kapat

05.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
microbanner
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Türkiye kilit ülke
"Genç Türkiye'nin su ve enerji gibi stratejik bir takım unsurların başını tutarak çok kilit bir ülke olacağını düşünüyorum. G-20'ye bizi bu nedenle alıyorlar. Türkiye'yi çok parlak günler bekliyor."

Bu sözlerin sahibi Garanti Bankası Genel Müdürü Akın Öngör ile 2000 yılını ve daha sonrası yılları konuştuk. Akın Öngör, 21. yüzyılda Türkiye'yi parlak bir geleceğin beklediğini söyledi

* Ekonominin genel tablosunu nasıl analiz ediyorsunuz?

Bana sürpriz olan gelişme şu: Hükümet koalisyonu oluşturdu, o koalisyon beklenmedik bir hızla değişim yönetimine başladı. Buna zamanlama olarak yurt içinde ve yurtdışında oluşan ortam ile tüm dinamikler destek veriyordu. Yani iyi bir zamanlama yapıldı. Türkiye, önemli bir değişime adım atmaya başladı. Önce bunun kanuni düzenlemeleri yapıldı, arkasından ekonomik yanı açıklandı. Son 25 yıldır yaşadığımız yüksek enflasyonun düşürülmesi, bunun için gereken mali disiplinin getirilmesi, Türkiye'nin altyapısının kaldıramayacağı bir sosyal güvenlik yükünün azaltılması ve özelleştirmelere hız verilerek belirli girdilerin sağlanması önemli adımlardı. Sonra, Türkiye'nin kredi değerliliğini sağlayacak önlemler alıp, yurtdışından finansman sağlanıp, iç borçlanmanın üzerindeki baskıyı azaltıcı, faizleri aşağı çekici, enflasyonu düşürücü diğer önlemler de yürürlüğe girdi. Tarımda ürüne değil, ailelere direkt destek sağlayan sübvansiyonları yapmaktan, vergi ve para politikalarına kadar giden bir önlemler dizini çıktı ortaya. Bu resim bizce tutarlı. Ve Türkiye bu program çerçevesinde, uygulamaya dikkat etmesi halinde enflasyonu düşürebilir ve özlediği yerlere gelebilir. Ancak bu çok acılarla olacak bir şey.

* 2000 yılının ekonomi açısından nasıl geçmesini bekliyorsunuz?

1 Ocak'tan itibaren Merkez Bankası'nın kurlarının ne olacağını biliyoruz. Devlet iç borçlanma kağıtlarının itfa sürelerini de biliyoruz. Biz bununla paralel olarak enflasyonun ilk üç aydan itibaren, kurların da etkisiyle hızlı düşmesini bekliyoruz. İlk altı aydaki uygulamalarla eğer kamu harcamasını kontrol edebilirlerse, enflasyonun düşüşünü hızlı olarak göreceğiz. Bu, faizlerin hızlı düşmesine neden olacak, faizler düşünce, tüketicinin borçlanma talebi artacak. Onunla da gidecek, mallar alacak, piyasayı yeniden canlandıracak. Canlanmanın yılın ikinci yarısına kalacağını, bu üç-dört aylık dönemin de geçiş dönemi olacağını düşünüyorum. Yani öyle bir yıl düşünün ki, ekonomi büyüyecek, ama büyümenin ağırlıklı dönemi üçüncü ve dördüncü aydan itibaren görülür olacak. Uzun süredir ilk kez düşen enflasyonla Türkiye büyüyecek. Bizim tahminimiz, yüzde 3.4 büyüyecek. Bu büyüme ilk 2-3 ayda hızlı görülemeyebilir.

* Yabancıların Türkiye'ye bakışı nasıl olacak?

Bunu iki başlıkta inceleyelim; birincisi, kısa dönemli olanlar, bir de uzun dönemli direkt yatırımlar. İlki, kısa vadeli sermaye hareketleri. Enflasyonun düşüyor olması, IMF anlaşması ve tutarlı birtakım politikalarla hükümetin kararlılığını sürdürmesi, yurtdışında büyük ilgiyle karşılanıyor. Ben Türkiye'ye önemli sermaye girişinin başladığını söylemek istiyorum. Borsa'nın yükselmesine neden olan yabancı yatırımcılar da var çok büyük olmasa bile. Önümüzdeki dönem bunun hızlanarak artacağını düşünüyorum.

Direkt yatırımlara gelince, bu biraz daha zaman alır. Orada yatırımcı gerçekten bu politikaların uygulandığını görüp, enflasyonun gerçekten yüzde 20'lere gerilediğini görmek isteyecektir. Onun da yılın ikinci yarısında hız kazanacağını düşünüyorum. Çünkü özelleştirmenin hızlanacağı dönem yılın ilk üç ayıdır. O özelleştirme projeleriyle beraber kanaat getirilecektir ki, Türkiye gerçekten söylediği yolda yürüyor. Kamu finansmanı da disiplin altına alınır ve harcamalar kısıtlanırsa bu sefer yılın ikinci yarısından sonra direkt yatırımların artacağını bekliyorum. Türkiye'yi 2000'de dövizle bağlantılı bir sıkıntı beklemiyor.

