Artýk 2000 yýlýndayýz... Yeni yüzyýlýn ilk günü, haftasonuna denk geldiði için, yýlbaþý ve yüzyýlbaþý rehavetinden yarýndan itibaren çýkýlacak ve bir anlamda yeni yüzyýlýn rutinine yarýndan itibaren girilecek.
21.yüzyýl acaba nasýl bir yüzyýl olacak?
Turgut Özal, 1992 yýlýnda Üçüncü Ýzmir Ýktisat Kongresi'nde yaptýðý tarih” konuþmada 21.yüzyýl hedefini sloganlaþtýrmýþtý. "21.yüzyýlýn Türkiye'nin ve Türk dünyasýnýn yüzyýlý" olmasý hedefini koymuþtu.
Türk dünyasý, Türkiye'nin doðu yönünde uzanýyor. Ve, ne ilginç bir paradokstur ki, Türkiye, 21.yüzyýla, baþlamasýna çok kýsa bir süre kala eline verilen bir "adres" ve "yol haritasý" ile girdi. Türkiye, Avrupa Birliði'nin "aday" ülkesi. Bu demektir ki, 21.yüzyýlda alacaðý yolun yönü belli. Hedef belli...
Bu, Turgut Özal'in yaklaþýk 9 yýl önce bu yüzyýl için koyduðu hedefle çeliþiyor mu? AB'ye aniden, 1987 yýlýnda "tam üyelik" baþvurusunu gündeme getiren Turgut Özal, acaba 1989'da Konsey'in Türkiye'nin "tam üyelik" baþvurusunu nezaketle geri çevirmesinden ve 1991'de Sovyetler Birliði'nin daðýlmasýndan sonra "rota"yý, doðuya, yeni baðýmsýzlýðýný elde eden Türk cumhuriyetlerine doðru mu çevirmiþti?
Bu arada, Özal'in ölümünden önce, ýsrarla altýný çizdiði bir hususu daha hatýrlamak gerekiyor; Türkiye'nin "Asya boyutu"nun farkýnda olarak, bir an önce Asya Kalkýnma Bankasý üyeliði ve Asya Olimpiyat oyunlarýna katýlmamýz gerektiðini vurguluyordu. Ayrýca bir de uyarýda bulunuyordu. "Türkiye, bunda da gecikmemeli. Bir an önce harekete geçmeli..."
Bu uyarýda, AB'ye Yunanistan ile eþzamanlý tam üyelik baþvurusu yapýlmasýndaki ihmali hatýrlatýyor, AB üyeliðine baþvurunun gecikmiþ olduðunu da elbette ima etmiþ oluyordu.
Bütün bu olgularý altalta toplarsak, Türkiye'nin AB'ye aday üyeliði; yani 21.yüzyýlda Avrupa bütünleþmesi içinde yer almasý hedefi ile Turgut Özal'ýn 1992'de koyduðu "21.yüzyýlý Türkiye'nin ve Türk dünyasýnýn yüzyýlý yapma" hedefi çeliþmiþ olmuyor mu? Bu iki "tercih" birbirine zýt istikametleri ifade etmiyor mu?
Ýlk bakýþta öyle; biraz daha boyutlu bakýnca deðil... Zira ayný Özal, 1989'daki Avrupa'nýn üstü kapalý red cevabý üzerine dahi kafasýný karýþtýrmamýþ, AB üyeliðinin "uzun ince bir yol" olduðunu tekrarlamýþtý. Yeni yüzyýlýn, tüm kimliklere kendini daha fazla ifade imkâný saðlayacaðý ve dünya çapýnda ele alýndýðýnda 20.yüzyýlý aþan bir demokratik ülkeler yaygýnlýðý getireceði belli. Bunun yanýsýra, global sistem, ülkeleri büyük uluslararasý gruplaþmalarýn içinde mevzilenerek varolmaya zorluyor. Öyleyse, Türkiye'nin Avrupa bütünleþmesine gözünü dikmesi doðrudur. Kaldý ki, bu Türkiye'nin "geleneksel tarih” yönelimi"ne uygundur.
Türkiye, malžm kültürel ve din” farklarýndan dolayý, "Avrupa ile bütünleþmesi"ni, Avrupa'ya eklenmek suretiyle zaten yapamaz. Türkiye, Avrupa yapýsý içinde bakýldýðýnda, istese bile bir Litvanya, bir Slovakya, bir Romanya, vs. olamaz. Türkiye ile Avrupa'nýn bütünleþmesi, bir "iltihak" ya da "kabul"den ziyade, bir "izdivac"ý andýracaktýr. Bu yüzden, Türkiye, güçlü kozlarla Avrupa'da yer almasý gereken bir ülkedir. Týpký Ýspanya'nýn Avrupa bütünlüðüne, tüm Latin Amerika'daki nüfuzunu da taþýmasý gibi, Türkiye de, Türk cumhuriyetleri üzerindeki etkisini Avrupa'ya katmak; yani bir "Avrasya güç merkezi" olarak oluþmak durumundadýr.
Ne var ki, bunu yerine getirebilmek için, Türk cumhuriyetlerinden farklýlaþmaya; dolayýsýyla onlara gerçek anlamýyla "örnek" teþkil etmeye mecburdur. Türkiye'nin, Türk cumhuriyetlerine ilginç gelebilecek özelliði de budur zaten. Avrupa'nýn 1999 yýlýnda hýzlý bir "strateji rötuþu" ile Türkiye'yi "aday" ilân etmesindeki beklentisi de, esasen, budur. Amerika'nýn bakýþ açýsý dar aynýdýr ve Avrupa üzerinde Türkiye lehinde yürüttüðü yoðun kulisin gerekçesidir.Farklýlaþmanýn ve örnek teþkil edebilmenin "anahtar"ý ise, Türkiye'nin Avrupa standardlarýnda ve kalitesinde bir "demokrasi" haline dönüþmesidir.
21.yüzyýlda Türkiye'nin öncelikli hedefi, iþte budur!