* Türkiye'nin gündeminde hangi konular olmalı?
Türkiye 2000'e girerken iyi bir rüzgar yakaladı. Bu rüzgarı yakalamışken bunu 3 yılla sınırlamayıp 23 yıla yayalım istiyorum. 2023 yılı TC'nin 100. yılına rastlamaktadır. Yani 2023 çok şık bir konsept oluyor. Türkiye'nin Cumhuriyeti'nin 100. yılında nereye varacağının bugünden planlanması bence çok güzel bir olay. Bu 3-5 yıllık plan yapma gibi değil. 23 yıl sonra Türkiye kendini nerede görmek istiyor, onu belirlemek. Bunun temel ayaklarından biri AB üyeliği olabilir. İnanıyorum ki bu iş 23 yıl değil muhtemelen önümüzdeki 8-10 yıl içinde gerçekleşir. Dolayısıyla bunun planlanması lazım.
* Adaylığın gereklerini yerine getirmek için neler yapılmalı?
Bunun için oganizasyonlar, eğitimler lazım. Bir İrlanda, Portekiz daha 5 sene önceden 100'lerce adamını eğitmiş müzakere etmek için. Nihai anlaşma metnini ortaya koyabilmek için hukuk, ticaret, insan hakları, hizmet sektörü konularında pazarlık edeceksiniz, AB bürokratlarıyla. Bütün olay Dışişleri Bakanlığı'nın genel sorumluluğu altında yürütülüyor. Bu müzakerelerin sürdürülmesi için bizim yeniden örgütlenmemiz lazım. Bunun da en az 10 yıllık bir perspektifi var.
AB'nin tam üyelik gerekleri, kriterleri belli. Yani aday olduğunuz andan itibaren tam üyeliğe geçmeniz için yapmanız gereken şeyler reçete şeklinde var. Bunları kim yapacak, hangi mevzuatla yapılacak ve hangi uzman kadro yapacak, planlanması gerekir. Bu, sadece Dışişleri Bakanlığı'nın bir departmanı ile her zamanki normal işleri arasında yürütülebilecek bir görev değil. Bunu görmek ve bir misyon olarak edinmek lazım.
* Yeni bin yılda ne ön palana çıkacak?
2000 yılından itibaren artık şunu kabul edelim ki, dünya bir bilgi çağına girdi. 2000'li yıllarda daha çok konuşulacak, daha çok içiçe gireceğimiz ve karşı karşıya kalacağımız bir rekabet var. Bilgi çağı, iletişim çağı, information teknolojisi o kadar yaygın bir şekilde üstümüze gelecek ki, bizim bu konuda değil 10 yıl, 20-30 yıllık bir perspektife kendimizi hazırlamamız lazım.
* 2000'li yıllarda birinci önceliğimiz sizce ne olmalı?
Hem AB ayağı hem enformasyon teknolojisi ayağı bizi bir noktaya getiriyor. Bizim eğitime birinci önceliği vermemiz gerekiyor. Bu iki ayağı ters çevirdiğimizde başına eğitimi koymamız gerekiyor. 8 yıllık eğitimle başlattığımız reform olayını, yüksek öğretim, meslek eğitimi gibi yeni bir reformu tamamen, müfredatı dahil, önümüzdeki 20-23 yıl içinde değiştirerek sürdürmemiz gerekiyor. Yoksa eğitim reformu yapmazsak bu işin kesinlikle dışında kalırız. Ve bugün bir yaşında olan bir çocuk, 100. yılda 23 yaşında olacak. Demek ki o tarihteki eğitim sisteminin altını üstüne getirerek yepyeni bir kuşak çıkartabilirsiniz. Uzun vadeli hedeflerimizin başında Türkiye'nin yeniden eğitim reformu geliyor. 8 yıllık eğitim reformu yaptık, bu işi çözdük demek değil. Bu bence çok güzel başladığımız bir hareketi daha işin başında küllenmeye bırakmak olur. Hele şu önümüzdeki gelişme yollarını, alternatiflerini gördükten sonra ben eğitimci olmamama rağmen bu olay beni çok heyecanlandırdı.
*Yani insana yatırım yapmamız gerekiyor, değil mi?