İsrail ile işbirliği dengeleri değiştirdi
Türkiye'nin İsrail ile stratejik işbirliğine girmesi ABD'nin tahmin edilenin çok üzerinde desteğini sağladı. 21. yüzyılda Türkiye'nin çok hızlı adımlarla ilerleyeceğini düşünüyorum.

* Türkiye yeni yüzyıla nasıl bir başlangıç yapıyor?

Türkiye, yeni bin yıla çok değişik giriyor. Çok değişik bir başlangıç yapıyor. Sadece ekonomide değil, siyasette de. AB'ye aday olmak başlı başına bir olay. Doğu Avrupa'da büyük bir güç olarak ortaya çıkıyor, Orta Asya ile ilişkisi olsun, Kafkasya ile İsrail ile Yunanistan ile ilişkileri olsun, çok önemli bir döneme giriyor. Biz; Türkiye'de sanırdık ki, Avrupa bizi zaten Avrupalı olarak görüyor, ama ben yurtdışında görürdüm ki, hiç öyle değil. Şimdi artık Avrupalı da Türkiye'yi kendi kulübünün bir üyesi olarak görüyor. Bu Türkiye turizmini de olumlu etkileyecek, iş dünyasını da. Ben 21. yüzyılda Türkiye'nin çok hızlı adımlarla ilerleyeceğini düşünüyorum.

* 7-8 sene önce Türkiye'yi destekleyen bir rüzgar esmezken son birkaç aydır öyle gelişmeler oldu ki, Türkiye almadığı yolları almaya başladı. Neden acaba?

Ben Türkiye'nin son 20-25 yıldır çok kötü idare edildiğini düşünüyorum. Bunda tüm politikacıların, yöneticilerin payı olduğuna inanıyorum. 10 milyon liralık banknot çıkıyorsa bunun sorumlusu politikacılardır. Ne oldu da böyle olduk? Türkiye, evvelden beri yanlış bir politika izliyordu. Ortadoğu politikasında kendisini Araplar'ı kızdırmayalım, hem müşteri hem yatırımcı olarak gelmezler deniyordu. Bu nedenle İsrail'le yakın bir işbirliğine girilmezdi. Hatta büyükelçi düzeyinde değil, maslahatgüzar düzeyinde ilişki kurulurdu. Türkiye çok önemli bir stratejik karar aldı. Baktı ki, Arap ülkelerinden beklenen ilişki gelmiyor, İsrail'le stratejik bir işbirliğine girdi. Bu küçük bir olay değil. Bu durum özellikle ABD'nin tahmin edilenin çok üzerinde desteğini sağladı. Bu desteğin sağlanmış olması, Türkiye'nin dengelerini değiştirdi. İnanıyorum ki, Türkiye'nin AB adaylığında ABD'nin de çok büyük bir payı var. Türkiye'nin olduğu kadar.

AGİT'te sergilenen görüntüler, Türkiye'den geçen petrol boru hattının da bunun göstergesi olduğunu düşünüyorum. Bunun uzantıları, bir de dünya daha barışçı, liberal bir ortama geçiyor. Bu da Türkiye'nin Yunanistan'la ilişkilerinin iyileşmesine iyi bir zemin hazırladı. Gerçekten Türkiye'yi dış politikada yönetenler de bu konuda önemli adımlar attılar ve bir yumuşama dönemine girdiler. Maalesef iki zelzele bu halkların birbirine yakınlaşmasına neden oldu. Bu dış dengeler şunu ortaya koydu: Soğuk Savaş bittikten sonra Türkiye'nin öneminin azaldığı sanılıyordu. Ondan sonra ortaya çıkan ortam, gerek Yugoslavya, gerek Kafkasya'daki gelişmeler, gerek Afganistan'da olanlar, gerek Ortadoğu gerek Irak-İran tarafı, Türkiye'nin ne kadar önemli bir istikrar unsuru olduğunu Avrupa'ya gösterdi. Böylece gerçekten bir dış destek gördük, görmeye de devam ediyoruz. Yoksa ne IMF anlaşması, ne Dünya Bankası'ndan kredi desteği alırdık. Türkiye de bunu iyi değerlendiriyor diye düşünüyorum. Aldığımız kararlar dış politikaya da uyumlu olduğu için bugünlere geldik. Bize düşen görev, kamu harcamalarının azalması.

En büyük riskimiz üzerinde yaşadığımız yer olabilir
* Önümüzdeki hedeflerden biri de AB. Türk şirketleri AB'ye nasıl uyum sağlayacak? Hangi sektörler önem kazanacak, hangi sektörler zorlanacak?

