Önceki gün ziyaretime gelen Ahmet Hamoğlu böyle diyordu... 3 milyon doları onur uğruna bu tarihi yapıya harcadığını belirtiyordu... Oysa bir süredir bazı çevrelerin boy hedefi yapılıyordu... Hatta Kız Kulesi'ni katletmekle suçlanıyordu...
Peki işin aslı neydi? Amacı para kazanmak olan bir işadamı neden 3 milyon doları bir yapıya yatırıyordu...
Hamoğlu, olayı ilk günden başlayarak anlattı:
"1996 yılında odama Genel Müdürüm ile avukatım geldiler... Kız Kulesi'nin 49 yıllığına kiraya verileceğini belirterek burayı bizim almamızı ve onur projesi olarak restore edip insanlığa armağan etmemizi istediler...
Kabul ettim, günün Turizm Bakanı ile görüşüp burayı 49 yıllığına kiralamak istediğimi ilettim... Kabul edildi ve 2500 yıllık bu tarihi yapı bize verildi...
İşte o andan itibaren karşı çıkmalar başladı... Mimarlar Odası bu devrin iptali için yargıya gitti... Mahkeme Mimarlar Odası'nın isteğini reddetti...
İki kez basın toplantısı düzenledim... Kız Kulesi'nin bize verilmesine ve harap halinden kurtarılarak aslına uygun restore edilmesine karşı çıkanları da bu toplantılara davet ettim... 'Gelin projeleri sizlere de anlatayım, sorularınız varsa cevaplayım' dedim... Hiçbir katılmadı..."
Ahmet Hamoğlu, açıklamalarının bu bölümünde beraberinde getirdiği Anıtlar Kurulu'ndan tasdikli projeleri çantasından çıkarıp masama serdi ve devam etti:
"Burası 1253 metrekare... Hazine'nin tapusunda bu büyüklükte görünüyor.... Biz sadece 298 metrekarelik bir iskele inşa ettik... Bunu, İstanbullular'ı ve turistleri getirecek teknelerin yanaşması için yapmak zorundaydık... Ayrıca adanın çevresine geçmiş dönemde lodosa karşı getirilip yığılmış taşlar olduğunu gördük... Bunlar zaman içinde yosun tutmuş... Basıp yürümek mümkün değil... Birilerinin bu taşlara basıp denize düşmemesi için üzerine ince bir beton geçirdik..."
Peki; bütün bunlar yapılırken Anıtlar Kurulu'ndan izin alındı mı? Yeni tadilat projeleri yollandı mı?
Ahmet Hamoğlu, o dönemde Anıtlar Kurulu'nda görev değişiklikleri olduğunu söyledi ve ekledi:
"Tabii ki gönderdik ama o boşlukta incelenip cevap verilmedi... Kaldı ki çalışma sürüyordu, beklememiz mümkün değildi..."
Hamoğlu, açıklamalarının bu noktasında çarpıcı bir gerçeğe de işaret etti...
"Adanın çevresine dalgıçlar indirdik, bütün çevreyi denetlettik ve bunun sonucunda olası bir depremde yapının zarar göreceğine karar verdiğimiz için 4 tarafına denizin altında beton kelepçe geçirdik... Kulede çatlaklar vardı, eğer bunu yapmasaydık, son depremde belki yıkılırdı..."
Tarihi kuleye kesinlikle dokunulmadığını, sadece aslına uygun restore edildiğinı belirten Ahmet Hamoğlu, yöneltilen eleştirileri ise şöyle yanıtladı:
"Kulenin içindeki duvarlara ve tabana geçmiş dönemde 60 santim kalındığında beton dökülmüş.. Yani kule bir sarnıç haline getirilmiş... Aylarca bu betonları kırıp, 2500 yıllık taşları ortaya çıkardık... Bunları 3 defa silikonladık, 2 defa kumladık...
Ayrıca kule çevresindeki duvarların sıvalarını yıkınca yapının tarihi dokusunun zaman içinde bozulduğunu, mazgalların tuğlalarla kapatılarak sıvandığını gördük... Mazgalları açtık...
Burayı da 3 defa silikonlayıp, 2 defa kumladık... 2500 yıllık yapıya gerçek kimliğini kazandırdık...
İşin kolayına kaçmadık, üstlendiğimiz göreve ve misyona aykırı davranmadık... Bu duvarları bizler de sıvayıp tarihi dokuyu örtebilirdik, yapmadık..."
Hamoğlu, kuledeki restorasyonun bittiğini, Anıtlar Kurulu'nun izin verdiği tarihte yapının hizmete gireceğini belirtti ve son olarak şunları söyledi:
"Erdal Bey, buraya gelenlere fast-food yiyecek, çay-kahve ikram edilecek... Ben 3 milyon dolar yatırdım... Çay kahve satarak 1.7 trilyon lira çıkarılıp kar edilir mi? Bunu onur meselesi haline getirdiğim için işe girdim... Kaldı ki bu yapının tüm gelirini kuracağım bir vakfa bağışlayacağım... Beni üzen bu çabalarımın yok sayılması, adımın tarihi bir yapıyı katletmekle anılması..."