Elbette. Bizim insanımız çabuk öğrenen, çabuk adapte olan, yani AB'ye girebilecek bir insan. Rekabet gücümüz var. Bu nedenle bizim insan sermayemize çok fazla yatırım yapmamız lazım. Yani devlet yatırım önceliklerini gözden geçirip eğitime öncelik vermelidir. Çünkü eğitime yapacağınız yatırımlar baraj gibi, yol gibi ağır yatırımlar değildir. Eğitime yapacağınız yatırım eğitimi öğretecek insanları yetiştirmektir. Bunları da 3 senede 4 senede bugünkü üniversite mezunlarından seçerek kısa sürede çok güzel eğitici kadrosu yetiştirmelisiniz, onların da eğiteceği elemanlarla önümüzdeki 10 yılda verim almaya başlarsınız. 20 sene sonra bugün doğan çocuklar üniversiteyi bitirmiş olacak.
Bütün istediğim 3 yıldan fazla bir perspektifi Türkiye'ye 2000 yılının başında vermek lazım ki, en azından 2000'li yılların birinci 25 yılını böyle bir hazırlık içinde geçirelim. Yoksa bu enformasyon, iletişim teknolojisi o kadar hızlı gelişiyor ki yerinizi koruyabilmek bile sorun oluyor. Bunun için bile çaba harcamanız gerekiyor. Artık Türkiye'nin teknoloji uygulayan teknoloji transfer eden bir ülke. Teknoloji transfer etmezsek yabancı sermaye kabul etmiyor bizi. Teknoloji transferi de yetmiyor, teknoloji üretmek lazım.
Türkiye'nin 2000'li yıllarda nasıl bir sanayileşme, nasıl bir teknoloji adaptasyonu ve teknoloji yaratma kapasitesine doğru yönlendirileceğinin master planının yapılması lazım. Bu da en az 25 yıllık bir perspektifle olur.
Enerji konusunda olumlu adımlar atılmaya başlandı. İnanıyorum Türkiye bir ulaşım koridoru olacaktır. Sadece enerjinin değil diğer ticaretin, hizmetin ulaştırılması için de koridor olacaktır. Bence en önemli Türkiye'nin kendini hazırlaması gereken koridorun bilgi teknolojisi ve high tech koridoru olmasıdır.
Teknoloji olayının gerisinde teşvik politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerekir Bizim burada atak yapmamız ve şirketlerimizi ar-ge'ye teşvik etmemiz gerekiyor.
En az üç sene için böyle bir rüzgarı yakalayan hükümetin, globalleşmenin ve AB'ye uyumun gereklerini yerine getirmek için belki Başbakan "bilgi adamlar grubu" oluşturması, üç beş tane güvendiği özel sektör temsilcisini, akademisyeni, politikacıyı toplayıp "gidin üç ay çalışın, kafamda böyle bir proje var bana bir master plan önerisi getirin" diyebilir. Böyle bir çalışmanın başlatılması bile Türk insanının yeni bir vizyon aradığını hissettirir. O zaman herkes bir arayış içine girer. Önemli olan bu rüzgarı zamana yaymak ve uzun soluklu bir vizyon haline getirmek. Yani yeni yüzyıl vizyonunuda bu şekilde ortaya koymak.
Pek stratejik hatalar olarak görmüyorum. Cumhuriyetten bu yana çok iddialı iki şey yapmayaÿçalıştık. Birincisi islami kültürle yetişmiş bir topluma demokratik rejimi oturtmaya çalıştık. İkincisi aynı anda Cumhuriyetin ilk yılları hariç serbest piyasa ekonomisiyle liberal bir ekonomik düzen içerisinde faaliyetlerini sürdürmesini de hedefledik. Üçancüsü de hem demokratik hem liberal bir toplumun laik bir felsefe içerisinde yaşamasını sağlamak gibi üç tane hedefi bir arada götürmeye çalıştık. Cumhuriyetin birinci yüzyılında üç ana hedef arasında denge sağlamaya çalıştık. Bence birbirleriyle çelişen bu hedefleri yeni kurulan devletlerde, genç toplumlarda gerçekleştirmek oldukça zor. Bizim zorluğumuz da buradan geliyor.
Onun için de 75 yıllık bir öğrenme süreci yaşadık. Ama bu yaşadığımız süre içinde daima bu konseptleri, kavramları, değerleri iyileştirmeye çalışmışız. Çok yavaş gitti belki, ama toplumların hayatı 75 yılla sınırlı değil. O yüzden ben geçirdiğimiz bu yılları kayıp yıllar olarak görmüyorum. Çok iddialı üç değeri kavramaya çalışan bir toplum yapısı içindeyiz.
Geçmişe bakarak zaman kaybettiğimiz ama stratejik hatalar yapmadığımız kanısındayım.
ABDURRAHMAN YILDIRIM