Türkiye, Gümrük Birliği içinde. Sanayi mallarının mübadelesi içinde Avrupalılar'la dört senedir rekabet ediyor. Hizmet sektöründe bu yok, o da gelecek. Şunu görüyorum, önümüzdeki 15-20 yılda Türkiye, AB'nin üyesi olacak. Ama çok daha önce ekonomik bütünleşmeye gidecek. Bu konuda önemli bir araştırma yapılıyor. Michael Porter ve ekibi, Türkiye'nin uluslararası alanda hangi sektörlerde rekabet edebileceğini araştırıyor. Türkiye, 3-5 yıl içinde bankacılıkta rekabet edebilir, büyüyerek, bütünleşerek, birleşerek bunu yapabilir. Sanayide ihraç ettiği mallar zaten böyle bir rekabet ortamı içinde gelişen mallardır. Gelişmesi gereken en zayıf gördüğüm sektörler ise hizmet sektöründe yer alan turizm ve sigorta. Bu konularda eksiklikler var. Bu sektörler kendilerini geliştirmeli. 3-5 yıldan sonraki dönemde insan gücünü ne kadar teknolojiye yakın geliştirebilirse Türkiye, o kadar rekabetçi avantajlar sağlayabilir. Bugün Hindistan'da yazılım konusunda büyük bir uzmanlık oluşuyor. Hindistan bundan milyarlarca dolar kazanıyor. Devlet bunu planlayarak yapıyor ve özel sektör Batı'ya bilgisayar programları satarak olumlu bir trend yakalamış durumda. Türkiye'nin de buna benzer bir programlama yapabileceğini düşünüyorum, ama bu da orta vadede bir düşünce.

* Önemli ölçüde avantajlarımızı açıkladınız. Dezavantajlarımız nedir bu süreçte?

En büyük riskimiz coğrafi olarak bulunduğumuz yerdir. Komşularımıza baktığınız zaman riskli bir bölgedeyiz. Dolayısıyla Türkiye güneyinde, doğusunda, güneydoğusunda, kuzeyinde birtakım riskleri yönetmek mecburiyetinde. Önümüzdeki dönemde çeşitli etnik grupların elbirliğiyle yaşayabildiği bir ortamı yaratması en büyük avantajı, yaratamaması da en büyük riski olacak. Türkiye bütün bunları aşabilecek bir insan gücüne sahip, yönetici gücüne de sahip olacak.

Yönetim kalitesini yeni kuşak getirecek
* Yeni binyılda dünya ekonomilerine belirleyici olan ne olacak?

Önümüzdeki yüzyıl Türkiye için çok parlak bir yüzyıl olacak. Sıfırdan başlayıp çok önemli atılımlar sağladık. Dolayısıyla bunu bir hazırlık dönemi olarak görüyorum. En belirgin faktör iyi yetişmiş insan olacak. Eğitim konusunda bazı şikayetlerimiz olabilir. Ama artık benim dönemimdeki gibi sadece okullarda eğitim verilmiyor. İletişimin çok değişik kanalları var. Genç Türkiye'nin su ve enerji gibi stratejik bir takım unsurların başını tutarak çok kilit bir ülke olacağını düşünüyorum. G-20'ye bizi bu nedenle alıyorlar. Geleceğimize bakıp alıyorlar. Türkiye'yi çok parlak günler bekliyor.

* Türkiye'de çok ani değişimler neden oluyor sizce?

Türkiye'de belirli konularda değişim çok hızlıdır, belirli konularda da çok yavaştır. Bir kutuptan ötekine çok çabuk gidebilen bir havamız var. O yüzden biz Türkiye'de ya olmamız gerekenden fazla iyimser oluyoruz ya da karamsar oluyoruz. Bunu biraz törpülememiz lazım. Fakat Türkiye'de bir volatilite var. İstikrarın olmamasından kaynaklanan çalkantı. Şimdi alınan ekonomik önlemler bu çalkantıyı biraz azaltabilir. Dolayısıyla değişim çok daha yavaş yönlerde olur. Enflasyonun bu kadar yüksek olduğu, faizlerin gün içinde çok çalkalanabildiği bir ülkede sonuçlar da çok çalkantılı çıkıyor.

Ancak siyasette değişmelerin de çok yavaş olduğunu görüyoruz. Yani iki kutbu yaşıyoruz. Ekonomik açıdan çok hızlı değişiklikler varken siyasi açıdan onu bulamıyoruz.

Yeni yüzyılda yeni kuşaklar mutlaka politikaya, ülkenin idaresine yönlenmeli. Yeni kuşakların dünyayı çok tanıyarak geldiğini düşünüyorum. Türkiye'ye kaliteli bir yönetimi getirmenin, yeni kuşakların yapacağı en büyük ödev olacağını düşünüyorum. Yeni 100 yılın yolu buradan geçecek.

ABDURRAHMAN YILDIRIM


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır