Kuduzun önlenmesi, yanında, denetimi de sürdürebilmek ve kontrol altında tutabilmek için, sokaktaki tüm başıboş hayvanlar ve özellikle de köpeklerin ortadan kaldırılması zorunludur. Gelişmiş toplumların hiçbiri, sokaklarında başıboş hayvanların dolaşmasına izin vermemektedir.
Gerçekte başıboş bile olsa, hayvanların ortadan kaldırılması acı ve hiç hoş olmayan bir olaydır. Ancak, temel ölçü, öncelikle insanın korunması biçiminde olmalıdır. İnsanlarımızı kuduz gibi çözümsüz bir hastalıktan korumak zorundayız. Bu nedenle de, artık sokaklarımızı sahipsiz, başıboş hayvan sürülerinden arındırmak zorundayız.
Bununla ilgili de öneriler getirilmektedir. Hayvanların, iyi eğitilmiş özel ekipler tarafından sabah çok erken saatlerde toplanarak götürülmesi, böylece halkın ve özellikle de çocukların psikolojik olarak olumsuz etkilenmesinin önlenmesi, olabildiğince ağrısız ötenazi yöntemlerinin uygulanması, toplayıcı ekiplere ödüller konulması gibi yöntemler olabilir.
İlk dönemde zor ve kapsamlı boyutlarda yürütülecek aşılama destekli hayvan eradikasyonu çalışmaları sonucunda, sokaklar temizlendikten sonra yalnızca sahipli hayvanların beslenmesine izin verileceği için, hayvanlara daha büyük değer verilecek ve hayvan itlafı gibi bir ayıbın sürekli olarak gündeme gelmesine gerek kalmayacaktır."
Bunlar bizim bugün söylediğimiz şeyler değil..
Bir bilim adamı, Numune Hastanesi'nin kuduz ile ilgili klinik şefi Doç. Dr. Paşa Göktaş'ın 1995 eylülünde toplanan Ulusal Kuduz Kongresi'nde sunduğu tebliğden alınan satırlar.
Dr. Göktaş'ın dedikleri o yıl yapılmaya başlanmış olsa, minik Serpil şu anda mezarda değil, okulunda olacaktı.
Sadece İstanbul'da kayıtlı ısırık sayısı yılda 20 binlere yaklaşır, bunların yarısına, hem de nasıl pahalı kuduz tedavisi uygulanır, İstanbul'un 127 mahallesinde (yüz yirmi yedi) kuduz karantinası başlatılır ve uygar ülkelerde artık hiç görülmez olan kuduza gene sadece İstanbul'da yılda ortalama 5 kurban verilirken, "insan" adına, "insanlık" adına, hem de en uygar dünya ülkelerinin uyguladıkları metodları öneriyor doktor..
Acı.. Ama eğer insanı, hele hele, kuduz köpekle savaşma gücü olmayan küçük Serpilleri kollayacaksanız, bu acı reçeteden başkası yok..
Ya sokakları başıboş köpeklerden arındıracağız. Ya da kuduzla yaşama utancına, ayıbına, rezilliğine, çağdışılığına alışacağız..
Lütfen tercihinizi yapın.. Çünkü başka seçenek yok!..
Sahiden yok mu?..
Bu soruya verilen bilimsel yanıtı da, cuma gününe bırakıyorum..
Tinerciler..
Çorum'da yaşları 16 ile 19 arasında değişen dört tinerci çocuk, yeni gömülen 60 yaşındaki kadının cesedini mezardan çıkartmış, altın dişlerini sökmüşler. yetmemiş. Cesede bir de tecavüz etmişler..
Ne kadar korkunç değil mi?..
Ama daha korkuncu, bu çocukların göz göre göre bu hale gelmesine, toplumun ve devletin izin vermesi..
Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol "Toplum sokak köpeklerine karşı duyarlı ama, sokak çocukları görmezden geliniyor. Bu çocuklara sahip çıkmakla yükümlüyüz" diyor..
Hani, nerde sokak çocuklarına sahip çıkan sivil toplum örgütleri..
Niye sokak köpeklerine sahip çıkanlar kadar sesleri çıkmıyor?.
Niye Pakolara mektuplar yazılıyor da, sokaklarda yaşayarak, 60 yaşındaki kadının cesedine tecavüz edecek kadar canavarlaşan bu çocuklara mektup yazan yok?..
Bir sokak köpeği kadar değerleri olmadığı için mi?.
Beşiktaş Belediye Başkanlığına..
