kapat

05.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
microbanner
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Bir adam ve üç heykelcik...

Sırtında gri bir kazak... Doğum gününde Martin Scorsese hediye etmiş.

Ayağında New Balance spor pabuçları...

New York'taki evinde 90'lık bir delikanlı gibi oturuyor.

Ona diyorum ki "Aramızdaki tek Osmanlı sensin!"

Ve bu sözüm gerçek. Çünkü Elia Kazan, 1909 yılında, Kadıköy'de dünyaya gelmiş. Yani o gün, padişah efendimizin kullarına bir kişi daha katılmış.

Gülüyor. "Doğru" diyor. "Ben Osmanlıyım."

Buzlu votkasını yudumluyor.

Bütün bunları bağıra çağıra konuşmak zorundayız. Çünkü kulakları zor duyuyor artık. İki tane pahalı duyma aleti varmış.(tanesi 5 bin dolar) Ama takmıyormuş.

Zaten artık sadece dostlarını görüyormuş. Onlarla da böyle anlaşabilirmiş.

***

Karısı, salondaki sehpanın üzerine üç Oscar heykelciğini kondurmuş. Altın heykeller yan yana duruyor.

Birisini Centilmen Anlaşması filmiyle kazanmış. İkinci heykelciği Rıhtımlar Üstünde filmiyle almış.

"İlk ikisini almak için çok çalıştım." diyor. "Üçüncüyü ise hediye olarak verdiler."

Yaşam boyu başarı oscarını kastediyor.

"Hiçbir önemi yok bunların" diyor."Oscar için onca yaygara kopardılar. Ben de aldırmadığımı göstermek için, heykeli herkesin gözünün önünde karımın eline tutuşturuverdim."

***

Elia Kazan daha öfkeli, daha direşken... "Türkiye doğumlu olduğum için beni adam yerine koymak istemediler. Ama ben kavga ettim. Beni dinleyeceksin Amerika dedim.Beni dinlemek zorundasın. Sonunda dinlediler."

***

Martin Scorsese ve Robert de Niro, Kazan'a en çok sahip çıkan iki arkadaş.

Her zamanki gibi dostlarının filmlerinden söz açmak hatasını işliyorum. "Güzel filmler yapıyorlar değil mi?" diye soruyorum.

"Dostlarının yaptığı işe iyi ya da kötü diyemezsin ki. İyi olmasını dilersin. En iyisini yapmalarını umarsın. Dostundur, seversin onları. Hepsi bu kadar işte!"

Aynı cevabı yıllar önce Rossi'nin filmini eleştirmem üzerine verdiğini de hatırlıyorum. Ve olgunluğuna hayranlık duyuyorum. "Dost dosttur. Seversin onları!"

Martin Scorsese 56 yaşında baba olmuş. Karısı da 52 yaşında. İlk bebekleri.

Bu yaşta çocuk sahibi olmanın heyecanını yaşıyorlarmış. Küçük Francesca'nın resmi duvarda asılı.

Bir de meşhur Ara Güler fotoğrafları göze çarpıyor salonda.

***

Yaşar Kemal'den, Thilda'dan, onları ne kadar sevdiğinden söz ediyor.

Kayseri üstüne bir kitap yazıyormuş. Kayseri tarihini bilen bir uzmanla konuşmak istiyor.

Yaza Türkiye'ye geldiğinde böyle birisini bulup bulamayacağımı soruyor. Arayacağıma söz veriyorum.

Sonunda söz dönüp dolaşıp, hiç kurtulamadığım bir öğüt faslına geliyor.

"Sen" diyor "İnsanlarla ilgili işlere fazla üzülüyorsun. Her şeye takıyorsun kafanı. Üzülmek yerine sağlıklı bir öfkeyle küfür et. Üzüntü çürütür, öfke ise harika bir şeydir. Hepsinin soyuna sopuna küfret!"

Oysa gayet neşeli geçiyor akşamımız.

Kimden sözediyor, kime küfretmem gerekiyor anlamıyorum. Üzüldüğümü nereden çıkarıyor, onu da anlamıyorum. Ama beni her gördüğünde "Üzülme!" diyor. "Kız, öfkelen, küfret!"

***

Yazın bir hafta İstanbul'da kalmak istiyor. İki hafta da güneyde, deniz kıyısında.

"Atina'ya gitmem" diyor. "Yunanlıları sevmiyorum. Ben Türkiyeliyim. Biliyorum senin çok arkadaşın var orada ama ben artık sevmiyorum. Onlar da bana kızıyorlar. Oysa Türkiye'de insanların beni sevdiğini hissediyorum."

Sonra eskilerden açılıyor. John Steinbeck'in sarhoşluğundan, Tenesse Williams'ın dostluğundan, James Dean'i oynattığı Cennetin Doğusu filmindeki zorluklarından, en çok Amerika Amerika'yı sevdiğinden dem vuruyor.

Ama gözü yine Türkiye'de.

Kendisini bir kez daha Kayseri'ye götürmemi istiyor. Annesinin köyüne...

"Annemin doğurduğu bütün çocuklar öldü" diyor. "Benden başka...Hepsi de benden küçük üç kardeş kaybettim. Evlat acısı, torun acısı gördüm. Ama insanoğlu her şeyin üstesinden geliyor."

Vakit gece yarısına yaklaşıyor. Yorulduğunu hissediyorum.

Evinden ayrılıp Manhattan soğuğuna çıkarken, Anadolu'nun dünyaya hediye ettiği bu büyük sanatçının kapıda el sallayan görüntüsünü uzun süre içimde taşıyorum.

Hep son görüşüm olmasından korkarak ayrılıyorum ondan.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır