|
|
Atatürk ve din
Son iki asırdan beri süregelen yenileşme ve çağdaşlaşma aşamasında Cumhuriyet dönemimizin ve O'nun kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'ün ayrı ve müstesna bir yeri vardır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olan Atatürk, Osmanlı Devleti'nin siyasi ve askeri sahada yıkılış süreci içine girdiği, sivil ve asker aydınların din kültürü dahil doğu ve batı kültürünü en iyi şekilde aldığı bir dönemde yetişmiştir. Birinci Cihan Harbinin sona ermesi ve Mütareke'nin ilanıyla birlikte İstanbul'a dönen Atatürk, İstanbul'da kalıp Bakan olmak hevesine düşmemiş ve zor olanı tercih ederek Üçüncü Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a çıkmıştır. Bu dönemde devletin korunması ve vatanda birliğin temini için din bilginleri ve aşiret reisleri dahil herkesle ya yüzyüze görüşerek, ya da yazdığı mektuplarla düşüncelerini onlara ileterek yabancı güçlerin Osmanlı Devleti'nin parçalanmasına yönelik planlarına karşı çıkmıştır.
Atatürk'ün; İslam Dininden, Hz. Peygamberden övgü ve hürmetle bahseden, müslümanlığından dolayı iftihar ettiğini dile getiren pek çok sözü vardır.
DİNİMİZ SON DİNDİR
Nitekim; Balıkesir Zağnos Paşa camiinde okuduğu hutbede "Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara hakayık-ı diniyeyi tebliğe memur ve resul olmuştur... İnsanlara feyiz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir, ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate tamamen tevafuk ve tetabuk ediyor... Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış... Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletin devamına imkan yoktur..." diyor. (Dr. Utkan Kocatürk Atatürk'ün fikir ve düşünceleri Ankara 1971)
Atatürk, Kur'an-ı Kerim'in Türkçe'ye çevrilmesinin gerekçesi ile ilgili olarak şunları söylemektedir.
"Türk Kur'an'ın arkasından koşuyor; fakat O'nun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın..." (Osman Ergin Türk Maarif 1-5 İstanbul 1977)
NASİHAT VE ÖĞÜT
Bu ifadeden de anlaşıldığı gibi Atatürk halkın Kur'an'ın içindekileri anlaması için tercüme edilmesini istemiş bunun için de TBMM'ne talimat vermiştir. Bugün de bir çok din bilgini tarafından kaynak eser olarak istifade edilen Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın "Hak Dini Kur'an Dili" isimli tefsiri TBMM'nin Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine ayırdığı ödenekle yazılmıştır. Diğer yandan Atatürk; milletimizin daha iyi anlaması için, hutbelerin mevize (nasihat, öğüt) bölümünü Türkçeleştirmiştir.
İslamiyet ve Kur'an-ı Kerim hakkındaki düşünceleri bu meyanda olan ve "Ben Luther olmayacağım" diyen (Ş. S. Aydemir. Tek Adam, C.3.Sh. 496. Afet İNAN'dan naklen, İst. 1981) Atatürk'ün Laiklik Anlayışı da; "Laiklik yalnız din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini tekellüf etmektedir." (din hürriyetine kefildir) şeklindedir.
Bu tanımlamanın anlamı gayet basittir: "Din vardır, ama dinde zorlama yoktur" Zaten Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 256. ayeti kerimesindeki "Dinde zorlama yoktur." ..hükmü de bunu emretmiyor mu?
Laiklik, dinsizlik demek değildir. Nitekim Atatürk;
"Laik hükümet tabirinden, dinsizlik manasını çıkarmaya yeltenen fesatçılara fırsat vermemek lazımdır." demiştir.
1938 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nin onbeşinci yılı kitabında da, yani Atatürk'ün sağlığında benimsenen Laiklik Prensibi, şu şekilde izah edilmiştir:
"Milli ve İçtimai hayata ferdin dinsiz, şu veya bu itikat sistemine mensup oluşu, milli ve içtimai vazifesi bakımından ne bir kusur, ne de bir fazilet sayılamaz. Türkiye'de dinin dünya işlerinden ayrı tutulduğu, laikliğin ilan olduğu andan itibaren, hiç kimse, hiç bir ibadete icbar edilemez. Hiç kimse vicdanının ilhamı ile kabul ettiği ibadetten men olunamaz." (CHPXV. Yıl Kitabı, sh. 12-13, zikreden; Ş.S Aydemir, a.g.e., sh. 454).
MEHMET NURİ YILMAZ
|
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|