siyaset ve eğlence alanında kalitenin bir hayli düşük olduğu...
Önceki akşam, yanılmıyorsam CNN Türk kanalında, Enka Yönetim Kurulu Başkanı Şarık Tara globalleşme üstünde konuşuyordu...
10 milyon nüfuslu Macaristan'ın bile globalleşme sürecine bizden çok daha hızlı uyum sağladığının altını çiziyordu. Macaristan'da global sermayenin yatırımı 20 milyar dolara çıkmıştı. 65 milyonluk Türkiye'de ise 10 milyar doları ancak buluyordu...
Ayrıca Türkiye'de adam başına düşen elektrik üretimi, 1700 KW/s. idi. Rusya'da 7000 KW/s. Bulgaristan'da 4500 KW/s. Yunanistan'da ise 3500 KW/s idi.
Bir de çarpıcı bir öneri de bulundu Şarık Tara:
- Bir tabuya dokunacağım ama bu konuyu bazı general dostlarımla da konuşuyorum, dedi.
Ve Sarıyerle Karadeniz arasındaki askeri bölgenin, 300 milyar dolarlık bir arazi potansiyeli içerdiğini ve bunun global sermayeye açılmasıyla, İstanbul'un hızla kalkınıp gelişivereceğini söyledi...
Aynı gece TV Kanal-7'de Doğan Güreş Paşa, "Türk'e Türk propagandası yapmayı" yeğliyor; nasıl büyük ve gelişmiş bir devlet olduğumuzu anlatıyordu.
Aklımdan, dostlardan biri çıksa da, hem Şarık Tara'yı, hem Doğan Güreş Paşa'yı, bir tartışma programına davet edip, karşılıklı konuştursa; diye geçti..
Belki o sırada, Türkiye'deki yaygın "şişirmecilik"ten, evrensel bir "özen"e doğru nasıl bir kavis çizileceği de gündeme gelirdi.
Biz sade vatandaşlar da, yararlanmış olurduk.