Beşiktaş Belediye Başkanlığı, Serencebey'den sahil yoluna inen dik yokuş üzerine kurulmuş.. Yokuş, yokuş aşağı tek yön.. Yani çıkış yok..
Yani, vatandaşa çıkış yok..
Bu belediyenin arabaları geldiği zaman, zabıtalar yollara dökülüyorlar.. Yukardan akan trafiği kesiyorlar. Aşağıdan "ayrıcalıklı" arabalara yol açılıyor. Beyler geliyorlar, yerleşiyorlar. Belediye zabıtaları durdurdukları trafiğe yeniden yol veriyorlar..
Bakın kaç türlü rezillik..
Tek yönlü yola ters istikametten girme..
Akan trafiği, kuralı ihlal edenlerin keyfi için durdurma, işi gücü olanları bekletme..
En az beş belediye zabıta memurunu asli görevinden ayırıp, bu iş için kullanma!..
Bu ülke folklöründe imam - cemaat öyküleri vardır.
Bu ülkeyi, bu kenti yönetenler, örnek olsunlar diye oraya seçilmişlerdir, imtiyazlı vatandaş olarak kuralları tersine işletsinler diye değil..
Bu tür uygulamalar, hergün olaya en az on kez şahit olan kamu vicdanında fevkalade rahatsızlık yaratır..
Ayfer Bey'in zamanında böyle şeyler oluyordu. Yazdık. Durdu.. Demek gene başlamış!..
Sevgili Namoğlu da sanırım bu çok yanlış uygulamayı durdurma emrini verecektir.
Ya eski yıldızlar?..
Anekdot Mehmet Barlas'tan..
Hocaya sormuşlar.
-Eski ayları ne yaparlar?
Hoca düşünmüş cevap vermiş.
-Eski ayları kırpıp kırpıp yıldız yaparlar.
Yine sormuşlar hocaya.
-Peki eski yıldızları ne yaparlar?.
Bu defa hoca hiç düşünmeden cevap vermiş.
-Eski yıldızların görev süresini uzatırlar!.
Berbat bir yerli film daha..
Bakın film belki de o kadar berbat değil de, ben çok umutla gittim de ondan bana öyle geldi..
Duruşma!..
Niye büyük umutlarla gittim?..
Bir defa Salkım Hanımın Taneleri'nde olağanüstü bir kompozisyon çizen Zafer Algöz'ü bir daha izleme fırsatı bulacağım..
Gene o filmin başarılı oyuncusu Güven Kıraç da var.. Bir de Meltem Cumbul!..
Bana sorarsanız, bu ülkede Hülya Avşar ile aşık atabilecek bir kişi varsa o da Meltem..
Kız oyuncu.. Kız şarkıcı.. Dansçı.. Kız şovmen.. Kızda her şey var.. Sinema, sahne, ekran için harika malzeme.. Peki bugüne dek, niye bir adım ilerleyemedi?. Niye helvayı bir türlü yapamadı?. Niye olması gereken yere gelemedi?.
Ayşegül Aldinç niye gelemedi ise ondandır..
Yani..
Doğru zamanda doğru teklifleri kaprislerle reddedip, yanlış zamanda yanlış tekliflerin üzerine atlamak diye özetliyorum ben bunu.. Duruşma'yı izlerken Meltem'in niye yerinde saydığını, hatta gerilere düştüğünü anlamaya başladım..
Böyle anlamsız bir rolü niye kabul eder insan?..
Bir TV dizisinin bir bölümünü belki dolduracak bir konuyu iki saate lastik gibi uzattıkça uzatmışlar.. Kadın iki kez evlenmiş. Sana hâlâ bakire.. İkinci kocasından boşanmak için dava açmış.. Geri dönüşlerle, iki kocadan nasıl bakire kalındığını öğreniyoruz..
Aman ne tatsız tutsuz, aman ne ipe sapa gelmez, aman ne birbirinin tekrarı bitmez tükenmez sahneler bunlar.. Meltem Cumbul'un yaşadığı çevre ile giydiği elbiselerin çelişkisinden tutun, hiçbir şeyde inandırıcı değil..
Komedi desen değil.. Trajedi desen değil.. Estetik yok.. Erotizm hiç yok..
Filmde hiçbir şey yok..
Sevgili Rutkay Aziz'in bu saçmalıklar içinde çırpınmasını gördüm, onun adına üzüldüm..
Ben sinemadan çıkarken, kapıda girmek için bekleşenleri gördüm, en çok da onlara üzüldüm.